Zariyat Suresi 50. Ayet Ne Anlatıyor?

KUR’ÂNIMIZ

Zâriyât Suresi 50. ayetin Arapçası, meali ve tefsiri; Allah’a sığınmanın önemi ve insanın iman edip kulluk etmesi gerektiğine dair verdiği mesajlar.

Ayet-i kerimede şöyle buyrulur:

ZÂRİYÂT SURESİ 50. AYETİN MESAJI

Zariyat Suresi 50. Ayet Arapça:

فَفِرُّٓوا اِلَى اللّٰهِۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ

Zariyat Suresi 50. Ayet Meali:

(Peygamber şöyle dedi:) “Şu hâlde Allah’a sığının. Şüphesiz, ben sizin için O’nun tarafından apaçık bir uyarıcıyım.” (Zâriyât, 51/50)

Bilgi:

İnsanı yaratan Allah, onu kendisine iman edip kulluk etmekle yükümlü kılmıştır. Bu yükümlülüğü hatırlatmak için tarihin çeşitli zamanlarında peygamberler göndermiştir. Gönderilen bu peygamberler de insanları Allah’a iman etmeye çağırmıştır. Bazı topluluklar ise peygamberlerinin bu çağrısını kabul etmemiş ve peygamberlerini yalanlamışlardır. Örneğin Lût’un -aleyhisselâm- kavmi onun getirdiği ilahî mesajları yalanlamıştır. Firavun da Hz. Mûsâ -aleyhisselâm-’ın getirdiği Tevrat’a iman etmeyip “Rabb”lik iddiasında bulunmuştu. Bu kavimler, her şeyi yaratan Allah’a sığınsalardı, sonunda başlarına gelen ilahî azaplara uğramayacaklardı.

Mesaj:

  1. Yalnız, Allah’a sığınmak ve O’nun gösterdiği yolda yürümek gerekir.
  2. Peygamberlerin görevi insanları uyarmaktır.
  3. İnsan, nefsine uyarak Allah’tan kaçmak yerine olanca gücüyle O’na yaklaşmaya çalışmalıdır.

Kelime Dağarcığı:

Nezîr: Uyarıcı.

Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler

TEFSİR

Zariyat Suresi 50. Ayet Tefsiri:

  1. Yeryüzünü de biz yayıp döşedik. Doğrusu biz ne güzel döşeyicileriz!
  2. Her şeyi çift yarattık; umulur ki düşünüp öğüt alırsınız.
  3. De ki: “O halde Allah’a koşun! Şüphesiz ben, O’nun tarafından size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.”
  4. “Allah’tan başka bir ilâh daha edinmeyin. Ben, O’nun tarafından size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.”

Allah Teâlâ’nın sonsuz kudretinin tecellilerini gösteren tarihî misallerden sonra burada aynı hususa delâlet eden ve Cenâb-ı Hakk’ın ölüleri diriltmeye de elbette kâdir olduğunu gösteren üç kevnî delile yer verilir:

› Göklerin yaratılması:

Allah Teâlâ gökleri büyük bir kuvvet ve kudretle binâ etmiştir. Bu bakımdan orada yaratıcının kemal derecesinde her şeye kadir olduğunu gösteren belgeler bulunmaktadır. Burada kullanılan مُوسِعُونَ (mûsi‘ûn) kelimesinde iki mâna vardır. Birincisi “güç ve kudret sahibi” demektir. Buna göre âyetin mânası şöyle olur: “Bu gökyüzünü, birinin yardımı ile değil, kendi gücümüzle yarattık. Onun yaratılması bizim gücümüzün üstünde bir şey değildir. Buna rağmen siz nasıl olur da, bizim sizi tekrar yaratamayacağımızı düşünebilirsiniz?” İkincisi ise “genişleten” demektir. Buna göre de mâna şöyle olur: “Bu büyük kâinatı biz sadece bir kere yaratıp bırakmadık, aksine o kâinatta sürekli genişletme yapıyoruz. Her an o kâinat içinde yaratmamızın yepyeni, dehşete düşüren gelişmeleri olmaktadır. Böyle güçlü ve muazzam yaratıcının şahsını, yeniden yaratma konusunda siz nasıl aciz sanabilirsiniz?”

› Yeryüzünün yayılıp döşenmesi:

İnsanların ve diğer canlıların yaşayabilmesi için yeryüzünde yapılan düzenleme akıllara hayranlık verecek derecede kudret tecellileriyle doludur.

› Her şeyin çift çift yaratılması:

Teklik yalnız Cenâb-ı Hakk’a mahsustur. O’nun dışında canlı cansız bütün varlıklar çift olarak yaratılmıştır. (bk. Ra‘d 13/3; Yâsîn 36/36) Evrende her şeyin eşi olduğu, ancak onunla bir anlam kazanıp sonuç verdiği gibi, bu aynı zamanda dünya hayatının bir eşi olarak âhiretin varlığının da zaruri olduğunu ortaya koyar. Çünkü ağaçlar eşleşmeden meyve vermediği gibi, âhiretle eşleşmeyen dünya hayatı da meyvesiz ve mânasız kalır.

Bu delillerin beyân edilmesinden maksat şudur: Bunları yaratan Allah Teâlâ, Hz. Muhammed (s.a.s.)’i peygamber olarak göndermiş ve onun vasıtasıyla insanları tevhide ve yalnızca kendine kulluğa davet etmektedir. O halde şirki terk edip tevhide, putlara kulluğu bırakıp Allah’a kulluğa, küfrü bırakıp imana, sapıklığı bırakıp hidâyete, şeytana itaatten Rahman’a itaate, cehaletten ilme, günahlardan tevbeye, nefislerin tasallutundan kurtulup Allah’a koşmak; Allah Teâlâ’nın kulluğu ve zikrinde müstağrak olmak gerekir. Değilse Fuzûlî’nin:

“Kim ki Allah’tan ibâ eyler

Başka dergâha ilticâ eyler.”

“Allah’tan, Allah’a kulluktan, O’na doğru koşmaktan yüzçeviren kimse, kesinlikle Allah’ın dergâhını bırakıp başka bir dergâha sığınmış olur” beytinde bahsettiği büyük tehlikeye düşmüş olur.

Ebussuud b. Ebulaşâir (k.s.) Allah’a yakın kul olabilmenin temel esasları olarak şunları söyler:

›  “Tam bir kalp huzuru ile dili Allah Teâlâ’yı zikirle meşgul etmek.

›  Kalbi Hakk’ın murakabesine, yakınlık duygusuna çekmek. Hatta biraz da zorlayarak…

›  Allah rızâsı için nefsin boş arzularıyla mücadele etmek.

›  Hakk’a tam kulluk edilmesi için temiz lokma yemek. Yani helâl lokma. Zira helâl lokma esastır. Duygular onunla temizlenir, kalp onunla sâfiyetini bulur.” (Velîler Ansiklopedisi, II, 586)

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com