Süleymaniye Camii’nin Mimarî İncelikleri Kalbimizi ve Ruhumuzu Nasıl Etkiler?

TEFEKKÜR

Her taşında ibadet, her kemerinde tefekkür… Süleymaniye Camii, Osmanlı mimarisinin derin manâsını ve gönüllere verdiği huzuru gözler önüne seriyor.

Osmanlı camilerinin mimarî ve estetik özellikleri, kalbe ve ruha nasıl tesir eder? Osman Nuri Topbaş Hocaefendi bu derin mânâları şöyle açıklıyor:

HER TAŞTA RUHUN YANSIMASI: SÜLEYMANİYE’DEN MİMARÎ HİKMETLER

–Bu camilerin yapılışlarına baktığımız zaman, evvelâ her taş abdestli konuyor; mânevî tedbirler var.

Meselâ, Süleymaniye Külliyesi yapılırken Kanunî Sultan Süleyman bir tâlimat verdi. Bu tâlimatta şunlar vardı:

Aç hayvana yük taşıtılmayacak; önce karnı doyurulacak, ondan sonra yük taşıtılacak.

Eğer yorgunsa, dinlendirilecek.

İşte mü’minin mahlûkâtla bakış tarzı! Mahlûkâtın hukukuna bile dikkat edilmiştir. Hattâ Süleymaniye açıldıktan sonra da Kanunî Sultan Süleyman; çalışan işçileri, kalfaları ve mühendisleri herkesi toplamış ve şunu ilân etmiştir:

“Yanlışlıkla, sehven hakkını alamayan varsa, gelsin lütfen hakkını istesin. Şu an burada bulunmayan çalışan işçiler varsa, onlara da lütfen bu söylensin. Onlar da gelsin hakkını istesin...”

Yani bir defa kul hakkına çok dikkat edilmiş.

Derin mâna açısından ise tabiî o mimariye, gönüldeki duygular aksetmiş. Meselâ mihrab sanki Cebrâil’dir; oraya âyet iniyor ve oradan kubbeye aksediyor. Kubbe, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i temsil ediyor. O kubbeden de o sedâ bütün camiye, yani ümmete yayılıyor.

Yine Süleymaniye’nin mimarisine baktığımızda, hiç sert çizgi yok; hep yumuşak çizgiler hâkim. Yani ruhu dinlendiren kemerler ve kavisler var. Biraz uzaktan baktığımız zaman ise, sanki duâ eden bir insan silueti görülüyor. O minareler âdetâ Allâh’a açılan eller; semâya yükselen duâlar… Bunun en güzel aksı olmuş.

Şadırvanıyla, bahçesiyle, bahçenin tanzimiyle, çiçekleriyle hepsinde ayrı bir güzellik, ayrı bir letâfet var. Aydınlatması dahi öyledir; Süleymaniye Camii’ne baktığımız zaman loştur. Bu, insana bir ruhî derinlik verir.

Minare ve kubbe yüksekliklerinin ebced değerleri de “Allah” (66), “Muhammed” (92) gibi sayılara tekabül eder; yani her birinde derin bir mâna saklıdır. Böyle olduğu için mıknatıs gibi herkesi cezbediyor; yabancıları bile…

Süleymaniye Camii’nin eski imam hatibi bir gün teşrif etmişti; sohbet ediyorduk ve şöyle bir hâdise nakletti: Bir turist kâfilesi zaman zaman gelirdi. Benim de dikkatimi çekti sık sık gelmeleri. Kendilerine yaklaştım:

“–Siz sık sık geliyorsunuz buraya. İki ayda, üç ayda bir; kimsiniz? Bu mâbed sizi ne gibi duygulara götürüyor?”

Dediler ki:

“–Biz Güney Amerika’dan geliyoruz. Biz buraya geldiğimiz zaman iç âlemimiz âdetâ diriliyor, ruhânî dünyamız huzur buluyor, burada kalben dinlenmiş oluyoruz.”

Yahya Kemal, Süleymaniye’de o bayram sabahının heyecan ve ruhaniyetini ne güzel aksettirir:

Artarak gönlümün aydınlığı her sâniyede,

Bir mehâbetli sabâh oldu Süleymâniye’de,

Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,

Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi,

Yer yer aksettiriyor mâvileşen manzaradan,

Kalkıyor tozlu zaman perdesi her ân aradan.

Gecenin bitmeye yüz tuttuğu andan beridir,

Duyulan gökte kanat, yerde ayak sesleridir.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile Mülâkatlar, Yüzakı Yayıncılık