Uzun Süre Haksızlığa Uğradım Şimdi Sürekli Beddua Ediyorum Bu Hakkım mıdır?
Uzun süre haksızlığa uğradım. Şimdi sürekli beddua ediyorum. Bu hakkım mıdır? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.
Şimdi bu tabii psikolojik bir vaka. Yani bu kardeşimiz işte diyelim ki 3 yıl, 5 yıl böyle bir psikolojik zorbalamaya maruz kalmış. O ortamdan kurtulmuş. Yani detayları bilmiyoruz ama farazi olarak konuşuyoruz. 10 yıldır da her gün beddua ediyor. Bu beddua çözüm olsaydı bir gün, 2 gün, 3 gün, 5 gün, 1 ay, 2 ay, 3 ay beddua ettin, rahatlardın. Çözüm olmuş olmaz da. Her beddua bu olayı daha derinleştiren bir çıkmaza doğru bizi sürükler. Dolayısıyla Cenabı Allah kullarının kardeş olmalarını istiyor. Binaleyh; "Ben hakkımı helal etmiyorum, ben hakkımı arayacağım, ben onlara beddua ediyorum" türünden kendimize yaptığımız telkinler bizi daha fazla handikapa sürükler, çıkmaz sokaklara doğru iter, bizim psikolojimizi daha da bozar. Bunun yerine affetmek lazım, bununla ilgilenmemek lazım. Hayat gibi çok değerli bir nimeti beyhude yere boş işlerle meşgul etmemek lazım. Bizim beddua etmekten daha önemli olan vazifelerimiz var. Birinin öbürünün bize yaptığının intikamını almaya düşmekten daha değerli bizim vaktimiz. Bunu Allah'a ibadetle, kullukla ve ahiretimizi kazanacağımız şeylerle geçirmemiz lazım.
Şimdi mesela bu kardeşimizin başına bir olay gelmiş diyelim. Yani buna haksızlık edilmiş, efendim psikolojisini bozmuşlar, şunu yapmışlar, bunu yapmışlar. Çok acı şeyler yaşamış. Yani detaylarını bilmiyoruz ama yaşamış diyelim. Peki bu kardeşimizin yaşadıkları Yusuf Aleyhisselam'ın kardeşlerinden gördüğünün yanında devede kulak olabilecek şey midir? Yani Yusuf'un kardeşleri 10 kardeş bir araya gelmişler, işbirliği yapmışlar. Karar vermişler ki Yusuf'u tasfiye edecekler, etkisiz hale getirecekler, uzaklaştıracaklar. Kimi "öldürelim" demiş, kimi biraz daha merhametli davranmış da efendim "uzak bir yere atalım" demiş. Nihayetinde Kenan ellerinde kör bir kuyu bulmuşlar, oraya Yusuf'u atmışlar. Bu kör kuyuya atılan Yusuf birkaç gün sonra orada efendim doğrudan değilse de dolaylı olarak ölecek. Yani aç, susuz bir insan bir kuyuda ne kadar yaşayabilir? Ölmedi diye de bazı anlatılara göre üstüne taşlar fırlatmışlar. Yani şimdi bu kardeşimiz Yusuf Aleyhisselam'ın kardeşlerinden gördüğü bu muameleyi görmüş müdür? Yani kardeşlerine sözlü olarak yaptıkları tacizler vesaireler filan onlar anlatılmıyor bile. Onlar sıradan şeyler, her insanın yaşayabileceği şeyler. Ama bu sözlü olmayı, dolaylı olmayı geçmiş. Kuyuya atıyorsun, bir de üstüne taş atıyorsun ölsün diye. Hadi olmuyor. Oradan geçen bir kervan kuyuda su var mıdır diye bir ip sarkıtıyor, kova sarkıtıyor. Kovaya tutunan Yusuf dışarıya çıktığında tekrar etrafını sarıyorlar. "Aa bu bizim kölemizdi, kaçtı." diyerek bir de manevi suikast yapıyorlar, itibar suikastı yapıyorlar.
Yani hür olan bir insanı köle diye satıyorlar. Şimdi bu kardeşimiz köle pazarında köle olarak satılmış mı? "Bana çok işkenceler yaptılar, çok ızdıraplar çektirdiler, psikolojimi bozdular, psikiyatrılık oldum" diye; tamam haklısın, oldum. Ama Yusuf'a kıyaslandığında sen aynı şeyleri yaşadın mı? Yaşamadın. Ha, şunu diyebilir biri haklı olarak; "Kardeşim herkesin ağrı eşiği, acı eşiği aynı değildir. Kimi bir tokatı büyütür, onunla kafayı sıyırır, delirir. Kimi de kurşun yer ama hiç oralı olmaz. Dolayısıyla insanları kıyaslamak doğru değil." diyebilir. Fakat itibar etme, yani ibret alma. Dolayısıyla bir yönüyle de insanın kendisine moral olabilecek bir kıyaslamayı yapması gerekiyor. Çünkü Cenabı Allah "Fettebiru ya ülil ebsar" diyor, ey insanlar, ey akıl sahipleri ibret alınız diyor. Yani geçmiş ümmetler böyle böyle yaptılar, başlarına böyle böyle bir şey geldi. Dolayısıyla kardeşim kıyaslama yapma. Yapmayayım ama sen de aynısını yaparsan aynı şey başına gelecek. Yani ben senin için bu kıyaslamayı yapmak lazım.
Hasılıkelam günün sonunda çok uzatmayalım şeyi. Yusuf Aleyhisselam'ın önünde kardeşleri süt dökmüş kedi gibi sıraya dizildiler. Şimdi Yusuf Aleyhisselam "Bana yaptıklarınızı hatırlıyor musunuz? Bana neler çektirdiniz? Öldürmeye teşebbüs ettiniz, olmadı üstüme kayalar attınız, olmadı itibar suikastı yaptınız, köle diye beni sattınız. Ben kölelik nedir? Bir peygamber evladına kölelik çektirdiniz. Sizin bana yaptıklarınızın hesabını bugün ben size sormaz mıyım?" dedi mi böyle bir şey? Yusuf Aleyhisselam kardeşlerine dönerek "Siz bana ne yaptınız ya?" dedi mi? Veya bir günden bir güne "Allah belalarını versin bana böyle işkence ettiler, şöyle yaptılar, köle ettiler, zindana atılmama sebep oldular." dedi mi? Demedi. "Ya ben onlara hakkımı helal etmem, hakkım varsa burunlarından fitil fitil getireceğim." dedi mi? Demedi. Ne dedi? "Bugün eski defterleri karıştırmak yok. Sizi üzecek, kıracak, endişelendirecek, size kötü herhangi bir şeyi hatırlatacak hiçbir muamele bugün yok." dedi. "Allah sizden razı olsun, ortaya çıktınız da benim köle olmadığımı şu Mısırlılara bir daha gösterme imkanı sizin sayenizde buldum." Yahut "Zaten seni köle diye satan bu kardeşlerindi" demiyor. Hiç karıştırmıyor eski defterleri.
Niye? Çünkü eski defterleri karıştırdın mı kendi psikolojini bozarsın. Ya kardeşim sen zaten psikolojin bozuk diye şikayet etmiyor musun? "Bunlar bana yıllardır mobbing uyguladılar, zorbalama yaptılar, psikolojimi bozdular" demiyor musun? Diyorsun. Senin psikolojin bunu düşündükçe daha çok bozulur. Psikolojinin düzelmesini istiyorsan Yusuf Aleyhisselam'ı örnek al. De ki; "Nasıl Yusuf Aleyhisselam kardeşlerini affetti? Ben de bunları affediyorum. Bütün defterleri kapatıyorum, sil baştan yapıyorum." Niye? Çünkü Allah'ın hatırı var. Allah'ın hatırı var. Ne demek Allah'ın hatırı var? Cenabı Allah kulların arasında kavga istemiyor. Biri haklı, biri haksız, böyle bir şey istemiyor Cenabı Allah, onun yerine bağışlayan kul istiyor. Karşılığında da diyor ki: "Eğer sana bir haksızlık yapıldığını mı düşünüyorsun? Senin hakkının yendiğini mi düşünüyorsun? Sana zulmedilmiş, sana şu yapılmış, sana bu yapılmış. Bunu mu düşünüyorsun? Allah bir fırsat veriyor sana. Madem bir kriz var, her kriz fırsatlar doğurur. Cenabı Allah diyor ki: "Kardeşini bağışla, ben de seni bağışlayayım." diyor. Bundan daha büyük bir lütuf olur mu? Bundan daha büyük bir nimet olur mu? Bu kardeşimize Cenabı Allah açık çek veriyor. "Sana haksızlık yapan, seni zorbalayan, sana psikolojik işkence çektiren kimseleri, kardeşlerini affet, ben de seni affedeyim." diyor. Var mı öyle bir babayiğit? "Yok ya Rabbi ben hakkımı helal etmiyorum onlara, hesaplaşalım.
Ben de öyle bedavadan cennete girmek istemiyorum. Hak ettimse cennete gireyim." diyebilecek bir babayiğit var mı? Yok öyle bir şey. Hazır Allah ayağına kadar böyle bir fırsat getirmiş. "Affettim senin için ya Rabbi" de, cenneti kazan. Yoksa cenneti kazanmak yaptığımız amellerle mümkün değil. Burada şöyle bir şey akla gelebilir; yani adamların bana yaptığı o haksızlık, zulüm onların yanına kar mı kalsın? Kalmaz. Allah onun hesabını sorar. Sen kendini kurtarmaya bak. Allah günahkardan günahlarının hesabını sorar. "Femen ya'mel miskale zerratin hayran yere, ve men ya'mel miskale zerratin şerran yere." Zerre miktarı şer işleyen o yaptığı kötülüğün cezasını çeker diyor. Sen bağışladın diye kamu davası düşmez. Ama ne olur? Sen bağışladığın zaman sen kurtarırsın, sen rahatlarsın, senin psikolojik olarak yıpranman durur. Aksi halde bak mesela bu kardeşimiz her gün beddua, her gün lanet okuyor. Ama şu var değil mi hocam? Yani onları kalbinden Allah için bağışlayacak ama onlara gidip de "Ya ben sizi bağışladım, ne güzel yaptınız bana ama ben sizi bağışlıyorum" demek zorunda değil.
Gerekiyorsa onu da diyecek. Yani adam geldi dedi ki; "Ya hakkını helal et" dedi. "Helal olsun kardeşim" ama demedi, demediyse uzaktan yapsın. Dediğinde yüzüne desin. Fakat "hakkını helal etti" diye; yani diyelim ki siz bana haksızlık yaptınız, ben size hakkımı helal ettim diye sizin yaptığınız haksızlık silinmez. Ne zaman silinir sizin haksızlığınız? Öyle içten samimi bir tövbe edersiniz, gelir helallik alırsınız, o zaman silinir. Yoksa tek taraflı olarak benim yaptığım bir eylemle ben kendimi kurtarmış olurum. Şimdi böyle kin taşımak, içinde bir insanın nefret biriktirmesi kadar onu zehirleyen başka bir şey yoktur. Ya bu kardeşimiz kendini resmen zehirliyor. Yani günde 20 paket sigara içen bir insan kendini ne kadar zehirliyorsa bu kardeşimiz kendini onun 20 kat daha fazlası zehirliyor. Çünkü içinde bir nefret birikmiş, bir gaz birikmiş. Yani infilak etmek üzere bir bomba taşıyor içinde. Ne gerek var ya? Sen kendini kurtarmaya bak. Kimsenin yaptığı yanına kar kalmaz. Ama şunu unutmamak lazım; kimsenin cezasını biz hakkıyla veremeyiz. Yani şimdi adam öyle bir yerde sana öyle bir bakış atmıştır ki yerin dibine girmişsindir. Yani sen tutup adama istediğin kadar bak, o onun karşılığı olmaz. Ama Allah herkesin yaptığının, ettiğinin karşılığını verir. Onun için aslında bağışlamak demek, affetmek demek; "Aradan ben çekiliyorum" demek. Arada sen kaldığın sürece adaletin tam tecellisine mani oluyorsun. Yani şimdi Cenabı Allah o haksızlık yapanın yaptığı haksızlığın bedelini ona ürettirecek. Ama sen adeta diyorsun ki; "Sen karışma ya Rabbi, ben alacağım, ben onun intikamını kendim alacağım." diyorsun. Ya kardeşim sen ne kadar intikam alacaksın? Çekil aradan. "Ya Rabbi" de "Ben aradan çekildim senin hatırına. Sen diyorsun ya ey kullarım kardeş olun, ben aradan çekildim. Ya Rabbi sen ne yaparsan yap." Bu o kadar ağır bir şey ki yani karşı taraf için öldürücü darbe bu. Sen ama rahatlıyorsun. Onun için bu kardeşimiz intikam almak istiyorsa gerçekten aradan çekilsin.
Onun için akıllı olmak lazım, akıllı olmak lazım. İntikam hiçbir zaman veya "hakkımı helal etmiyorum, ben bağışlamıyorum" türünden içte kin ve nefret biriktirecek cümleler kurmak bir insana kar getirmez. Daha fazla onu yıpratır, daha çok psikolojisini bozar, bağışıklık sistemini ayaklar altına alır. Onun yerine "Ya Rabbi ben onu bağışladım, denklik bir mesele yok artık." Bundan sonra kamu davası işler. Eğer samimi olarak inşallah tövbe eder, Allah'a kendini affettirir. Ama yapamazsa; "Ben aldım Allah'tan alacağımı. Allah bu sayede beni bağışladı ya. Ben alacağımı aldım. Gerisi beni ilgilendirmiyor." Allahu alem.