Ümmü Râfî Selmâ’nın (r.anha) Hayatı
Sadâkat ve fedakârlığın timsali olan Ümmü Râfî Selmâ (r.anha), Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt’e ömrünü nasıl hizmetle geçirmiştir?
İslâm’ın güzîde hanımlarından “Ümmü Râfî” künyeli Selmâ Hanım, Peygamber Efendimize ve Ehl-i Beyt’e hizmet saâdetine ermiş bir hanım sahâbîdir.
Kocası Ebû Râfî, Peygamber Efendimizin amcası Hazret-i Abbas’ın kölesi idi. Sanatkâr bir rûha sahip olan Ebû Râfî, yaptığı el işleriyle geçimini sağlardı. Zemzem kuyusunun yanındaki ağaçtan su taslarının oymacılığını yapardı.
PEYGAMBER HÂNESİNE HİZMET EDEN FEDAKÂR HANIM: ÜMMÜ RÂFÎ
O, Bedir’de esir alınan efendisi Abbas’ın kurtuluş fidyesini Medîne’ye götürmüş, onun serbest bırakılmasındaki vesilelerden biri olmuştu. Hazret-i Abbas -radıyallâhu anh- da mahâretli kölesini Peygamber Efendimiz’e hediye etmişti. Rasûlullah Efendimiz, daha sonraki yıllarda amcasının müslüman olduğu müjdesini alınca kendisini âzâd etmiş ve onu, daha önce âzâd ettiği, hizmetlisi Selmâ ile evlendirmiştir.
Hizmet ehli bu iki güzel insan, Peygamber Efendimizin ve Ehl-i Beyt’in hizmetine sevdalı idiler. Karı-koca, aşkla bu aileye hizmet ederken, Selmâ, daha çok Allah Rasûlü’nün hanımlarının özel hizmetinde bulunmuştur. Onlar da zamanla bu mübârek ailenin kıymetli birer ferdi gibi olmuşlardır.
Peygamber Efendimizin onlara yakınlık göstermesi ve her vesîleyle iltifat etmesi bu gönlü kırık aile için büyük bir saâdet vesîlesi olmuştur.
Selmâ Hanım, bir hâtırasını şöyle anlatır:
“Peygamber Efendimize «hazira» denilen bir çeşit et yemeği yaptım. Ashâb-ı kiramdan bazıları da bu yemekten yediler. Az bir şey kalmıştı ki bir bedevî geldi. Allah Rasûlü onu yemeğe çağırdı. Adam yemeğin tamamını bir eliyle alıp yemeye çalıştı. Efendimiz:
«-Bırak onu!» dedi.
Adam bıraktıktan sonra Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
«-Besmele çek ve önünden ye, doyarsın!»
Adam denileni yapınca gerçekten doydu ve bir miktar yemek de arttı.” (Heysemî, Mecmaü’z-Zevâid, V, 22-23)
Taberânî’den naklen, Hazret-i Selmâ şöyle anlatmıştır:
“Allah kendilerinden râzı olsun Hazret-i Ali’nin oğlu Hasan, Hazret-i Abbas’ın oğlu Abdullah ve Hazret-i Cafer’in oğlu Abdullah bir gün evime geldiler ve benden -salât ve selâm üzerine olsun- Allah Rasûlü’nün beğendiği yemeği yapmamı istediler. Kendilerine:
«-Demek yavrularım, bugün canınız o yemeği çekti ha!» deyip kalktım.
Biraz arpa aldım, iyice dövüp eledim, pişirip ekmek yaptım. Sonra üzerine zeytinyağı döktüm, biber ektim ve:
«-Rasûlullah işte bu yemeği çok severdi.» diyerek önlerine tabağı koydum.”
Hazret-i Selmâ’nın anlattığına göre, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bir yarası olduğunda kına kullanırdı. Selmâ Hanım da bu sebeple bazı yaraların tedavisinde aynı yola başvurmuştu. Bu ve benzeri bilgi ve tecrübeleri sebebiyle Peygamber Efendimize ait tıbbî nakillerde (tıbb-ı nebevîde) büyük bir yeri vardır.
Bir gün Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“-Cahş kızı Zeyneb’e gidip de bizzat Allâh’ın onu bana nikâhladığı müjdesini kendisine kim verecek?” buyurdu.
Hazret-i Selmâ, bunu duyar duymaz hemen koştu ve Allah Rasûlü’nün bu sözlerini kendisine iletti.
Hazret-i Zeyneb Vâlidemiz, bu mutlu muştu dolayısıyla üzerinde bulunan bütün kıymetli takıları çıkarıp onun eline tutuşturdu.
Selmâ -radıyallâhu anhâ-, oldukça hünerli bir hanımdı. Rasûlullâh’ın ifadesiyle, “Cennet efendileri” olan Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin’in dünyayı teşriflerinde, doğumlarına hizmet etmiştir. Aynı şekilde Peygamber Efendimizin oğlu İbrahim’in doğumunda da Mâriye Vâlidemize hizmet etmiş, ebelik yapmıştır. İbrahim’in doğumunu Peygamber Efendimize muştulayan da Selmâ Hanımın kocası Ebû Râfî -radıyallâhu anh-olmuştur.
Rivâyete göre Selmâ -radıyallâhu anhâ-, Hazret-i Hatice Vâlidemize hayatında ve vefatında hizmet etmiş, gasil ve tekfin işlemlerinde de yardımcı olmuştur.
Selmâ -radıyallâhu anhâ-, Peygamber Efendimizin hem mutlu günlerinde hem de kederli günlerinde yanında olmuş, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in her hâliyle hâllenmiştir.
Hazret-i Fâtıma Vâlidemiz, hastalığı şiddetlendiğinde çok sevdiği ve “Anneciğim” diye hitap ettiği Selmâ’yı yanına çağırmış, onunla özel olarak görüşüp dertleşmiştir.
Ömrünün son anlarında Fâtıma Vâlidemiz, Hazret-i Ali efendimizden çocuklarının dışarı çıkarılmasını istemiş ve içeriye Ümmü Râfî Selmâ ve Esmâ binti Ümeys hanımları çağırmıştı. Onların kendisine gusül abdesti aldırıp odadan çıkmalarını, Allâh’a duâ ve niyazda bulunması için bir müddet kendisini yalnız bırakmalarını istemişti.
Hizmetle sorumlu bu hanımlar, Hazret-i Fâtıma’nın hizmetini güzelce gördükten sonra, yatağını odanın ortasına serdiler ve Hazret-i Fâtıma’yı kıbleye doğru yatırıp, odadan çıktılar. Duâ ve niyazları eşliğinde Rabbiyle birlikte olan Fâtıma Vâlidemiz o hâlde dâr-ı bekâya irtihâl etmişti.
Ev işlerinde Peygamber Efendimize ve ailesine hizmette kusur etmeyen Ümmü Râfî Selmâ Hanım, ev dışında da hayır işleri ile ilgilenirdi. Selmâ -radıyallâhu anhâ-’nın savaş zamanı cepheden geri kalmadığı ve Hayber Savaşı’na katıldığı da rivayetler arasındadır.
Peygamber Efendimiz’e ve ehline gönülden hizmet ile ömrünü tamamlayan bu kıymetli hanımı rahmetle yâd ediyor, âhirette şefaatlerine tâlip oluyoruz. Cenâb-ı Hak mekânını Cennet, makamını âlî eylesin. Ruhları için bir Fâtiha-i Şerîfe, üç İhlâs-ı Şerîf okuyalım.
İstifade Edilen Kaynaklar: Mustafa Eriş, Hanım Sahâbîler -3, İstanbul 2020, 20-24; Dominique Abdullah Penot, Peygamberimizin Çevresindeki Hanımlar, Tercüme: Cemal Aydın, İstanbul 2020, 123-128; Zehra Korkmaz, Hanım Sahâbîler, İstanbul 2020, 103-108.
Kaynak: Merve Güleç, Altınoluk Dergisi, Sayı: 474