Şeytanı Uzaklaştıran 3 Şey

Ahirete İman

Toruna yaraşan, atasından gördüğü hayırları yaşatmak, ümmete yaraşan, ölüm tefekkürüyle her dem uyanık kalmaktır.

Hiç müsâit değilim mâlâyâni sohbete!

Zîrâ belki an kaldı, kefenimle vuslata

Vakit: Bir kaç sene evvel... Yer: Fatih’te bir dükkan...

-Kefenlik kumaşa ihtiyacım var. Hangisini almam uygundur?

- Çift en patiska veriyoruz.

- Kaç metre almam gerekir?

- Rahmetlinin boyu kaç?

- Kendim için alacağım.

 Şaşkın bir bakışın ardından:

- On iki metre yeter.

Kumaşçı şaşkınlığını attıktan sonra el yatkınlığıyla bir çırpıda kesip katlamıştı patiskayı. Parasını ödeyip, bayramlık alınmış çocuklar gibi sevinerek çıkmıştım dükkândan. Eve gidince özenle bir bohçaya sarmıştım. Bu, kendi akıl ettiğim bir iş değildi. Anneannemden öğrenmiştim. Özel bohçasında sadece kefeni değil; lifi, sabunu, kınası, silinme çarşafı, havlusu, tabutu üzerine serilecek yazması, gül suyu, iki paket pamuğu ve makası bulunur, cenaze masraflarında kullanılmak üzere ayırdığı parası da içinde hazır dururdu. O bohça ben bildim bileli, her an düğünü olacak genç kız çeyizinin hazır beklemesi gibi bekledi. Nihâyet bu sene vakti geldi ve sandıktan çıkarak vazifesini yerine getirdi.

Ölüm döşeğinde, boyu kısalmış, dili dönmez olmuş, eriyip temelli küçülmüş bir kadın nasıl heybetiyle hayranlık uyandırır? Öyle sanıyorum ki ömrünü hep ölüm uyanıklığıyla geçirmenin ve acze düşmeden evvel hazırlık yapmanın verdiği bir enerjiyle. O, dünyâ gurbetinden ayrılıp ölüm geçidini aşarken, insanlara yük değil ibret olmayı bildi ve işte hayırlı bir örnek olarak, bu satırlarda da yerini aldı.

UYANIK OLMAK

Uyanık olmak, borç takıp gitmek değildir. Uyanık olmak, aldatıp çok kâr etmek de değildir. Tilki kurnazlığını, kardeşinin kuyusunu kazmayı, arkadan iş çevirmeyi değil, saf gönüllerin Allah sevgisiyle yaşadığı sâfiyâne uyanıklığı anlatıyoruz. Kapıp kaçmaktan değil, sadece helâle el açmaktan bahsediyoruz. İki yüzlülük yaparak insanları kandırmaktan değil, içi dışı bir mertler olmaktan dem vuruyoruz. Beş vakit namazı hep vaktinde kıldıran, zarardan uzaklaştırıp yarara yaklaştıran, onun bunun sırtından geçindiren değil, ona buna şuna hayrımızı dokunduran uyanıklığı kastediyoruz. O kadar ki sadece hayatımız değil, ölümümüz bile yakınlarımıza yük ve masraf olmasın.

Uyanıklığı hayatımızın içine yaydığımız vakit, her hayır hemen olmaya, her iyilik hemen yapılmaya başlanacak. Secdeye ilk fırsatta varan, hastayı ilk fırsatta ziyâret eden, dertliye ilk fırsatta derman götüren insanlar olmaktan bahsediyoruz. Erteleyen, hep beklemeyi benimseyen, “Bakarız” deyip adam savan, “İnşallah” deyip çocuk oyalayan ve böylece nice fırsatları elinden kaçırıp duran kimseler olmaktan değil. Çok susamış birinin bardak aramaya bile gerek duymadan şişeyi başına dikivermesi, çok hasret çekmiş birinin, sevdiğini karşısında görünce her şeyi bırakıp ona sarılıvermesi gibi bir şeyden bahsediyoruz. Allah’tan gelecek her hayra muhtaç olduğumuzu fark etmekten ve işte muhtaç bir insan psikolojisiyle, fırsatları yakalamaktan bahsediyoruz.

HİÇ ÖLMEYECEKMİŞ GİBİ YAŞAMAK

Sanki yarını da sağlama almışız, geleceğin gelmesini garantilemişiz gibi yaşamanın yanlışlığını dile getiriyoruz.

“Acele etme! Hele bir dur bakalım.” / “Sonra ziyâret ederiz canım” / “Daha küçük, büyüyünce anlatırız” / “Hevesimizi alalım hele, evlenince kapanırız” / “Biraz zaman geçsin, ondan sonra helâllik alırız” / “Akşam olunca barışırız” / “Okul bitince namaza başlarız” gibi cümleler kurmanın mahzûrunu söylüyoruz. Sonraya, yarına, akşama çıkamayabileceğinin farkında olmaktan, ânın oğlu olmaktan bahsediyoruz.

İşte böyle bir uyanıklığı benimsediğimiz vakit, borçlanmaktan korkan, dedikoduya, fitne çıkarmaya, boş oturmaya, boş konuşmaya vakti kalmamış uyanıklar olacağız. Tâkâtimiz olmayacak hayrı savsaklamaya. Fırsatımız bulunmayacak lüzumsuz yere çarşı pazar dolaşmaya. Nâ mümkün hâle gelecek o vakit, internette saatlerce anlamsız ve maksatsız sörf yapmak. Uyanık olunca, vaktimizin nasıl da dar olduğunu fark edecek, konuşurken, yazarken, okurken ve yaşarken hem dikkatli hem de hakîkatli olacağız.

GAFLET UYKUSUNDAN NASIL UYANABİLİRİZ?

Uyanık kişi, nicesinin küçük görüp beğenmediği hizmetleri, ömrünün en iyi fırsatını yakalamışçasına sevinçle îfâ eder. Aç adam yemek, hayra muhtaç olan uyanık adam da hizmet seçmez. Elbise yamalarken İdris aleyhisselâmı, bunalıp daralınca Yunus aleyhisselâmı, ferahlayıp ikrâma mazhar olunca Süleyman aleyhisselâmı, ezâya muhatap olunca Taif’te taşlanan o güzeller güzeli Habîb-i Kibriyâ’yı hatırlatacak, her ânı kutsî bir duyguyla hissederek yaşamamıza sebep olacak, böylece her işimizi ibâdete dönüştürecek olan akıl uyanıktır ve herkese lâzımdır.

Çünkü biriniz uyuduğu zaman şeytan onun ense köküne üç düğüm atar. Düğüm attığı her bir yere “Gecen uzun olsun, yat, uyu!” diyerek eliyle vurur. Şâyet o kimse uyanarak Allah’ı anarsa, düğümlerden biri çözülür. Abdest alırsa bir düğüm daha çözülür. Bir de namaz kılarsa, şeytanın attığı bütün düğümler çözülür ve böylece neşeli ve huzurlu bir şekilde sabahlar. Allah’ı anmaz, abdest alıp namaz kılmaz ise uyuşuk ve tembel bir hâlde sabahlar.1 Durum, gece uykusunda böyleyken, gündüz vakti uyur gezer olmanın, yani gaflet uykusuna dalmanın nasıl bir rehâvete sebep olacağını fark etmemiz şarttır. Geceyi ve gündüzü, mâhiyeti farklı uykularla geçirdiğimiz taktirde, ömrümüzün nasıl hebâ olacağını görmemiz gerekir. Bizi Allah’ı anmaktan, Allah için hizmet etmekten, O’nun rızâsı için hareket etmekten alıkoyan her türlü ağırlığı üzerimizden bir an evvel atmak, yakıcı olsa da gözlerimizi ve gönüllerimizi Hakk’a ve hakîkate bir an evvel açmak îcab eder.

ÖLÜMÜ ANMAK BİR NEVİ UYANMAKTIR

Şüphesiz Rabbimiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner ve şöyle derler: Korkmayın, üzülmeyin, size vaad olunan cennetle sevinin. Dünya hayatında da âhirette de sizin dostlarınız biziz. Bağışlayan ve çok merhametli olan Allah’ın ikrâmı olarak, orada sizin için canlarınızın çektiği her şey vardır ve istediğiniz her şey, orada sizin için hazırdır.2 Öldükten sonra bize kavuşmayı ümit etmeyip dünya hayatına râzı olan ve onunla yetinenler ve bizim ayetlerimizden gafil olanlar yok mu, işte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden varacakları yer ateştir.3 Gevşekliği ve tembelliği huy edinmiş talebenin, karnesini alınca sevindiği nerede görülmüştür? Sevinmek isteyen, uyanmak zorundadır. Bana kalırsa zaman, kefenlerimizi alıp göz önüne koyma zamanıdır. Zîrâ ölümü anmak, bir nevi uyanmadır.

ÖLÜMÜN KARANFİL ACISI TADI

Şimdi müsaadenizle, rahmetli anneannemin sadakası olmak üzere, kendi cenâze bohçamın eksiklerini almaya gidiyorum. Bunu yaparken, sadece hayâtımın değil, vefâtımın da hayırlı bir ders olmasını diliyorum. Toruna yaraşan, atasından gördüğü hayırları yaşatmak, ümmete yaraşan, ölüm tefekkürüyle her dem uyanık kalmaktır. Ölümün karanfil acısı tadını almaktır uyanıklık. Kalan vaktim bir saat de on sene de olsa bir. Beni mâzur görünüz, hâlimi bilen bilir. Hiç müsâit değilim mâlâyâni sohbete! Zîrâ belki an kaldı, kefenimle vuslata.

Dipnotlar: 1) Buhârî, Teheccüd 12. 2) Fussilet, 30–32. âyetler. 3) Yûnus, 7-8. âyetler.

Kaynak: Neslihan Nur Türk, Altınoluk Dergisi, Sayı: 358