Zenginlik ve Fakirlik Bir İmtihan mıdır?

TEFEKKÜR

Zenginlik mi daha zor, fakirlik mi? İnsan neden imtihan edilir? Varlık ve darlık karşısında insanın gerçek karakterini ortaya çıkaran imtihanın hikmeti.

Hayat baştan sona imtihandır; varlıkla, darlıkla, sağlıkla, hastalıkla, zenginlikle, fakirlikle, günahla, sevapla, imanla, inkârla vesaire…

İNSAN NEDEN İMTİHAN EDİLİR?

İmtihan, insanın kalitesini ölçme vasıtasıdır. İmtihan edilmeden insanın değeri bilinemez. Hak Teâlâ’nın kulunu imtihan etmesi, onun gerçek mahiyetini bilmek için değil, durumunu kendisine bildirmek ve göstermek içindir. Zira Mevlâ, imtihan etmeden de kulunun durumunu bilir. Öğretmen öğrenciyi imtihan etmeden not verse, öğrenci buna itiraz edebilir; “Benim notum daha yüksek olmalıydı” diyebilir. Fakat imtihan neticesi kendisine gösterilirse itiraz etmez, zira soru ve cevaplar bellidir. Amel defterleri de bir nevi karne gibidir.

“Amel defterleri ortaya konur ve Sen günahkârların o defterde yazılı olanlardan korktuklarını görürsün. Onlar, ‘Vay başımıza gelenler! Bu nasıl bir defter ki küçük büyük ne varsa hepsini ortaya koyuyor’ derler. Zira bütün yapıp ettiklerini orada hazır bulurlar. Rabbin hiçbir kimseye haksızlık etmez.” (Kehf, 49)

İnsan akıl, irade ve hürriyet sahibidir. Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Kendisine sayısız nimet ve imkân bahşedilmiş, emaneti yüklenmiş ve sorumluluk altına girmiştir. Kulluk görevini yerine getirip getirmediği ancak imtihanla belli olur.

“İnsanlar, ‘İnandık’ demekle kendi hallerine terk edileceklerini ve imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar? Andolsun ki biz onlardan daha öncekileri de imtihan ettik. Allah elbette doğru olanları da bilir, yalancıları da bilir.” (Ankebût, 2-3)

ZENGİNLİK İNSANI NASIL DEĞİŞTİRİR?

İnsanı değerlendirmede fakirlik ve zenginlik önemli iki ölçüdür. İnsanın davranışları fakirlik ve zenginlik hâlinde farklı olur. Dünya nimetleri her zaman ve herkes için hayır getirmez. Sağlam bir iman ve iradeye sahip olmayanlar için servet felaket sebebi olabilir. Servetin baş döndürücü cazibesine kapılarak yoldan çıkar, şımarır, başkalarını hakir görmeye başlar. “Gerçek şu ki insan, kendini kendine yeterli görerek azar. Şüphesiz dönüş Rabbinedir.” (Alâk, 6-7-8)

“Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı alay etmeyi âdet edinen herkesin vay hâline! O ki mal toplamış ve onu sayıp durmuştur. Malının kendisini ölümsüz kılacağını zanneder.” (Hümeze, 1-3)

Bazı kimseler paraları olmadığı için parayla işlenecek günahlara bulaşmazlar. İmkân bulsalar hiçbir günahtan geri kalmazlar. Derler ya; kedinin kanadı olsa yeryüzünde kuşların kökünü kurutur. Mesela namazında niyazında, orucunda, kendi hâlinde mütevazı bir şekilde yaşayan bir müslüman gün geliyor, zengin oluyor. Sonra bakıyorsun kısa bir zaman sonra huy değiştiriyor; içkiye, kumara alışıyor, gayriahlaki işlere bulaşıyor. Sonuçta bin bir zahmetle kazandığı malı, sağlığını, itibar ve haysiyetini kaybetmeye, rezil rüsva olmaya vasıta yapıyor. Hâlbuki fakirken içkiye, kumara, fuhşa verecek parası yoktu. Kendi helal kazancı ile kıt kanaat geçinip gidiyordu ama mutluydu. İyi bir insan, iyi bir vatandaş olarak yaşıyordu; sağlığı ve itibarı yerindeydi.

VARLIKLA VE DARLIKLA İMTİHAN

Allah kullarını zenginlik ve fakirlikle imtihan eder. Zengin şükreder, yoldan çıkmaz, nimetin hakkını verirse Allah’ın rızasını kazanır. Kullar arasında da itibar ve saygı görür. Süleyman Aleyhisselam her türlü servet ve güce sahipti. Kuş dilini bilir; rüzgâra, cinlere, hayvanlara hükmederdi. Buna rağmen kendisini servet ve saltanatın cazibesine kaptırmamış, bunları bir imtihan vasıtası saymış, kibre kapılmamış, hep şükür üzere yaşamıştır

“Süleyman, Davud’a vâris oldu ve dedi ki: ‘Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden bir pay verildi. Doğrusu bu, apaçık bir lütuftur.’ Süleyman’ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları toplandı. Hepsi bir arada onun tarafından düzenli olarak sevk ediliyordu. Nihayet Karınca Vadisi’ne geldikleri zaman bir karınca, ‘Ey karıncalar, yuvalarınıza girin! Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin’ dedi.” Süleyman onun sözünden dolayı gülümsedi ve dedi ki:

“Ey Rabbim! Gerek bana gerek ana babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işleri yapmaya beni muvaffak kıl. Rahmetinle beni iyi kulların arasına kat.” (Neml, 15-19)

“Yusuf aleyhisselam, “Ey Rabbim! Bana saltanat verdin ve rüyaların tevilini öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Benim dünyada ve ahirette velim Sen’sin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni salih kulların arasına kat.” (Yusuf, 101) diyerek dua etmiştir.

Servet ve saltanat sahiplerinin imtihanı çok ağırdır. Hz. Süleyman, Hz. Yusuf gibilerin saltanat karşısındaki tavırları, bütün servet ve iktidar sahipleri için örnek olmalıdır. Bu hususta en canlı örneklerin başında Hazreti Peygamber gelir. Tevhid davasında her türlü dünyevi teklifi reddetmiş, bir kral gibi değil mütevazı bir kul gibi yaşamıştır. Peygamberler zenginliği gaye değil, basit bir vasıta olarak görmüşler; gönül zenginliğine sahip olarak gönüllere hükmetmişlerdir. Firavunlar ve Nemrutlar ise sahip olduklarının efendisi değil kölesi olmuşlardır.

“Kendisine saltanat verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim’le tartışmaya giren Nemrud’u bildin mi?” (Bakara, 258)

Kârûn’un hazinelerinin anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Nasihatlere aldırmadı. Sahip olduğu servete kendi bilgisi sayesinde ulaştığını söyleyip kibirlendi ve o da Nemrut gibi helâk oldu.

Zenginlik ve Fakirliğin Getirdiği Sorumluluklar

Zenginliğin ve fakirliğin sebep olduğu kötülükler vardır. Pek tabii ki bu kötülükler bizatihi fakirlik ve zenginliğin kendisinden değil, bunları yerli yerince kullanmayanlardan kaynaklanmaktadır. Zenginlik mal çokluğu ile değil, gönül tokluğu iledir. Fakirlik istenmez, zira fakirlikten kaynaklanan pek çok olumsuzluklar ve sıkıntılar vardır. Hazreti Peygamber (s.a.v.) de açlığın, fakirlik ve zenginliğin şerrinden Allah’a sığınmıştır. Fakat fakirlik de zenginlik de hayatın bir gerçeğidir; herkes her şeyle imtihan ediliyor. Mühim olan her şeyin hayırlısını talep etmek, Allah ve Resulünün belirttiği ölçülere uygun olarak hareket etmektir.

Varlıkla imtihanın, yoklukla imtihandan daha zor olduğu görülmektedir. Zenginlerin sorumluluğu daha fazladır. Malı hem kazanırken hem de harcarken harama, helale çok dikkat etmek gerekir. “Malı nereden kazanıp nereye harcadın?” diye hesaba çekileceğiz. Ayrıca mal mülk sevgisi hırsa dönüşürse daimî bir açgözlülük olur. Asıl açlık mide açlığı değil, göz açlığıdır. Gözü aç olanları doyurmak mümkün değildir. Hazreti Peygamber bu hususu şöyle ifade etmiştir:

“Allah’a yemin ederim ki, sizler için fakirlikten korkmuyorum. Fakat ben, sizden öncekilerin önüne serildiği gibi dünyanın sizin önünüze serilmesinden, onların dünya için yarıştıkları gibi sizin de yarışa girmenizden, dünyanın onları helâk ettiği gibi sizi de helâk etmesinden korkarım.” (Buhari, Rikak 7)

Efendimiz ayrıca şöyle buyurmuştur: “Bundan sonra size dünya nimetlerinin ve ziynetlerinin açılmasından ve onlara gönlünüzü kaptırmanızdan korkuyorum.” (Buhari, Zekât 47)

Bolluk İmtihanı ve Dünya Hırsının Tehlikeleri

Hz. Ömer’in halifeliği döneminde İran fethedilmiş ve Medine’ye bir hayli ganimet gelmişti. Gelen ganimetler hemen halka dağıtılmıştı. Şehirde hiç fakir ve aç kimse kalmamış, herkes bolluk ve refah içinde yaşamaya başlamıştı. İşte o zaman Hz. Ömer şöyle demişti:

“- Cenab-ı Hak daha önce bizi yokluk ve fakirlikle imtihan etti, biz o imtihanı kazandık. Şimdi bollukla imtihan ediyor; korkarım bu imtihanı kazanmakta güçlük çekeceğiz.”

Hz. Peygamber ve Hz. Ömer’in de belirttiği gibi, savaşlar genellikle dünyanın yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip olma hırsından kaynaklanmaktadır. Bernard Shaw bu korkunç hırsı şöyle ifade etmiştir: “Kan kokusu almış bir köpek balığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir.”

Bu vahşi anlayış ve tavır dünyamızı cehenneme çevirmekte, karanlık bir geleceğe işaret etmektedir.

Amerika dünyanın sahibi ve patronu gibi hareket etmekte, hiçbir insani ve ahlaki kural tanımadan modern eşkıyalık sergilemektedir. Kendisi zengin olduğu hâlde fakirin son lokmasına göz diken bu anlayış ve tavırdan asla hayır gelmez. Baskıyla barış ve huzur asla temin edilemez.

Görüldüğü gibi gözlerini servet hırsı bürüyenler hem kendileri hem de bütün insanlık için en büyük tehlikeyi teşkil etmektedirler. Karnı aç olanları doyurmak mümkündür fakat gözü aç olanları doyurmak mümkün değildir. Zira sonsuz arzu ve ihtiraslar sonlu imkânlarla tatmin edilemez.

“Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla tatmin olur.” (Ra’d, 28)

Kaynak: Ali Rıza Temel, Altınoluk Dergisi, Sayı: 488