Yüzüne Bakınca Allah’ı Hatırlatan Kaç Dostun Var?

TEFEKKÜR

Yüzüne baktığımızda bize Allah’ı hatırlatan dostlar, gönlümüze huzur verir ve mânevî hayatımıza yön katar.

Bir Semih abimiz var; hatır bilir. Çoğu zaman araşırız, yazışırız, birbirimizin hâlini sorarız. Bir gün Trabzon’a ziyaretimize geldi. Otururken ona: “Semih abi, sana bakmak bana hep Allah’ı hatırlatıyor. Sözlerin, yüzün sanki ötelerden bir şeyler anlatıyor bana. Ne güzel adamsın.” dedim. Tebessüm etti, yanakları hafiften kızardı. Baktım bir damla yaş süzüldü yanağına. Hem sevindi hem de bu ağır temsil karşısında hicap duydu. Bunu kendisine deyince şunu fark ettim. Bu hayatta bize Allah’ı hatırlatan kaç sîmâ, kaç dost, kaç insan var?

Hayatın gürültüsü, koşturmacası ve dünyevi meşguliyetleri arasında ruhumuzun zaman zaman yorulduğunu hissederiz. Gözümüzü açtığımız sabah ile kapattığımız akşam arasında o kadar çok ses, görüntü ve kirliliğe maruz kalırız ki kalbimiz giderek ağırlaşır. İşte tam bu noktada, kalbimiz bir sığınak arar. İnsan ömrünün en büyük sığınaklarından birini… Yüzüne bakıldığında bize Allah’ı hatırlatacak dostları…

ALLAH’I HATIRLATAN DOSTLARLA BİRLİKTE OLMANIN ÖNEMİ

Bugün modern insanın en büyük sancısı, kalabalıklar içinde yalnızlaşması ve hayatın anlamını kaybetmesidir. Manevi eksenden uzaklaşınca merkezle olan çekim azalır. Çevremizde yüzlerce insan, sosyal medyada binlerce arkadaşımız olabilir. Lâkin ruhumuzu dinginleştirecek, bize Allah’ı hatırlatacak kaç dostumuz var acaba?

İnsan, fıtratı gereği etkilendiği varlıklara benzer. Sürekli dünyaya tapan, hırsı ve dünyevî ihtirasları besleyen çevrelerle oturup kalkmak, bir süre sonra kalbin kararmasına, Allah’la bağın zayıflamasına yol açar. Ruh, bu mânevi çölleşme içinde derin bir sancı duyar. İçten içe: "Ben neredeyim, nereye gidiyorum?" sorusunu sormasını sağlayacak bir aynaya ihtiyaç duyar. Yüzüne bakıldığında Allah’ı hatırlatan bir dost, bu sancıya sürülecek en şifâlı merhemlerden biridir.

Cenâb-ı Hakk, Kur'an-ı Kerim'de dostluğun ve beraberliğin manevi boyutuna şöyle dikkat çeker: “Sabah-akşam Rabbine ibadet ve niyazda bulunan ve O’nun cemâlini (rızâsını) isteyen mü’minlerle beraber sen de sabret…” (el-Kehf, 28)

Bu ayet, insanın kiminle oturup kalkması gerektiğinin en net pusulasıdır. Dünya süsüne aldanmış bir kalabalık yerine; Rabbini zikreden, sabreden ve duruşuyla bize ahireti hatırlatan dostlarla birlikte olmalıyız.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Kişi dostunun dîni üzeredir. Bu yüzden her biriniz, kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin.” (Tirmizî, Zühd, 45; Ebû Dâvûd, Edeb, 16)

ALLAH’I HATIRLATAN BİR DOST OLABİLMEK

Bugün, Hüdâyi Vakfımızın öncülüğünde Değer Halkaları Platformu olarak yüzlerce farklı noktada yaygın eğitim faaliyeti yapan, insanların kalbine dokunmaya gayret eden binlerce kardeşimiz var. Yaygın eğitim yapan kişilerin yüzünde, hâlinde ve duruşunda insanlara Allah’ı hatırlatacak, onlara güven ve huzur verecek müstesna bir ifade olmalıdır. Bizler hem o nurlu sîmâyı aramalı hem de o sîmâ olmak için çaba göstermeliyiz. Çünkü irşad ve eğitim, ancak hâl ile kemâle erer.

Her bir yaygın eğitimci sadece ders veren bir muallim değil, aynı zamanda gençlerin daralan kalplerine ferahlık veren birer gönül mimarı olmak mecburiyetindedir. Gençlerimizin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey, teorik cümlelerden ziyade, hâl diliyle yaşayan, baktıklarında onlara secdeleri, tespihleri ve ahireti hatırlatan ideal şahsiyetlerdir.

Demek ki önümüzde iki katlı, mukaddes bir vazife duruyor. Birincisi; hayatın bu gürültülü ve yorucu gündeminde, Semih abiler gibi bize Rabbimizi hatırlatan, bizi dünya hırsından çekip alarak ötelerin iklimine taşıyan hakiki dostları bulmak, arayıp buldurmak ve o meclislerin kıymetini bilmektir. İkincisi ve belki de en elzem olanı; bizzat o adamlar olmak, o nurlu ve güven veren sîmâyı kendi yüzümüzde, tavrımızda ve ahlâkımızda kuşanmaktır.

Şimdi hepimiz açıkça kendimize şu iki soruyu soralım. Bugün hayatımızda, yüzüne baktığımızda kalbimize huzur veren ve bize Allah'ı hatırlatan kaç dostumuz var? Bize bakıldığında ne kadar Allah’ı hatırlatıyoruz? Bu iki soru bizim başucu sorularımız olsun inşâallah.

Kaynak: Kadir Bekar, Altınoluk Dergisi, Sayı: 488