Uhud’dan Özbekistan’a Bir Kardeşlik Hikâyesi: "O Borç Bana Aittir"
Abdullah Sert Hocaefendi, Özbekistan’da şahit olduğu sarsıcı bir hatıra üzerinden İslam’ın borçluya ve yetime bakışını anlatıyor: ‘Borcu varsa biz ödeyelim!’
1992 Özbekistan seyahatinden bugüne uzanan bir kardeşlik dersi: İslam toplumu, borçluyu ve yetimi nasıl sahiplenir? Merhamet medeniyetinin izleri...
ASR-I SAADET'TEN ÖZBEKİSTAN'A — ÖLEN MÜSLÜMANIN BORCU
Yıllar önce, 92 yılıydı herhalde, merhum Musa Efendi Hazretleriyle Sovyet Rusya dağıldığı anda bir Özbekistan seyahatimiz olmuştu. İlk defa orada gördük bunu; bir namaz vaktiydi, orada bir çınarın altında bir cenaze namazına katıldık. Oranın aksakalları dediğimiz birkaç yaşlı insan çıktılar, hemen dediler ki: ‘Bu mevtanın borcu var mı ey cemaat? Varsa söyleyin, biz o borçları ödeyelim.’
‘Allah Allah’ dedik ya, adamlara bak! Demek ki bir sünneti yerine getiriyorlar. Yani bu devirde kim, kimin borcunu kapatıyor ki? İnsan, ‘Aman başıma iş açmayayım; bir de kendi borcumu ödeyemiyorum, bir de başkasının borcunu mu ödeyeceğim?’ der. Ama İslam toplumu farklı bir toplum. Evet, o borçlu insan ahirete borcuyla gitmesin, değil mi?
Onun için Resulullah Efendimiz buyuruyorlar ki: ‘Ben her mümine kendi nefsinden daha ileriyim ve daha yakınım. Bir kimse ölürken mal bırakırsa o mal kendi yakınlarına aittir; fakat borç veya yetimler bırakırsa o borç bana aittir.’
Resulullah Efendimiz, ‘Evet, ümmetimden birisi ölürken mal bırakırsa malını varisleri alsın; peki borç bırakırsa o borç bana ait’ diyor. Peygamberimiz, ashabını borç bırakmamaya teşvik ediyor ama oldu ya borç bırakırsa, ‘O borç bana aittir’ buyuruyor.
Hakikaten Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in mübarek hayatına baktığımızda; Bedir’de, Uhud’da şehit olan sahabelerin çocukları, Allah Resulü’nün o merhamet kucağında nasıl mutlu oluyorlar... ‘Sizin’ diyor, ‘babanız benim; bundan sonra anneniz Aişe’dir, anneniz Zeynep’tir; merak etmeyin.’ ‘Ne yapalım kader böyleymiş, babanız hak yolunda şehit oldu’ deyip bırakmıyor Allah’ın Resulü.
Onun için Efendimiz, -tabii burada uzun uzun hadislerden rivayetler var- buyuruyorlar ki: ‘Müslümanların evleri içinde en hayırlı ev, içerisinde yetime iyi muamele edilen evdir.’ Evet, bu farklı şekillerde olur. Dediğim gibi bir harpte annesini babasını kaybetmiş olur; yurt içinden gelir, yurt dışından gelir. Suriye’den yetimler geldi bize zamanında; annesi babası hakikaten oralarda kalmış, bazen babası orada şehit olmuş, bazısının belki annesine ulaşılamamış... Onu alan insanlar eğer onlara gerçekten bir evlat muamelesi yaptılarsa, evleri Müslümanlar içinde en hayırlı ev haline geldi. Müslümanlar içinde en kötü ev de yetime kötü muamele edilen evdir. Tabii ailelerin parçalanmaları sebebiyle de İslam toplumunda evlerde yetimler olabiliyor; işte onlara hangi şekilde olursa olsun, muamelenin güzel yapılması gerekiyor.