Yaşayan Hanefî Fakihi: Mehmet Savaş Hoca’nın Ders Usûlü ve İlmi

Fıkıh ve Günlük Hayat

Talebesi Dr. Cemal Kalkan’ın dilinden: Mehmet Savaş Hoca’nın derin bilgisi, samimi üslubu ve ilme adanmış hayatı, Hidâye dersleriyle fıkhın inceliklerini keşfetmemizi sağlıyor.

Mehmet Savaş Hocamızın adını ilk kez 2006 yılında, Dr. Ahmet Hamdi Yıldırım hocamın “Yaşayan önemli Hanefî fakihlerinden biri” ifadesiyle duydum. O andan itibaren Mehmet Savaş hocamı merak etmeye başladım. Ancak henüz kendisiyle tanışma fırsatı bulamadan, dört yıllığına Kazakistan’a gittim. Orada, uzun uğraşlar sonunda hocamızın ders kayıtlarına bir vesileyle ulaştım ve onları dinlemeye başladım. Daha sonra, internette bulabildiğim sınırlı sayıdaki ders kaydını da tekrar tekrar dinleyerek, bu birikimi Kazakistan’daki ilim talebeleriyle paylaşma imkânı buldum. Artık Mehmet Savaş hoca, yüz yüze görüşmek ve talebesi olmak için fırsat kolladığım biri hâline gelmişti.

YAŞAYAN HANEFÎ FAKİHİ: MEHMET SAVAŞ HOCA’NIN DERS USÛLÜ VE İLMİ

Mehmet Savaş Hoca ile İlk Tanışma ve İzlenimler

Kazakistan’dan döndükten sonra İstanbul’da iki yerde özel ders halkası olduğunu ve Hidâye okuttuğunu öğrendim. Bunlardan ilki Üsküdar Atik Valide Sultan Külliyesi’nde, bir diğeri de Süleymaniye Camii Külliyesinde bulunan Dâru’l-hadis Medresesi’ndeydi. Her iki derse de aksatmadan katıldım. Hocayı ilk defa 2013 yılında Süleymaniye ders halkasında gördüm. Arapça ibareleri telaffuz ederken muhatabını yormayan, aksine rahatlatan üslubu; hitabetindeki vakur hâl; talebeleriyle kurduğu samimi ilişki ve Hanefî fıkhını derinlemesine içselleştirmiş olması, bana Ahmet Hamdi hocamın beş yıl önceki sözünü yeniden hatırlattı. Hakikaten o, yaşayan önemli Hanefî fakihlerinden biriydi. İmam Şâfiî ile İmam Muhammed’in karşılaşması sonucunda İmam Şâfiî’nin dile getirdiği şu sözleri duydukça hocamı gördüğüm ilk anı hatırlarım: “İmam Muhammed’i ilk gördüğümde dikkatimi çeken, vakarıydı. Önce bu durumu maddi sebeplerle açıklamaya çalıştım. Fakat derslerine devam ettikçe fark ettim ki, meğer İmam Muhammed’in vakarı, ilminin heybetinden geliyormuş. O heybet, fıkıhmış.”

Süleymaniye ve Atik Valide’de Hidâye Dersleri

Süleymaniye’deki Hidâye derslerine çoğunlukla klasik usûl ile eğitim gören medrese hocaları, akademisyenler, din görevlileri ve lisansüstü öğrencileri katılmaktadır. Talebelerden bazıları bu derslere 40 senedir devam etmektedir. Ben ise bu katılımcılara kıyasla çok yeniydim. Savaş Hocanın ifadesiyle vücûh-i cedîdedendim.

2013 yılında “Kerâhiyye” bahsiyle başladığım Hidâye’yi elhamdülillah bitirmek nasip oldu. Kitap nihayete erdikten sonra, derse sonradan katılan talebelerin geçmiş derslerdeki eksikliklerini telafi etmeleri için “Hudûd” bahsinden itibaren yeniden okunmaya başlandı. Hidâye okumaları, bu metnin kaleme alındığı gün itibarıyla (09.04.2025) “Selem” bahsiyle devam etmektedir. 

Atik Valide’deki Hidâye okumalarının hedef kitlesi ise İslâm Hukuku alanında lisansüstü çalışmalar yürüten araştırmacılardır. Bu dersleri Süleymaniye’deki derslerden ayıran en önemli özellik, hocanın mahdumu Doç. Dr. Abdurrahman Savaş’ın pozitif hukukla mukayeseli sorular yöneltmesiydi. Bu sorular, derslere farklı bir derinlik kazandırıyordu.

Derse Hazırlık ve Manevi Atmosfer

2017 yılında Selçuk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinde göreve başlamam sebebiyle Atik Valide’deki bu dersleri bırakmak zorunda kaldım. Artık her hafta cumartesi günü yapılan Süleymaniye’deki dersleri takip edecek; bunun için Konya-İstanbul arasında yolculuk yapacaktım. Yaklaşık on iki yıldır devam ettiğim bu derslere Hoca efendi her zaman vaktinden evvel gelir, biz de sohbetinden istifade etmek için erkenden gelmeye çalışırdık. Derse başlarken, Arap hatiplerini imrendirecek derecede tok sesiyle hamdele ve salvele getirir, ardından şu meşhur duayı okurdu: “Sübhaneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ente’l alîmu’l-hakîm, Allahümme la sehle illâ mâ cea‘ltehû sehlâ ve ente tec’alu’l-hazne izâ şi’te sehlâ”.

Bu mukaddimeyle ders, baştan sona manevi bir atmosfere bürünürdü. Savaş Hoca dersi takrir etmeden önce konunun genel çerçevesini çizer, böylece ele alacağı meseleyi zihinlerimizde belirginleştirir; ardından ibareyi okumaya başlardı. Sonrasında da sıklıkla şu cümleyi kurarak dikkatlerimizi toplardı:

“Bakalım, söylediklerimiz ibâreyle ne kadar örtüşüyor”

Fakîhliğin ve Takrir Usûlünün Önemi

Gerçek bir fakîhin, “fakîhun bi’l-ibâre” değil, “fakîhun bi’n-nefs” olması gerektiğini sık sık vurgulardı. Yani mesele sadece ibareyi çözmek değil metnin ihtiva ettiği manaları zihinde tam olarak idrak etmekti. Ona göre gerçek fakîh; fıkıh melekesine sahip, usûlden furûa inebilen ve furûdan da küllî kaideleri çıkarabilecek yetkinlikte biri olmalıydı.

Ders esnasında mevcut Hidâye baskılarındaki hataları işaret ve tashih ederdi. Hatta Covid-19 Pandemisi sonrası online olarak devam ettiğimiz derslerde, Şâmile programı üzerinden bilgisayar ekranına yansıttığımız Hidâye metnindeki onlarca hatalı ibarenin bir tanesini dahi kaçırmazdı. Son dönemlerde görme duyusunun zayıflamasına rağmen, ekrana büyük puntolarla yansıtılan birkaç kelimeyle paragrafın tamamını zihninde canlandırır ve meselenin takririni rahatça yapabilirdi. Bu ve benzeri durumlar, hocanın Hidâye’yi neredeyse ezberlemiş olduğuna dair söylenenlerin hiç de abartı olmadığını gösterir niteliktedir.

Savaş Hoca, meseleyi açıklığa kavuşturmadan ilerlemek istemez; öğrencilerinden kimin konuyu anlayıp anlamadığını ise hâl ve tavırlarından rahatlıkla anlardı. Dersleri tedricen sürdürür ve anlaşılmayan bir hususu defalarca tekrar etmekten yorulmazdı. “Talebelerin gözlerindeki ışık ve başlarını hareket ettirerek anladıklarını ifade etmeleri, benim ders okutmamdaki en büyük hazlarımdan birisidir ve bu hazzı duydukça derslerime devam edeceğim” sözleri de bu kanaatimizi pekiştirmektedir.

Hataları Tespit ve Takrir Sanatı

Eğitim Fakültesi mezunu olmasının da etkisiyle, talebelerle iletişim kurarken hangi yöntemlerin kullanılacağını çok iyi bilir ve bu konudaki tecrübelerini derslerde latifelerle paylaşırdı. Mesela, talebenin kulağıyla ya da saçıyla oynamasının dersten sıkıldığına ve başını kitaptan kaldırmamasının da dersi anlamadığına delalet ettiğini söylerdi.

Talebelerle İletişim ve Soru-Cevap Yöntemi

Hoca efendinin takrir edeceği meseleye hâkim olduğu, elindeki tespihi keyifle çevirmesinden de anlaşılırdı. Zira meseleyi tasavvur ederken o kadar rahat bir tavır takınırdı ki dışarıdan görenler dostlarıyla sohbet ettiğini zannederdi. Nitekim ilerleyen yaşına rağmen herhangi bir meseleyi izah ederken konuya olan vukûfiyeti, rahat tavırlarından sezilmekte ve takrir üslûbu ile de dinleyicileri kendisine hayran bırakırdı. Meseleleri takrir ederken daha önce mütalaa ettiği kitaplara işaret eder ve ilgili sayfayı gözünün önüne getirircesine nakilde bulunurdu. Herhangi bir meseleyi takrir ederken konuşmasının soruyla bölünmesini istemezdi. Ancak konuşması nihayete erdikten sonra kendisine yöneltilen sorulardan rahatsız olmaz ve bu sebeple bütün talebeler rahatlıkla soru sorabilirdi. Sorulan sorudan talebenin derslere ne kadar süredir devam ettiğini rahatlıkla anlar ve sorulara muhatabının anlayacağı şekilde cevap verirdi. Cevap verirken talebenin konuyla ilgili çalışmalardan haberdar olması gerektiğini imâ ederek literatüre atıfta bulunurdu. “Bu konuyla ilgili falan kitabı okudun mu/kütüphanende var mı?” diye karşı soru sorardı.

Hatiplik, Samimiyet ve İlham Veren Dersler

Bazen derste, talebelerin hareketlerinden sıkıldıklarını anlar ve “istitrâden” diyerek anekdotlar anlatırdı. Doğrusu, ben de bu tür anekdotları anlatmasını hevesle beklediğim zamanlar olmuştur. Savaş Hoca, kendi tecrübeleri ve hatıralarıyla da talebelerini derinden etkileyen profesyonel bir hatiptir. Malum olduğu üzere, iyi bir hatip olmanın en önemli unsurlarından biri ses, jest ve mimikleri yerinde kullanmaktır. Ancak bundan daha önemlisi, samimi bir şekilde gönüllere dokunmaktır. Hoca, tüm bu özellikleri bir araya getirerek, konuşmalarıyla bizlere ilham veren dersler işler; biz de ilim yolunun yeni yolcuları olarak onun bu vasıflarından fazlasıyla istifade ederiz.

Dua ve Teşekkür

Cenab-ı Hak, muhterem hocamıza sıhhat, afiyet ve bereketli bir ömür lütfeylesin. İlmi, irfanı ve mümtaz şahsiyetiyle ümmet-i Muhammed’i müstefid kılsın. Onun gayretini, sadakatini ve ihlasını kabul eylesin. Talebelerine olan şefkati ve ilme duyduğu sadakati bizlere de ilham kılsın.

Kaynak: Dr. Cemal Kalkan, Altınoluk Dergisi, Sayı: 475