Toplu Halde, Sesli, Dönerek veya Belirli Hareketlerle Yapılan Cehrî (Sesli) Zikrin Dinimizdeki Yeri Nedir? İslam'da Sesli Zikir Var mı?

İHTİSAS

Toplu halde, sesli, dönerek veya belirli hareketlerle yapılan cehrî (sesli) zikrin dinimizdeki yeri nedir? İslam'da sesli zikir var mıdır?

Hazırlayan: Dr. Ömer Sami Uzuner

Bir şeyi anmak, hatırlamak manasına gelen “zikir” kelimesi İslam literatüründe “Allah’ı anmak ve unutmamak suretiyle gafletten ve nisyandan kurtuluş” anlamında kullanılır. Kur’an’da türevleriyle birlikte birçok ayette geçen zikir, Allah’ı dille hamd, tesbih ve tekbir şekliyle övmek; nimetlerini anmak, bunları kalple hissetmek ve tefekkür etmek; kulluğun gereklerini akıl, beden ve mal ile yerine getirmek; namaz kılmak, dua ve istiğfarda bulunmak gibi manalar taşımaktadır. (Öngören, 2013, 44/409)

Cehrî Zikrin Tasavvuftaki Yeri

Cehrî zikir ise, Allah’ı sesli olarak anmak anlamına gelir ve özellikle tasavvufta önemli bir yer tutar. Zikir, Kur’an ve sünnette anmak anlamında ele alınmıştır. Bu bağlamda cehrî zikir, tarih boyunca özellikle Osmanlı döneminde âlimler ile sûfîler arasında ciddi tartışmalara neden olmuştur. (Gürer, 2010; İnanır, 2013; Çatak - Vural, 2019; Pak, 2020)

Cehrî zikri savunanlar, Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar (Âl-i İmrân 3/191) ve Allah’ı çokça zikredin (el-Ahzâb 33/41) gibi ayetlerin, zikrin her durumda ve açıkça yapılabileceğine işaret ettiğini belirtmişlerdir. Bu ayetlerin, zikrin her iki çeşidini de kapsadığı ifade edilmiştir. Ayrıca bazı hadislerde Allah’ı çokça ve topluluk içinde zikretmenin övülmesi, cehrî zikri meşru görenler için önemli bir delil olmuştur. Hadîs-i kudsîde, kulun Allah’ı bir topluluk içinde zikretmesi hâlinde Allah’ın da onu daha hayırlı bir toplulukta anacağı bildirilmiştir. (el-Buhârî, 2002, “Tevhid” 15/35)

İki Meşru Yol

Tasavvuf ehli, cehrî zikrin özellikle manevî yola yeni girenler için kalbi uyandırıcı, dikkati toparlayıcı ve vesveseyi azaltıcı bir etkisi olduğunu savunmuşlardır. Bunun yanında Akşemseddin Hazretleri (öl. 863/1459) gibi bazı mutasavvıflar, cehrî ve hafî (sessiz) zikri bir üstünlük aracı değil, kişilerin mizacına ve manevî seviyesine göre değişen iki meşru yol olarak değerlendirmiştir. Riyâ tehlikesi söz konusu olduğunda gizli zikrin daha uygun olduğu, ancak böyle bir endişe bulunmadığında ve başkalarını teşvik etme amacı taşıdığında cehrî zikrin daha faziletli olabileceği ifade edilmiştir. 

Cehrî (Sesli) Zikir İle İlgili Genel Kabul

Buna karşılık cehrî zikir ve onunla irtibatlı olan semâ, raks ve devran gibi uygulamalara şiddetle karşı çıkan âlimler de olmuştur. Bunlar sesli ve hareketli zikri ibadet değil oyun ve eğlence olarak değerlendirmiş; bazı âyet ve hadisleri delil göstererek zikrin gizli yapılmasının esas olduğunu savunmuştur. Özellikle A‘râf Sûresi 205. ayette zikrin Gizlice ve alçak sesle yapılmasının emredildiği ifade edilerek cehrî zikre itiraz edilmiştir. Ayrıca riyâya düşme ihtimali, cehrî zikrin en sakıncalı yönü olarak görülmüştür.

Osmanlı ilim dünyasında bu tartışmalar, risaleler yoluyla yürütülmüş; Zenbilli Ali Efendi (öl. 932/1526), Sünbül Sinan Efendi (öl. 936/1529) ve Akşemseddin gibi isimler cehrî zikrin meşruiyetini savunurken, Kemalpaşazâde (öl. 940/1534) ve İbrahim el-Halebî (öl. 956/1549) gibi âlimler daha temkinli veya karşıt bir tutum sergilemiştir. Cehrî zikir uygulamalarının yoğun olduğu Osmanlı coğrafyasında, konunun bu denli gündem olmasının altında yatan şeyin, zikrin hakikatine zarar verebilecek ihtimalleri ortadan kaldırma çabası olduğu söylenebilir. Ayrıca zikir esnasında vücuda zarar verebilecek türdeki bazı uygulamaların da eleştiri konusu olduğu hatırlanmalıdır. 

Netice itibariyle meselenin yoğun bir gündem oluşturduğu dönemde kabul eden ve reddeden görüşlerin varlığı, cehrî zikrin dindeki yerine dair herkesin üzerinde ittifak edeceği ortak bir karara varmayı zorlaştırmaktadır. Bu sebeple İslam düşüncesinde cehrî zikir kesin biçimde reddedilmiş ya da zorunlu kılınmış değildir. Genel kabul, ihlâsı korumak, bazı yanlış anlayışlara kapı aralamamak şartıyla, cehrî ve hafî zikrin her ikisinin de dinen caiz olduğu yönündedir. 

KAYNAKÇA

Buhârî, Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâîl. Sahîhu’l-Buhârî. Beyrut: Dâru İbn Kesîr, 2002.

Çatak, Adem - Vural, Ahmet. “Akşemseddin’in Risâle-i Zikrullah Adlı Eserinin Tercümesi ve Tahlili”. AKADEMİAR Akademik İslam Araştırmaları Dergisi 7 (Aralık 2019), 13-48.

Gürer, Dilaver. “Osmanlılar’da Sema, Devran, Raks Tartışmaları ve İki Şeyhülislam Risalesi”. Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi 26 (Aralık 2010), 1-23.

İnanır, Ahmet. “XVI. Yüzyıl Osmanlı Fakih ve Sûfîlerinin Semâ, Raks ve Devrân Tartışmalarında Lehte ve Aleyhte Kullandıkları Hukûkî Deliller ve Değerlendirilmesi”. Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 17/2 (Aralık 2013), 237-269.

Öngören, Reşat. “Zikir”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 44/409-412. İstanbul: TDV Yayınları, 2013.

Öngören, Reşat. “Zikir”. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. Erişim 07 Şubat 2026. https://islamansiklopedisi.org.tr/zikir

Pak, Süleyman. “Osmanlı Döneminde Semâ, Raks ve Devrânın Meşruiyeti ile İlgili Lehte ve Aleyhte Delil Olarak Gösterilen Ayetlere Yapılan Yorumlar”. İslam Medeniyet Tarihi Araştırmaları I Kültür, Müessese, Eğitim. ed. Muhammed Okudan. 9-97. Ankara: İlâhiyât Yayınları, 2020.