Şuarâ Suresinin 50. Ayeti Ne Anlatıyor?

KUR’ÂNIMIZ

Şuarâ sûresi 50. âyette ne anlatılmak isteniyor? Sonunda dönüşün ancak Allah Teâla’ya olacağını bildiren Şuarâ suresi 50. âyetin Arapçası, meali ve tefsiri yazımızda.

Şuarâ sûresinin 50. âyetinde Rabbimiz şöyle buyuruyor:

Şuarâ Suresi 50. Ayet Arapça:

قَالُوا لَا ضَيْرَۘ اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَۚ

Şuarâ Suresi 50. Ayet Meali:

Sihirbazlar şöyle dediler: “Zararı yok, mutlaka Rabbimize döneceğiz.” (Şuarâ, 26/50)

SONUNDA DÖNÜŞ ANCAK ALLAH’ADIR

Bilgi:

Hz. Mûsâ -aleyhisselâm-, Firavun’u imana davet edip mucizelerini ona gösterdiği zaman, Firavun bütün bilgili sihirbazlarını toplayarak ona meydan okudu. Hz. Mûsâ -aleyhisselâm- da kabul etti. Sözleştikleri vakitte, halkın gözleri önünde Mûsâ’nın asasından dönüşen koca yılan, sihirbazların iplerini yuttu. Bunu gören sihirbazlar, hemen secdeye kapanıp Allah Teâla’ya iman ettiler. Buna çok kızan Firavun, sihirbazların ellerini ve ayaklarını çapraz olarak keseceğini söyledi. Onlar da imanın verdiği güven ve tevekkülle “Olsun, nasılsa Allah’a döneceğiz.” diye cevap verdiler.

Mesaj:

  1. İmanı ve Allah’a güveni tam olanlar tehditlerden korkmazlar.
  2. İnsanları aldatanlar, hakikatler karşısında hep âciz kalmışlardır.
  3. Allah’a iman kişiye büyük bir cesaret verir.

Kelime Dağarcığı:

Sihir: Bir şeyi olduğundan başka türlü göstermek, aldatmak; göz boyama, el çabukluğu ve yaldızlı sözler söyleme yoluyla gerçekleştirilen hile ve aldatma.

Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler

TEFSİR

Şuarâ Suresi 50. Ayet Tefsiri:

  1. Gerçeği farkeden sihirbazlar derhal secdeye kapandılar:
  2. “Şüphesiz biz Âlemlerin Rabbine iman ettik!”
  3. “Mûsâ ve Hârûn’un Rabbine!” dediler.
  4. Firavun hiddetle: “Demek, ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Meğer size sihri öğreten ustanız oymuş! Ama size ne yapacağımı yakında bileceksiniz! Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi mutlaka asacağım!” diye bağırdı.
  5. Sihirbazlar: “Hiç önemi yok” dediler, “biz nasıl olsa Rabbimize döneceğiz.”
  6. “Doğrusu biz, Mûsâ’ya inananların ilki olduğumuz için, umarız Rabbimiz hatalarımızı bağışlar.”

Hidâyet güneşinin şuaları onların, Firavun’un şirk temelleri üzerine kurulmuş bozuk düzeni içinde kararmış ve tortulanmış kalpleri üzerinde dolaşmaya başladı. İlâhî kudret ve azamet tecellisi karşısında çakan iman şimşeği gönüllerinin merkezine doğru ilerledi. Az önce parayla kiralanmış, ustalıklarına karşı Firavun’dan karşılık bekleyen sıradan insanlar iken, kalplerine dokunan ilâhî hakîkat parıltısı onları birden değiştirdi. Benliklerini titreten bir sarsılışla onları âniden dünyevî bütün menfaat kaygılarından vazgeçirdi.

Kalplerini saran sapıklık paslarını silerek, ruhlarının derinliklerine ulaştı. Onları tertemiz yapıp diriltti; Hakka boyun eğen ihlaslı kullar haline getirdi. Böylece secdeye kapanarak Âlemlerin Rabbine, Mûsâ ve Hârûn’un Rabbine inandıklarını ilan ettiler. Burada insan kalbinin hidâyet ve dalâlet bakımından ne kadar esrârengîz bir husûsiyete sahip olduğu dikkat çeker. Biraz önce dünyadan başka bir hedefi olmayan bu insanlar, bir anda seçkin mü’minler haline geldiler. Hem de azgın, zalim bir iktidarın karşısında apaçık iman etmelerinin ne gibi sonuçları ve cezaları olacağını düşünmeden, zorba iktidar sahibinin ne söyleyeceğine ve ne yapacağına aldırmadan imanlarını haykırdılar.

Firavun’un “asarım, keserim” tehditlerine karşı da metânetlerini bozmadan: “Hiç önemi yok, biz nasıl olsa Rabbimize döneceğiz” (Şu’arâ 26/50) dediler ve önceki günahları için de Allah Teâlâ’dan bağışlanma niyaz ettiler. (bk. 7/120-126; Tâhâ 20/70-73)

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com