Yetiştiren Ne Kadar İyi Olursa, Nesil de O Kadar İyi Olur mu?

ÇOCUĞUMUZ

Yetiştiren kişinin sevgisi, sabrı, fedakârlığı ve ihlâsı, yetiştirilen neslin ahlâkını, karakterini ve imanını ne kadar etkiler? Gerçekten iyi bir eğitimci, geleceğin neslini tüm yönleriyle şekillendirebilir mi?

Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, ‘Nesillerin yetişmesinde özel ölçüleriniz ve idealleriniz var mı? Nasıl bir nesil görmek istersiniz?’ sorularını cevaplıyor.

İYİ BİR EĞİTİMCİ NESİL YETİŞTİRMEDE NE KADAR ETKİLİ?

–Bu hususta; yetişecek nesilden önce, yetiştiren mühimdir.

Seven ve sevilen mühimdir, burada.

Çünkü yetiştiren hangi noktada ise yetiştirilen de o noktada olur. Yetiştiren hangi kıvamda ise, yetiştirilen de o kıvamda olur. Yetiştiren ne kadar değerli, gayretli, fedâkâr ise; yetiştirilen kezâ öyle olur. Yetiştiren ne kadar şuurlu ve şiarlı ise, yetiştirilen de o nisbette olur. Yetiştiren ne kadar sabırlı, olgun, başarılı ve karakterli ise; yetiştirilen de kezâ o kadar sabırlı, olgun, başarılı ve karakterli olur. Yetiştiren ne kadar îmanlı ve ihlâslı ise, yetiştirilen de öyle olur. Yetiştiren ne kadar Fatih’se, Akşemseddin ise; yetiştirilen de o kadar, o olur.

Burada bu kıvâmı verecek esas malzeme; sevgidir, muhabbettir. Muhabbet ise iki kalbin arasındaki cereyan hattıdır.

Bunun için; bir muallim / hoca; talebeyi sevecek, öğrettiklerini sevecek, yaşayacak. Talebe de hocasını sevecek.

Bizim tahsil zamanımızın üzerinden yarım asırdan fazla zaman geçti. Bu kadar zaman geçtiği hâlde; sevdiğimiz hocalarımızın, seven ve sevilen hocalarımızın ifadeleri hâlâ aklımızdadır, kalbimizdedir.

Meselâ Peygamber âşığı Yaman Dede’yi hiç unutmam. Gönlümde de duâlarımda da unutmam. Sınıfın kapısına geldiğinde; dersi kaynatmak isteyen güzel sesli bir arkadaş, onun yazdığı bir na‘ti yanık yanık okumaya başlardı: “Gönül hûn oldu şevkinden boyandım yâ Rasûlâllah!”

Bu sedâ karşısında Yaman Dede; içeri giremez, kapıda kalakalırdı. Gözlerinden ince ince yaşlar süzülür, dinledikçe derin derin hıçkırırdı. Belki arkadaşlarımız bu şekilde onun dersini kaynattıklarını zannederlerdi. Fakat aslında o bizi aşk-ı Peygamber potasında gönül gönül kaynatırdı. Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i nasıl sevmek gerektiğinin canlı bir timsâlini seyrederdik onda. Böylece Fahr-i Âlem Muhammed Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem’in muhabbeti, sevdası ve O Sultânü’l-Enbiyâ’ya candan itaat; gönüllerimizde bambaşka köklenirdi, hiç yıkılmaz bir çınar gibi büyüyüp giderdi elhamdülillâh.

Allah o hocalarımızdan ebedî râzı olsun. Onlar işte, Kur’ân ile gerçek bir eğitimin göz nûru nesillerini yetiştiren bahtiyarlardı.

Ancak; okuttuğu ilimden ve talebesinden bîgâne olan, sadece şekilde ve geometride kalan hocaların ise; öğrettikleri bir tarafa, adlarını dahî unuttuk. Onlar zaten o zaman bile derste yoktu! İsimleriyle, cisimleriyle her şeyleriyle unutulup gittiler.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile Mülâkatlar, Yüzakı Yayıncılık