Siz Bu Teklifi Kabul Eder miydiniz?

TEFEKKÜR

“Ver gözünü al dünyayı deseler!” hangi insan böyle bir teklifi kabul edebilir? “Ver kulağını, sağır ol; al dünyayı deseler.” Kim işitme nimetinden vazgeçebilir? Allah'ın (c.c) verdiği eşsiz nimetleri tefekkür ediyor muyuz?

Bir göz, takriben beş gramlık bir yağ parçası. Bu muhteşem uzvumuz, devamlı fotoğraf çekiyor ve beyindeki hâfızaya kaydediyor. İnsan zaman zaman onları açıp hatırlıyor, gözünün önüne getirebiliyor.

“Ver gözünü al dünyayı deseler!” hangi insan böyle bir teklifi kabul edebilir?

“Ver kulağını, sağır ol; al dünyayı deseler.” Kim işitme nimetinden vazgeçebilir?

Bu nimetlere seviniyoruz, fakat bedelini de tefekkür etmemiz zarûrî... Çünkü bu nimetlerin bir bedeli vardır. O bedel şükretmek, yani o nimetleri Hâlık’ın rızâsına muhalif bir şekilde değil, rızâsını kazanmak istikametinde kullanmaktır. Âyet-i kerîmede hatırlatılır:

“Siz, hiçbir şey bilmezken; Allah, sizi annelerinizin karnından çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.” (en-Nahl, 78)

Şükretmeyen, yani verilen nimeti gayesi için kullanmayan; gözünü ve kulağını kötülükte kullananlar için bu nimetin hesabı çok ağır bir şekilde sorulacak. Hesabı verilemeyen bu nimetler, sahipleri için birer âfet olacak. Âyet-i kerîmelerde buyurulur:

“Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzûrumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (el-Mü’minûn, 115)

“İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?” (el-Kıyâme, 36)

“Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık.” (ed-Duhân, 38)

 “Ey insan! Seni, şekilsizlikten çıkarıp en güzel şekilde yaratan, ihsânı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?” (el-İnfitâr, 6-8)

Bu bakımdan dünyaya âmâ yahut sağır olarak gelen bir kimse; bu özrünün mâni olmasıyla günah bataklıklarına düşmekten sâlim kalabilirse, özründen dolayı isyan da etmezse, zâhiren bir keder vesilesi gibi görünen bu hâl, hakikatte sürûra inkılâb edecektir. Böyle kişiler âhirette sevinecekler:

“İyi ki âmâ imişim, sağır imişim, günahlara bulaşmadım. Çok şükür.” diyecekler.

Hilkatteki bir merhamet tecellîsi de şudur:

Cenâb-ı Hak; görme hissini vermediği kullarının, diğer hislerine başka bir kudret vermektedir. Bir âmânın kulağı, dokunma duygusu veya hâfızası, gözü görenlerden çok daha hassas ve kuvvetlidir. Rabbimiz’in sonsuz kudret ve keremi...

Fakirlik ve zenginlik de böyledir. Bir fakir, hâlinden şikâyet etmeyip, Allâh’ın takdirine rızâ gösterirse, bu onun için belki ebediyet zenginliğine vesile olacaktır. Hâlbuki o fakir, bu dünyada zengin olsa; ihtimal ki sahip olduğu imkânlar benliğini tahrik edip nefsinde bir kudret vehmi doğuracak ve yine belki gaflet içinde sefâhat ve rehâvete dalarak ebedî saâdeti hebâ edecektir. Kur’ân-ı Kerim’de âkıbetleri bildirilen Kārun ve Bel‘am bin Baûrâ bunun en açık misâlidir. Tabiî ki bunun zıddı da mümkündür.

Velhâsıl mü’min, içinde bulunduğu her hâli güzel görüp ilâhî takdir ve tanzîme râzı olarak, onu ebediyet kazancına bir fırsat bilmeli; sabır, şükür ve teslîmiyet üzere yaşamaya gayret etmelidir.

Âyet-i kerîmede buyurulur:

“...Hoşlanmadığınız, (hakkınızda şer sandığınız) bir şey; çoğu kere sizin için hayırlı olabilir.

Yine sevdiğiniz (hakkınızda hayırlı sandığınız) bir şey de çoğu kere hakkınızda şer olabilir.

Allah bilir, siz bilemezsiniz.” (el-Bakara, 216)

Bir hadîs-i şerîfte de şöyle buyurulur:

“Mü’minin durumu gerçekten gıpta edilmeye ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır vesilesidir. Böylesi bir haslet sadece mü’minde vardır:

Mü’min;

Ø Sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur.

Ø Başına bir belâ gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd, 64)

Bu da tekâmül etmiş, «mârifetullah»tan nasîb almış bir kalbin hâli ve göstergesidir. Nâdan bir kalbin bunu idrâk etmesi mümkün değildir.

Ya Cenâb-ı Hak bizi sâir mahlûkattan biri olarak yaratsa idi?

O’NUN İKRÂMI

Bunları tefekkür eden kişi anlar ki, Cenâb-ı Hak ne kadar muazzam bir tefekkür zenginliği ihsân etmiş.

İnsanın, bu zenginliğin sebebini tefekkür ettiğinde bir kere daha şükretmesi gerekir. Zira insanı felâha kavuşturacak îman ve ibâdete anahtar olan tefekkür nimeti için bin bir fırsat ve vesileyi halk etmesi, Allâh’ın kullarına en büyük yardımlarından biridir.

Dünyayı çevresindeki bütün imkânsızlıklar ve tehlikeler içinde, insana bu kadar âmâde kılan, elbette Cenâb-ı Hakk’ın takdiri ve yaratmasıdır.

Âyet-i kerîmede buyurulur:

“O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, kendi katından (bir lütuf olarak) size âmâde kılmıştır. Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.” (el-Câsiye, 13)

Kul; bu yaratılış karşısında hem tefekkürünü artıracak, hem de bu nimetler karşısında Cenâb-ı Hakk’a teşekkür hâlinde olacak...

Bu da yeryüzünün insan için âmâde kılınması, insanın imtihanına mekân ve tefekkürüne malzeme olarak yaratılmış olması hakikatini bize anlatmaktadır. Cenâb-ı Hak, bizi dâimâ tefekküre davet eder:

(İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına;

Göğün nasıl yükseltildiğine;

Dağların nasıl dikildiğine;

Yeryüzünün nasıl yayılıp döşendiğine bir bakmazlar mı?” (el-Ğâşiye, 17-20)

Devenin yaratılışı, yaşadığı çölün husûsiyetlerine göredir. Cenâb-ı Hak; kutuplarda da, okyanusun diplerinde de, zirvelerde de, çöllerde de mahlûkat yaratmış, her birinde sanatını ayrı ayrı teşhir etmiştir.

Nefes alıp verdiğimiz hava, fezânın her yerinde yoktur. Dünyanın etrafını saran ve kaybolup gitmeyen atmosferde tam ihtiyaç duyduğumuz miktarda yaklaşık % 21 oksijen bulunmaktadır. Oksijen; yakıcı bir gaz olduğu için, bir derece fazlası dahî dünyada sürekli yangın çıkmasına sebep olurdu.

Oksijen biraz azalsa damarlar birden şişer, biraz artsa hemen damarlar büzülür. Bu da ayrı bir ibret!

Yeryüzünde farkına varmadan sakin bir hayat yaşayabiliyoruz. Hâlbuki, yerin altında muazzam bir ateş okyanusu var. Zelzeleler ve volkanlarla zaman zaman kendini gösteren bu mağma okyanusu üzerinde, sarsılmadan yaşayabilmemizi, dağların yer kabuğuna çiviler gibi çakılmış olması temin etmektedir.

Bir de her an, sıcaklığından ve ışığından istifâde ettiğimiz hayat kaynağı güneşi tefekkür edelim.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mekteb-i Âlem, Kâinat, İnsan ve Kur’ân, Yüzakı Yayınları