Yetmiş Yıllık İman mı, Son Nefes mi? Âriflerin Büyük Kaygısı
İmanla yaşamak kadar imanla göçebilmenin de ehemmiyetine dikkat çeken bu ibretli kıssalar, âriflerin neden ömür boyu âkıbet endişesi taşıdığını ve insanı son nefese hazırlayan hassas kulluk şuurunu gözler önüne seriyor.
Şeyh Ahmed Harb’in, Behram adında yaşlı bir komşusu vardı ki mecûsî idi, yani ateşe tapardı.
YETMİŞ YILLIK HAYAT MI, SON NEFES Mİ BELİRLEYİCİ?
Şeyh Ahmed Harb – Behram Kıssası
Ahmed Harb Hazretleri bir gün Behram’a îman telkîninde bulundu. Yaşlı mecûsî dedi ki:
“–Ey müslümanlar ulusu! Sana üç şey sorayım. Cevap verebilirsen senin dînine îman edeceğim.”
Şeyh Ahmed “sor” deyince Behram:
“–Allah bu halkı niçin yarattı? Ve dahî rızkını da verdi, fakat niye bunları öldürür? Mâdem ki öldürür, neden diriltir?” diye sordu.
Şeyh Ahmed, bu suallere şu cevâbı verdi:
“–Halkı yarattı ki, O’nun varlığını ve birliğini bileler, ilâhî kudret ve azamet tecellîlerinin idrâki içinde olalar. Rızkını verdi ki, O’nun rezzâklığını ve merhametini bileler. Öldürür ki, O’nun kahhârlığını bileler. Geri diriltir ki, O’nun bâkîliğini bileler. Velhâsıl hayâtın her safhasındaki hâdisat ve vukuâtta O’nun kâdir-i mutlak olduğunu idrâk edeler.”
Behram bunları duyunca îmân etti. Fakat Şeyh Ahmed Harb o an dehşete kapılarak bayıldı. Ayıldığında:
“–Yâ Şeyh, ne oldu?” diye sordular. Dedi ki:
“–O an bana bir hitap geldi ki; Behram yetmiş yıllık ateşe tapan bir kâfir idi, şimdi müslüman oldu. Sen yetmiş yıllık müslümansın, son nefesinde ne olacağını bilir misin?!.” (Tezkiretü’l-Evliyâ, s. 97)
Dolayısıyla her nefesimizi, dünya hayâtımızın son ânını hayırdan ibâret kılacak bir kıvamda geçirmeye gayret etmeliyiz. Buna ilâveten ebedî kurtuluşumuz için dâimâ Hakk’ın rahmet ve mağfiretine sığınmalıyız.
Cüneyd-i Bağdâdî Hz. ve Yaşlı Köpek
Cüneyd-i Bağdâdî -kuddise sirruh- Yemen çöllerinde gezerken bir av köpeği görmüş. Bakmış ki dişleri dökülmüş, arslanlara saldıran pençesinde kuvvet kalmamış, miskinleşmiş, kocamış tilkiye dönmüş. Vaktiyle yaban öküzlerine, geyiklere atılır, onları tutarken, şimdi ev koyunlarından tos yemeye başlamış.
Cüneyd, o köpeği öyle zavallı, bitkin ve hâlsiz görünce kendi azığından ona bir parça vermiş. Ve bu köpeğe karşı hüzünle şu sözleri söylemiş:
“Ey köpek! Bilmem ki yarına ikimizden hangimiz daha iyi çıkacak. Zâhire bakılırsa bugün insan olduğum için ben senden iyiyim. Fakat bilmem ki, kazâ ve kader başıma ne getirecek! Eğer îmânımın ayağı kaymazsa, başıma Cenâb-ı Hakk’ın affı tâcını giyeceğim. Eğer üzerimdeki mârifet kisvesi soyulacak olursa, senden çok aşağı olacağım. Zira köpek ne kadar kötü huylu olursa olsun, onu cehenneme götürmezler.”
İşte bu hissiyâtı kalbinde taşıyan bir mü’min, dünya hayâtını bir mayın tarlasında yürürcesine müstesnâ bir hassâsiyet ile yaşar. Dünyada varacağı son konağın, cennet bahçelerinden biri olması için kabristanların sessiz irşâdına cân u gönülden râm olur. Ölüme hazırlığın, kendine kabir hazırlamak değil, kabre kendini hazırlamaktan ibâret olduğunun hikmetine erer.
Şâh-ı Nakşibend’in Rüyadaki İkazı
Vefâtından sonra sevenlerinden biri Şâh-ı Nakşibend Hazretleri’ni rüyasında görmüş ve sormuş:
“–Ne amel işleyelim ki kurtuluşa erelim?”
Hazret buyurmuş ki:
“–Son nefeste ne ile meşgûl olmak gerekirse, onunla meşgûl olunuz.”
Ecel gelip çattığında en mahâretli eller bile artık tutmaz olur. Bundan sonra insan için ne ter dökme, ne yorulma, ne üşüme, ne de üşenme vardır. Yani Allah yolunda ibâdet, hizmet ve gayrete mânî olan bütün beşerî mâzeretler son bulur. Lâkin artık ibâdet ve gayret vakti değil, ilâhî hesaba çekilme zamanıdır. Allah için sâlih amel işleme zamanı, dünya hayâtıdır. O fırsat elden kaçtı mı bir daha geri dönüşü yoktur.
Cüneyd-i Bağdâdî’nin Sözü
Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri der ki:
“Dünyanın bir günü, âhiretin bin senesinden hayırlıdır. Çünkü dünyanın bir gününde rızâ-yı ilâhîyi tahsil etme imkânı vardır. Âhirette ise dünyadaki gibi amel-i sâlihler yapıp da kazanma imkânı yoktur. Orada sadece ömrün hesabı vardır.”
Bu itibarla kâmil mü’minler, dünyayı âhiretin tarlası bilip ömürlerini hayırlı ameller işlemek için ilâhî bir mühlet kılındığının farkında olarak yaşarlar.
Hazret-i İlyas ile Azrâil (a.s.)
Rivâyete göre Hazret-i İlyas -aleyhisselâm-, ölüm meleği ile karşılaşınca biraz ürperir. Bunun üzerine Azrâil -aleyhisselâm-:
“–Sen bir peygambersin yâ İlyas, ölümden mi korktun?” der.
Hazret-i İlyas şöyle cevap verir:
“–Hayır, ölümden ürkmedim. Ben hayâtımın bitmiş olmasına üzüldüm. Çünkü hayâtımı ibâdetle, tebliğle geçiriyordum. Kulluktan lezzet alıyordum. Fakat şimdi kabirde kıyâmete kadar rehin kalacağım. Onun için mahzun oldum.”
Şiirle Verilen Mesaj (Hayat–Ölüm Dengesi)
Şâir, mü’minin nasıl bir hayat yaşaması gerektiğini ne güzel hulâsa eder:
Seni annen doğurup attığı gün dünyaya,
Ağlıyordun; bütün âlem gülüyordu bir yanda.
Şimdi öyle bir ömür sür ki, ölürken gülesin;
Çağlasın gözyaşı hâlinde cihân arkanda...
İşte mühim olan, sâlih ameller ve hayır-hasenât ile gök kubbede hoş bir sadâ bırakarak ömür defterini kapatabilmektir. Hakk’ın dîvânına bu hâlet-i rûhiye ile, böylesine müsterih bir vicdan, selîm bir kalp ve yüz akıyla varabilmek, en büyük saâdettir.
Güzel Türkçemizde; “Son gülen iyi güler.” diye hikmetli bir söz vardır. Bunun mânâsı, kişiye son nefesinde perdeler kaldırılıp gideceği makam gösterildiğindeki tebessümden daha güzel bir tebessümün olmadığıdır. Kulun bu cihandaki en güzel, en mânâlı, en mes’ut tebessümü, o andakidir.
Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlakından 1, Erkam Yayınları