Yetimlere Sahip Çıkmak Mümini Hangi İlâhî Lütuflara Ulaştırır?

VİDEOLAR

Abdullah Sert Hocaefendi, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yetimlere gösterdiği şefkati ve ümmetine bıraktığı bu büyük emâneti anlatıyor.

BİR MÜMİNİN YETİMLERE KARŞI VAZİFESİ NEDİR?

Son nefesinde bile yetimlerin hakkına riâyeti emreden Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, ümmetinin yetimleriyle bizzat alâkadar olmuş ve bu hususta şöyle buyurmuştur:

“Ben her mü’mine kendi nefsinden daha ileriyim, daha yakınım. Bir kimse ölürken mal bırakırsa, o mal kendi yakınlarına âittir. Fakat borç veya yetimler bırakırsa, o borç bana âittir; yetimlere bakmak da benim vazifemdir.” (Müslim, Cuma, 43; İbn-i Mâce, Mukaddime, 7)

Yine Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- her müʼminin ferdî ibadetler gibi içtimâî ibadetleri de güzelce îfâ etmesini ister, bunun için ashâbına sık sık sorardı:

“(Ashâbım!) Bugün Allah için bir yetim başı okşadınız mı?

Bir hasta ziyaretine gittiniz mi?

Bir cenâze teşyîinde bulundunuz mu?” (Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 12)

Ayrıca Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yetimlerin elinden tutmanın, o kırık kalpleri şefkatle ihyâ etmenin fazîletini ifade sadedinde:

“Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlaka cennete koyar.” buyurmuşlardır. (Tirmizî, Birr, 14/1917)

Fakat şunu da unutmamak îcâb eder ki yetimlerle alâkadar olmak; onlara sadece yeni elbise giydirmek, karınlarını doyurmak ve çikolata-bisküvi ikram etmekten ibaret değildir. Yetimlerle gerçek mânâda alâkadar olmak;

  • Kendi evlâdımıza gösterdiğimiz şefkat ve merhameti onlar için de gösterebilmeyi,
  • Onların dünyaları kadar âhiretlerini de düşünebilmeyi,
  • Onları zamâne şerlerinden koruyup İslâm şahsiyet ve karakteriyle yetiştirebilmeyi,
  • Onları Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼin örnek sîretiyle tanıştırabilmeyi,
  • Mâsum yüreklerini vahiyle buluşturabilmeyi gerektirir.