Ümmü Züfer Tesettürü İçin Neden Dua İstedi?
Ümmü Züfer’in (r.a.) hastalığına rağmen tesettür hassasiyetinden vazgeçmeyişi, sabrı ve Rasûlullah’ın (s.a.v.) duasıyla gelen ibretli kıssası.
Rasûlullah Aleyhisselâm, ilk vahiyden başlayıp, vefat edinceye kadar Ashâbı üzerinde titizlikle durup, onları çok iyi yetiştirmiştir.
Ashâb-ı Kirâm, O’nun her buyruğuna ânında itaat etmiş, emir ve tavsiyelere sımsıkı sarıldığı gibi, yasaklardan da şiddetle kaçınmışlardı.
Peygamber ve Ashâbı’nı örnek almakla mükellef olan ümmetin duruşu ise, oldukça farklı boyutlardadır…
Allah ve Rasûlu’na itaat üzere olanlar olduğu gibi, isyân üzere olanlar da vardır. Kur’ân ve Sünnet çerçevesinde bir hayat sürenler olduğu gibi, bunun dışına çıkanlar da çok vardır. Peygamber ve Ashâbı örnek almak gibi bir izzetin içinde hayat sürenler olduğu gibi, kendilerine başka örnek ve önderler edinip, onların dalâlet yoluna yönelenler de yine çok vardır maalesef.
Burada vereceğimiz örnek, öyle düşündürücü bir hâdisedir ki bu konuyu hangi başlık altında işlemek gerekir diye çok zorlanıyoruz. Bu yüzden hâdisenin tam karşılığı olmamakla birlikte “Kılık Kıyafet Destanı” ifadesini kullandık.
Hadîs-i Şerîf, Buhârî ve Müslim kaynaklı olduğu gibi, aynı zamanda başka muteber kaynaklarda da rivâyet edilmektedir.
ÜMMÜ ZÜFER’İN TESETTÜR HASSASİYETİ NEDEN ÖNEMLİYDİ?
(Hz. Abdullah) İbn Abbâs’dan (radıyallahu anhumâ) rivâyet edilmiştir. Atâ bin Ebû Rebâh’a; Ben sana cennet kadınlarından bir kadın göstereyim mi diye sordu? Atâ; “Evet göster” dedi. (Abdullah bin Abbâs radıyallahu anhumâ) dedi ki: “İşte şu (iri yapılı, uzun boylu, Habeşî) siyahî kadındır! Bu kadın, bir keresinde Rasûlullah Aleyhisselâm’a geldi de:
“Yâ Rasûlallah! Ben sara hastasıyım. Bu hastalık bana vurunca (sara nöbetim gelince, kendimi kaybettiğim gibi, yere düştüğümde) üst başım açılıyor, yırtılıyor! Benim için Allah’a duâ ediver (de bu hastalığım geçsin)” dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurdu;
“İstersen hastalığına sabret! Bunun karşılığında sana cennet vardır! İstersen sana âfiyet şifâ vermesi için Allah’a duâ edeyim.”
O kadın: “Ben (hastalığıma) sabredeyim! Ancak sara nöbetim gelince üst başım açılıp saçılıyor (açılıyorum)! Açılıp saçılmamam için duâ ediver” diye istekte bulundu.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de onun (açılıp saçılmaması) için duâ etti! Böylece o kadının üst başı açılmaz oldu.
Evet…
Yaşanan hâdise bu, rivâyet edilen Hadîs-i Şerîf de bu.
Ummu Zufer adıyla kaynaklara geçen bu hanımefendi hakkında, pek fazla bir malumatımız yoktur. Fakat sıradan bir kadının bile, kılık kıyafet konusundaki böyle bir hassasiyeti, onu ölümsüz kılmış, bu Hadîs ve hâdise ile bu kılık kıyafet destanı, kıyâmete kadar dillerden düşmeyecektir.
Ashâb-ı Kirâm arasında, erkek olsun hanım olsun, çok meşhur Sahâbîler vardır. Ummu Zufer ise, kıyıda köşede kalmış, hakkında doğru dürüst malumat olmayan, sıradan biridir. Ancak onun, kılık kıyafet konusundaki hassasiyeti, onu sıradanlıktan çıkarıp, çok özel konuma yükseltmesi, bu Hadîs-i Şerîf ile tescil edilmiştir.
ÜMMÜ ZÜFER’İN SABIR VE HAYÂ HASSASİYETİ NEYDİ?
Hadîs-i Şerîf’te görüldüğü gibi, bugün adına “sara” dediğimiz bir hastalığı olan bu kadın, sara nöbeti esnasında bayılıp yere düşüyor ve ister istemez üst başı açılıyordu tabii. Onun bu hâli, onu çok rahatsız ettiğinden dolayı, bu hastalıktan kurtulması için Rasûlullah Aleyhisselâm’ın gelip, O’ndan şifâ için duâ etmesini istiyor.
Rasûlullah Aleyhisselâm, sadece o ân, o şahsı ve o ânını kurtarmak için değil, kıyâmete kadar gelecek bütün Müslümanlar’a evrensel bir mesaj veriyor burada! Yeter ki, bu büyük mesajı görüp alabilelim.
İlk önce “sabır” tavsiye ediyor. Hemen ardından da “sabrın karşılığı cennettir” buyuruyor. Hemen ardından da “istersen duâ edeyim” diyor! Yani “İstersen sabret, cennete gir; istersen iyileşmen için duâ edeyim” diye buyuruyor!
Kadıncağız, bir ân durup, cennet ile sağlık arasında tercih yapmak durumunda kalıyor. Yani bu hastalığa sabrederse “cennetlik” olacağı müjdesi var! Bu büyük müjde karşısında, sabredeceğini söyleyerek, cenneti tercih ediyor.
Cennetlik olmak her Müslüman için en büyük arzudur elbet. Ancak bunun da ciddi bedelleri vardır tabii. Kimse, öyle durduk yerde cennetlik ya da cehennemlik olmuyor ki!
Saralı kadın, bir yandan cennetlik olma aşkına düşerken, diğer yandan da edeb ve hayâ derdine düşüyor! Sara nöbeti gediğinde üst başı açıldığı için, bu illetten kurtulmak istiyor. Yani onun isteği: “benim sara hastalığım var, saram tutunca çok kötü oluyorum; bundan kurtulmam için duâ et” şeklindeki, sadece sağlık problemi değildi! Kötü olmak, canının yanması, yerlere düşmesi, bağırıp çağırması ile çektiği sıkıntı değil; “üst başım açılıyor” dert ve edebî dikkat çekiyor! İşte; sıradan bir kadını, sıradanlıktan çıkarıp, çok özel bir konuma taşıyan büyük fazilet! Kadının, büyük bir hassasiyetle düşündüğü, setr-i avret yani!
Rasûlullah Aleyhisselâm’ın iki teklifi olmuştu. Biri sabır, diğeri şifâ duâsı! Kadıncağız ikisini de istiyordu. Ama burada ikisi bir arada olmuyordu. Ya hastalığına sabredip, cennetlik olacak ya da şifâ duâsı alıp, bu hastalıktan kurtulacaktı!
Ahlâk, edeb ve hayâ, sadece bir malumat değil, îmân etmiş her mü’min ve yine İslâm’a her yönden teslim olmuş bir Müslüman için, olmazsa olmaz îmânî değerlerin başında geliyordu. Hem o kadar ki, “İslâm nedir” sorusuna, çokça “güzel ahlâktır” cevabının verildiği meşhurdur. Ahlâk ya da güzel ahlâk ise, sadece belli şeyleri bilmek değil, hayatı ahlâk ilkeleriyle yaşamaktır. Kılık kıyafet de bu ilkelerin başında gelen en önemli ilkedir.
Saralı kadında, bunu çok net bir şekilde görüyoruz. Çünkü o, kendisini asıl üzen şeyin, sara nöbeti gelince, üst başının (mahrem yerlerinin) açılması olduğunu söyleyip, bundan utanç duyduğunu ifade etmesidir. Meşhur deyimi ile “tesettür” farizasının, sara nöbeti esnasında çiğnenmiş olması meselesi! Hâlbuki, böyle durumlarda kişi, kendini aşan ve istenmeyen davranışlardan sorumlu olmayacak! Ama önlemini alıp almadığından sorumlu olacaktır tabii. Bu önlemi, diğer ifadeyle, sara nöbeti esnasında açılıp saçılma tehlikesine karşı, alması gereken tedbir olarak görüyoruz.
ÜMMÜ ZÜFER’İN SABIR VE HAYÂSINDAN ALINACAK DERSLER
Hadîs-i Şerîf’e bir daha bakıp, hâdiseyi daha da netleştirelim.
“İstersen hastalığına sabret! Bunun karşılığında sana cennet vardır! İstersen sana âfiyet şifâ vermesi için Allah’a duâ edeyim.”
“Ben (hastalığıma) sabredeyim! Ancak sara nöbetim gelince üst başım açılıp saçılıyor (açılıyorum)! Açılıp saçılmamam için duâ ediver!”
Subhânallah!
Cennet için, sadece “sabır” etmiyor aslında; “açılıp saçılmama” şartını da görüyoruz burada! Sabır kısmına “tahammül etmek” ya da “dayanmak” derken; açılıp saçılma kısmına da “edeb, ahlâk, hayâ” diyebiliriz. Yani edebi, ahlâkı, hayâsı olmayan da cennete gitme konusunda, çok ciddi sıkıntı çekecek!
Saralı kadın “açılıp saçılmamam için duâ ediver” diye, tercihini açıkça ortaya konuca, Rasûlullah Aleyhisselâm da onun, sara nöbeti esnasında üst başının (mahrem yerlerinin) açılıp saçılmaması için duâ buyurdu.
İlerleyen günlerde yine sara nöbeti tutan kadın, nöbeti geçip kendine geldiğinde, ilk baktığı kendi üst başı oldu. “Elhamdulillah” diye dille şükrederken, gönülden gelen şükür, gözyaşları olarak akmaya başlamıştı.
Bu sahneyi gören (ya da duyan) Hz. Abdullah, o kadının “cennetlik” olduğunu ilân etmişti. Gerçekten de sara nöbeti esnasında, kadın, kendi üst başını çekip açmadığı, yırtmadığı gibi, o sarsıntı ve yere düşmelerde de hiçbir yeri açılmamıştı! Sarası geçip kendine geldiğinde, gözyaşları içinde şükretmesi, bunun en açık delilidir.
Sara hastalığı sebebiyle, sara nöbeti geldiğinde, elinde olmadan açılıp saçılmaktan korkup utanan bu siyahî kadın, bugün gelip bizim hâlimizi görecek olsa, “ne der acaba” diye bir soru, yüreklerimizi dağlıyor!
Sadece anlatıp, yazıp, okuyup, dinleyip geçmeyelim lütfen! Kendimize gelelim artık!
Selâm olsun Kur’ân ve Sünnet çerçeveli yaşayanlara…
Kaynak: Adem Saraç, Altınoluk Dergisi, Sayı: 487