Vefâsız Mal, Sadık Dost: İnfakın Gerçek Bereketi Nedir?
İnfak edilmeyen mal, sahibini yarı yolda bırakır; Allah yolunda harcanan mal ise sahibine ebedî dost olur. Peki, gerçek bereket hangi kazançtadır?
Cimrilik edip infaktan uzak durmak, âhiret hayâtını tehlikeye atmaktır. Âyet-i kerîmede Rabbimiz:
“Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın...” (el-Bakara, 195) buyurarak biz kullarını îkaz eder.
VEFÂSIZ MAL, SADIK DOST: İNFAKIN GERÇEK BEREKETİ NEDİR?
İnfak edilmeyen mal ve nîmetler, vefâsız arkadaş gibidir. Gün gelip ömür sermâyesi tükenince o, vefâsızlığını gösterip sahibini yalnız ve muhtaç hâlde bırakır. Malından ve imkânlarından vefâ umanlar, onları Allah yolunda infâk ederek, kendisini güzel bir şekilde karşılamak üzere önceden âhirete göndermelidirler. Bunun için de nefsin cimriliğinden kurtulmak îcâb eder.
Cimriliğin Perdesi Ardında: İnfak Eden mi Kazanır, Biriktiren mi?
Nitekim âyet-i kerîmede ebedî kurtuluş için cimriliği yenmenin zarûreti şöyle ifâde buyrulur:
“...Kim nefsinin hırs ve cimriliğinden korunursa, işte onlar felâha erenlerin ta kendileridir.” (el-Haşr, 9)
Ancak iblis, insanın istikbâlini karartmak için çeşitli hîlelere başvurarak kalplere vesvese tohumları eker. Rızkı veren Allah olduğu hâlde, bu hususta insanın aklını çelmeye çalışır. Âyet-i kerîmede buyrulur:
“Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size çirkin şeyleri telkin eder. Allah ise size katından bir mağfiret ve bir lutuf vaad eder...” (el-Bakara, 268)
Şeytanın bu hîlesini çok iyi bilen Halîfe Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- vâlilerine dâimâ diğergâmlık ve cömertliği tavsiye ederek onları şöyle uyarırdı:
“Sakın sizi sıkıntı ve darlığa düşme ihtimâliyle korkutup iyilikten vazgeçirmek isteyen cimriyi, büyük işlere karşı azminizi gevşetecek korkağı ve zulme saparak size ihtirâsı iyi gösterecek hırs sahibini istişâre meclisinize sokmayın!”
Nefsin cimriliğinden ve şeytanın vesveselerinden kurtulabilenler, infâk ettiklerinin zâyî olmadığını, bilâkis onların âhirette kendilerini bekleyen saâdet sermâyeleri hâline geleceğini çok iyi idrâk ederler. Nitekim hadîs-i şerîfte buyrulur:
“Haklarında yeminle söz söyleyebileceğim üç haslet vardır; bunları iyi belleyiniz:
Sadaka vermekle kulun malı eksilmez.
Uğradığı haksızlığa sabredenin Allah şerefini artırır.
Dilenme kapısını açan kimseye, Allah fakirlik kapısını açar...” (Tirmizî, Zühd, 17)
Mevlânâ Hazretleri, infâkın malı eksiltmeyip bilâkis bereketlendirdiği hakîkatini ne güzel ifâde eder:
“Allâh’ın yarattığı yeryüzüne, temiz ve sağlam bir tohum ekilsin de, o bitmesin; buna imkân var mı?”
“Fânî ve gelip geçici olan bu yeryüzü, çeşitli ekinler, meyveler ve mahsûller vermekten vazgeçmezse, yeryüzünden daha geniş olan mânâ âlemi nasıl olur da mahsûl vermez?”
“Dünya toprağının mahsûlü hadsiz hesapsızdır. Bir dânenin bile mahsûlü yedi yüzdür. Buna dikkat et de, öbür tarafın mahsûlünün ne kadar olacağını anla! Mal, sadaka vermekle eksilmez; hayırda bulunmak, malı zâyî olmaktan korur!”
İbâdet ve muâmelâtın paha biçilmez sermayesi olan dünya hayâtının her ânı, ebediyet mücevherlerine dönüşecek âhiret tohumlarıdır. İnsan, bu âhiret tohumlarını dünya tarlasına ekerek ukbâda bunların mahsullerini toplar. Lâkin bu kıymetli tohumları nefsânî arzuların girdapları içinde ziyan ederse, o tohumlar, cehennem mahsulleri hâline gelir. Böyle bedbahtlara ne yazık! Kitap ve Sünnet’in rûhâniyeti ile tezyin edilen zamanlar ise ebedî cennet bahçelerinde yeşerecek olan saâdet tohumlarıdır.
İnfâk edilmeyen mal, vefâsız bir arkadaş gibiyken, infâk edilen mal, hayırlı ve sâdık bir dost gibidir. Hadîs-i şerîflerde buyrulur:
“Servet, bir müslüman için ne güzel arkadaştır. Yeter ki, o servetinden fakire, yetime ve yolcuya vermiş olsun!” (Ahmed, III, 21)
“(Kıyâmet günü) hesap görülünceye kadar herkes sadakasının gölgesinde olacaktır.” (İhyâ, I, 626)
Übeyd bin Ümeyr -rahmetullâhi aleyh- de bu hakîkati şöyle îzah eder:
“İnsanlar kıyâmet günü çok çetin bir açlık, susuzluk ve çıplaklık içinde haşredilecektir. Ancak Allah için yedireni Allah doyuracak; Allah için içireni Allah içirecek ve Allah için giydireni yine Allah Teâlâ giydirecektir.”
Kıyâmetin o zor gününde selâmete erenleri Rabbimiz şöyle müjdeler:
“Mallarını gece ve gündüz, gizlice ve açıkça infâk edenler yok mu, işte onların Rab’leri katında ecir ve mükâfatları vardır. Ve onlara herhangi bir korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar.” (el-Bakara, 274)
Velhâsıl, infâkı bir tabiat-ı asliye hâline getirip her ânımızda bütün imkânlarımızdan infak gayreti içinde bulunmamız, zamanın kıymetini bilip hayırda acele etmemiz gerekir.
Fecre Andolsun: Ömür Yaprağını Nasıl Dolduracağız?
Rabbimiz; “Fecre andolsun ki” buyuruyor ve her fecir vakti, ömür takviminden bizlere yeni bir yaprak açıyor. Bu ömür yaprağını nasıl dolduracağız? Ne kadar kendimiz için çalışacağız, ne kadar diğergâm olup mahrum ve yalnızların yanıbaşında bulunacağız? Kirâmen Kâtibîn melekleri, âhiret dosyamıza bugün neler yazacak? İşte mü’min, bu hakîkatleri rakîk bir kalp ile muhâsebe ederek zamanını en hayırlı amellere sarf etmelidir. Hazret-i Ömer’in buyurduğu:
“(İlâhî mahkemede) hesaba çekilmeden evvel nefislerinizi hesaba çekiniz.”[1] tâlimâtını kendine hayat düstûru edinmelidir.
Bizim de huzûr-i ilâhîye selîm bir kalple çıkabilmemiz için, ömür senedimizin vâdesinin dolacağı gün ve sonrası için hazırlıklı olmamız zarûrîdir.
Ömer bin Abdülaziz -rahmetullâhi aleyh-’in buyurduğu gibi:
“Âhirette nereye gitmek istiyorsanız, hazırlığınızı ona göre yapın!”
Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz’in şu duâsına gönülden “âmîn” diyerek sözlerimize son verelim:
“Allâh’ım! Ömrümün en hayırlı devresi sonu, amellerimin en hayırlı kısmı neticeleri, günlerimin en hayırlısı da Sana kavuştuğum gün olsun.”[2]
Âmîn...
Dipnotlar:
[1] İbn-i Kesîr, Tefsîr, I, 27.
[2] Süyûtî, Târîhu’l-Hulefâ, s. 103.
Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlâkından 1, Erkam Yayınları