Şura Suresi 20. Ayet Ne Anlatıyor?

KUR’ÂNIMIZ

Şûrâ Sûresi 20. ayet ışığında dünya ve ahiret tercihinin anlamı, insanın kazancı üzerindeki etkisi ve Kur’an’ın denge, sorumluluk ve ahiret bilinci vurgusu açıklanıyor.

Ayet-i kerimede şöyle buyrulur:

ŞÛRÂ SÛRESİ 20. AYET IŞIĞINDA DÜNYA VE AHİRET TERCİHİ

Şura Suresi 20. Ayet Arapça:

مَنْ كَانَ يُر۪يدُ حَرْثَ الْاٰخِرَةِ نَزِدْ لَهُ ف۪ي حَرْثِه۪ۚ وَمَنْ كَانَ يُر۪يدُ حَرْثَ الدُّنْيَا نُؤْتِه۪ مِنْهَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ نَص۪يبٍ

Şura Suresi 20. Ayet Meali:

Kim ahiret kazancını isterse onun bu kazancını arttırırız; kim dünya kazancını tercih ederse ona da bundan veririz; ama onun ahirette hiçbir nasibi olmaz. (Şûrâ, 42/20)

Bilgi:

Ahiret yolundaki menzillerden biri olan dünyadaki tercihlerimiz, bizim Allah katındaki değerimizi belirler. Bizlerden istenen bir denge içerisinde yaşamaktır. “Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver ahirette de.” duasını bize hem Kur’an hem de Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- öğretmektedir. Dünyadaki şiarımız, işlerimizi Allah’ın razı olacağı şekilde yapmak, ahiret için daima hazır olmak, olmalıdır. Çünkü Allah herkese çalıştığının karşılığını verecektir; dünyayı isteyene dünyayı, ahireti isteyene de ahiretin bitmez tükenmez mükâfatını. Ahireti kaybetmek pahasına dünyayı isteyenler ahiretten mahrum olacaklardır.

Mesaj:

  1. Rabbimiz bizlerden dünyayı terk etmeyi değil, ahiret kaygısı taşıyarak dünya hayatını yaşamayı ister.
  2. Müslüman’a düşen dünya ve ahiret dengesini sağlamaktır.

Kelime Dağarcığı:

Hars: Ekin, sonuç, kazanç.

Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler

TEFSİR

Şura Suresi 20. Ayet Tefsiri:

  1. Kim âhiret kazancını isterse onun kazancını artırırız. Kim de âhireti bırakıp sadece dünya kazancını isterse ona da ondan bir parça veririz; fakat onun âhirette bir nasîbi olmaz.

اَلْحَرْثُ (hars), toprağı sürmek, tohum ekmek demektir. Çiftçiye de اَلْحَارِثُ (hâris) denir. Ekilen tarlaya ve ekimden elde edilen mahsule de “hars” denir. Kelimenin asıl mânası budur. Bundan hareketle bir benzetme yapılarak, neticesini ileride görmek üzere yapılan çalışmalara ve onların sonuçlarına da “hars” denilmiştir. Dolayısıyla âyette “hars” kelimesi amellerin ürünü, sevabı anlamınadır. Demek ki dinin emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak, neticede bir şeyler elde etmek üzere yapılan bir ekim işidir. İşte kim iman ve sâlih amelleriyle âhiret ürününü isterse Allah ona âhiret sevabı verir; onun yaptığı işleri kat kat ödüllendirir. Fakat yaptığı işlerde, âhireti hesaba katmayıp, sadece dünya kazancını ve refahını isteyen kimseye de dünyada geçici bir karşılık verilse de âhirette herhangi bir mükâfat verilmez. (bk. Ateş, Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, VIII, 186-187)

Âyet-i kerîmelerde buyrulur:

“Kim sadece şu peşin ve geçici dünya zevkini isteyip onun ardına düşerse, biz dilediğimiz kimseye takdir ettiğimiz miktarda o zevki tattırır, sonra da cehennemi ona mekân kılarız. O da kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak Cehenneme girer. Kim de âhiret hayatını ister ve bir mümin olarak bütün gücüyle onu kazanmaya çalışırsa, işte bunların çalışmaları Hak katında kabul görüp güzel karşılık bulur.” (İsrâ 17/18-19)

Resûlullah (s.a.s.), insanları fânî şeylerden uzaklaştırıp Allah’a kulluğa yönlendiren bir hadis-i kudsîyi şöyle nakleder: “Yüce Allah buyuruyor ki: «Ey Âdem oğlu! Kendini ibâdetime ver ki gönlünü zenginlikle doldurayım, ihtiyacını gidereyim. Böyle yapmazsan seni faydasız işlerle oyalarım, ihtiyacını da gidermem.” (Tirmizî, Kıyâme 30; İbn Mâce, Zühd 2)

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com