Abid ve Arif Zâtın Kötülüğe Karşı İyilik Dersi
Âbid ve ârif bir zâtın kendisine yapılan kötülüğe iyilikle karşılık verdiği ibretlik kıssa, affetmenin, güzel ahlâkın ve gönül terbiyesinin hikmetini anlatıyor.
Şeyh Sâdî Hazretleri naklediyor:
ÂBİD VE ÂRİF ZÂTIN GÖNÜL EĞİTEN CEVABI
Birisi âbid ve ârif bir zât ile karşılaşmış. Fakat uzaktan onu İslâm düşmanı bir gayr-i müslim zannederek gidip ensesine bir tokat atmış.
O âbid ve ârif zât, hiç kızmadığı gibi, üstelik bir de üzerindeki gömleğini çıkarıp ona bağışlamış.
Adam utanarak özür dilemiş ve demiş ki:
“‒Aman efendim! Bana hediyeniz değil, affınız lâzım. Ben büyük bir hatâ ettim. Siz bana gömlek bağışlamayın; ettiğim hatâdan dolayı asıl beni bağışlayın!”
O ârif zât ona şu karşılığı vermiş:
“‒Ben ne kadar şükretsem az ki senin zannettiğin gibi değilim! Bunun şükrânesi olarak ne ikram etsem azdır!”
Hisse:
Îman, bu cihandaki en büyük mazhariyet. Mehmed Âkifʼin dediği gibi;
Îmandır o cevher ki İlâhî, ne büyüktür!
Îmansız olan paslı yürek sînede yüktür!..
Îman, en büyük mânevî servetimiz. Hakîkaten, dünya bizim olsa ve yeryüzünde bin yıl yaşasak, fakat îmandan mahrum kalsaydık, bunun ne kıymeti olurdu? Zira dünya da fânî, ömür de. Îmânın getirdiği saâdet ise ebedî…
Esas hayat olan âhirette kulu kurtaracak yegâne şey, hakikî bir îmânın gerektirdiği samimî bir kulluk. Dolayısıyla bizleri yegâne hak dîn olan İslâm ile müşerref kıldığı için Rabbimizʼe ne kadar şükretsek az. Bu nîmetin şükrânesi olarak ne kadar büyük bir fedakârlıkla gayret etsek, yine de bir “hiç” hükmünde…
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Müminlerin Gönül Ufku, Erkam Yayınları