Yetimin Malına Yaklaşmayın: “Elinizi Yakar, Toplumu Sarsar!”

VİDEOLAR

Abdullah Sert Hocaefendi anlatıyor: "Yetimin malına yaklaşmayın!" ilahî ikazı toplumsal huzurumuz için ne anlama geliyor? Osmanlı’daki hassas vasi sisteminden çocuklara verilen sözün haysiyetine kadar; emanet bilincine dair sarsıcı gerçekler...

İslâm toplumu, tek bir ferdin mağduriyetinden tüm şehrin sorumlu tutulduğu muazzam bir emanet sistemidir. Abdullah Sert Hocaefendi; yetim malını korumadaki nebevî hassasiyeti, Osmanlı’nın bu uğurda kurduğu hayranlık uyandıran nizamı ve çocuklara verilen sözün imandaki yerini Kur’ân-ı Kerîm’in sarsıcı ikazları ışığında açıklıyor.

İSLÂM’DA EMANET BİLİNCİ: "YETİMİN MALINA YAKLAŞMAYIN!"

Bakın, burada da yine aynı şekilde Cenâb-ı Hak; “Yetimin malına yaklaşmayın!” buyuruyor. Yaklaşmayın; yani “Elinizi yakar!” demektir bu. Cenâb-ı Hak “Yemeyin!” demiyor, “Yaklaşmayın!” buyuruyor. Bu, “Aman dikkat edin!” demektir. Yetimin malına ancak rüşdüne (büluğ çağına) erinceye kadar, onu koruma ve geliştirme niyetiyle en güzel şekilde yaklaşabilirsiniz. Evet, tamamen koruma ve geliştirme amaçlı olarak o mala el sürebilirsiniz; kendi keyfiniz için ise asla dokunamazsınız.

OSMANLI’NIN YETİM MALINI KORUYAN MUAZZAM SİSTEMİ

Bir üniversite hocamız, aile vakıflarıyla ilgili bir toplantıda çok kıymetli bir hususu ifade etmişti. Dedi ki: "Osmanlı döneminde mahkemelerin özel görevlileri vardı. Bu görevlilerin vazifesi şuydu: Her gün şehrin kabristanına gider, akşama kadar orada beklerlerdi. Bir defin vaki olduğunda, vefat edenin geride yetim çocuğu kalıp kalmadığını hemen kayıt altına alırlardı. Bu bilgiyi derhal mahkemeye bildirirlerdi ki; çocuğa hemen bir vasi veya veli tayin edilsin, malı mülkü zayi olmasın ve başkalarının elinde mağdur edilmesin."

Devlet, bu kadar hassas bir sistem kurmuştu. Kadı efendinin vazifesi buydu; hiçbir yetimin malı zayi edilmeyecekti. İşte bu, Kur’ân-ı Kerîm’in emirlerinden süzülüp gelen İslâm sistemidir.

TOPLUMSAL MUSİBETLERİN MANEVİ SEBEPLERİ

Günümüze baktığımızda, nice yetimin maddi ve manevi mağduriyetlerine şahit oluyoruz. Maddi kayıplar bir tarafa; manen ihmal edilen, hayatın farklı alanlarında kötülüklere sürüklenilen nice Ümmet-i Muhammed evladı var. Elbette bunların bedelini toplum hem madden hem de manen ödüyor.

Bazen topluma musibetler gelir de biz onların kaynağını fark edemeyiz. Başınıza bir hayır gelirse Allah’tandır; fakat bir musibet gelirse —ki bu ekonomik kriz, deprem veya toplumsal bir kaos olabilir— bunlar çoğunlukla kendi ellerinizle işlediğiniz, farkında olmadığınız kötülüklere sürüklenmenizdendir. İnsanların kendi kazandıkları yüzünden karada ve denizde fesat zuhur etti, denge bozuldu.

Rakamların Ötesindeki Manevi Gerçeklik

Bizler çoğu zaman hesaplarımızı hep matematiksel yapıyoruz; rakamları topluyoruz ama işin manevi tarafına bakan yok. Bir musibet geldiğinde hep tek bir yöne odaklanıyoruz. "Biraz sağımıza, solumuza, bir de dönüp arkamıza bakalım; bizde bir kusur var mı?" diye düşünmüyoruz. Oysa bazen bir yetimin ahı toplumun ahengini bozuyor; bir garibin feryadı veya evinde terk edilmiş bir ihtiyarın ilticası topluma bedel ödetiyor. Toplum bunun farkında olmalı.

İslam Toplumunda Kolektif Sorumluluk: "Açlıktan Ölenin Katili Kim?"

Bir hadis-i şerifte buyurulur ki: "Bir İslâm toplumunda eğer bir insan açlıktan ölürse, Allah o toplumun tamamını onun katili olarak hesaba çeker." Tıpkı cenaze namazı gibi... Eğer bir Müslüman vefat eder de kimse namazını kılmazsa, o bölgedeki herkes —camiye gideni de gitmeyeni de— ahirette sorumlu tutulur. İslâm toplumu böylesine birbirine bağlı bir yapıdır. Mağdurlar olmamalı, ihtiyaç sahiplerinin eli tutulmalı ve gözyaşları silinmelidir ki topluma başka musibetler gelmesin.

EMANET BİLİNCİ: VERİLEN SÖZÜN HAYSİYETİ

Cenâb-ı Hak bu ayet-i kerimede yetim malını muhafazayı emrettikten sonra şöyle buyuruyor: “Verdiğiniz sözü de yerine getirin; çünkü herkes verdiği sözden mutlaka sorguya çekilecektir.” Hangi söz olursa olsun; büyüğün küçüğe, aile reisinin evladına verdiği sözler de buna dâhildir.

Çocuklara Verilen Sözün İmandaki Yeri

Dün bir sohbet grubunda Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) çocuklarla ilgili ahlâkını okuyorduk. Efendimiz, ailelerin çocuklarına verdikleri sözlere çok dikkat etmelerini isterdi. Bir gün bir eve teşrif ettiğinde, evin hanımı çocuğuna; "Evladım gel, bak sana ne vereceğim (hurma vereceğim)!" diye seslenmişti. Allah Resûlü (s.a.v.) sordu: "Ona gerçekten bir şey verecek misin?" Kadın; "Evet ya Resûlullah, vereceğim." deyince, Efendimiz buyurdu ki: "Eğer vermeseydin, (amel defterine) bir yalan yazılmış olurdu."

Çocuğun elinden oyuncağını almak veya onu yanına çağırmak için bile olsa, bir söz verildi mi yerine getirilmelidir. Müslüman toplum, sözün ve emanetin mukaddes sayıldığı bir toplumdur.