Sevgide ve Öfkede Denge

HAYATIMIZ

Sevgide ve öfkede denge nasıl sağlanır? Hak din İslam’ın denge yaklaşımı ile diğer dinlerin bu husustaki görüşleri arasındaki farklar...

Allah Teâlâ bu ümmeti “ümmeten vasata-orta yollu ümmet” olarak isimlendirmiştir Dinimiz işlerimizde, ilişkilerimizde, ibadetlerimizde ve duygularımızda orta yolu tutmayı bizlere emretmiştir. Bu yazımız özellikle hayatımıza yön veren öfke ve sevgide dengeli olmayı ele alacaktır. Yegâne hak din İslam’ın dengeli yaklaşımını görmek için diğer batıl ve muharref dinlerin bu iki husustaki görüşlerine de bir göz atalım ve aradaki farkları görelim.

SEVGİDE VE ÖFKEDE DENGE

Dünyanın en yaygın dinlerinden olan Hristiyanlık sevgi ve öfke konusunda uygulanması zor, ütopik bir tavır takınır. Hristiyanlara tüm insanları hatta düşmanlarını bile sevmeyi öğütler. İncil’e göre Hz. İsa dindaşlarına şöyle emretmiştir: “Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin’ dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin.” (Matta, 44-48)

Peki Hristiyanlar bu emri yerine getirebilmiş, düşmanlarını sevebilmiş midir? Hristiyan Batı bırakın düşmanını sevmeyi, onlara yaşam hakkını bile çok görmüştür. Haçlı savaşlarında Birincisi ve İkinci Dünya Savaşlarında, Afrika ve Avusturalya’da on milyonlarca insanı katletmiş, onların zenginliklerini yağmalamıştır. Bir yüzüne vurana diğer yüzünü dön emrini tersten anlamış, kendisine hiç zarar vermeyenlere bile sille vurmaktan geri durmamıştır.

Yahudiliğe baktığımızda orada ise başka bir aşırılık göze çarpar. Yahudiler, kendilerinden olmayan insanları sevmek bir yana onları tam bir insan olarak dahi kabul etmezler. Hele düşmanları söz konusu olduğunda üç, dört göbek neslinden intikam almayı ilahi bir emir olarak kabul ederler. Yüce kitabımız “Hiç kimse başkasının günahından dolayı hesaba çekilemez” prensibini ortaya koyarken Tevrat, anne-babaların hatalarının bedelini dört kuşağa kadar neslinin ödeyeceğini şu şekilde ifade eder: “Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrı'yım. Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım.” (Deuternomy, 5:7)

Yahudilerin kin ve öfkeleri hiçbir sınır tanımaz, zira onlar Hakkın emirlerini tahrif etmişlerdir. Bunun pek çok örneğinden sadece bir tanesi Tevrat’taki şu emirdir:

“Şimdi git, Amaleklilere saldır. Onlara ait her şeyi tamamen yok et, hiçbir şeyi esirgeme. Erkek, kadın, çoluk çocuk, öküz, koyun, deve, eşek hepsini öldür.” (Samuel, 15: 2-3) 

Maalesef bugün Gazze’de olanlar bu zalimane buyrukların Siyonist Yahudiler tarafından yerine getirildiğini göstermektedir. Yüce Rabbimiz Yahudilerin bu aşırı öfkesini ve düşmanlığını şu ayet ile bizlere haber verir: “İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın.” (Maide, 82)

Yüce dinimiz İslam, müminleri öfke ve sevgi konusunda terbiye eder. Sadık bir mümin layığına muhabbet, müstahakkına da gazap göstermekle mükelleftir, nitekim Rabbimiz müminlerin bu karakterini şu ayette net olarak ifade eder: “Muhammed, Allah’ın Rasûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler.” (Fetih, 29)

Bu ayete göre gerçek mümin din kardeşine karşı son derece merhametlidir, Allah Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem bu merhametin kalitesini şu hadis-i şerifi ile açıklar: “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)

Müminlerin, kendilerine düşmanlık besleyen kâfirler karşısındaki tutumu ise ayette çetin ve vakarlı olarak tarif edilmiştir. İmam-ı Rabbânî, Allah katında en faziletli amel olarak insanın Allah için sevmesini ve Rabbi için öfkelenmesini gösterir. İnsanları Hak yoldan saptıran batıl akımlara karşı durmak, İslam düşmanları ile mücadele etmek sufilerin en başta gelen vazifeleri arasındadır:

“Bu fakire göre, Allah Teâlâ’nın rızasını elde etme husu­sunda hiçbir amel kâfirlere cephe almaktan daha faziletli değildir. Zira Hak Teâlâ’nın; küfre, kâfirlere, Lât ve Uzza gi­bi uydurulmuş batıl ilahların bizzat kendilerine yönelik düşman­lığı vardır. Bu sahte ilahlara tapanlar da bizzat Rabbimizin düşmanlarıdır. Bu çirkin suçun cezası da sonsuza dek cehen­nemde kalmaktır. “Allah kendisine şirk ko­şulmasını bağışlamaz.” (Nisa, 48) ayeti katıksız bir kâfirin cezasının ebedi cehen­nem olduğunu gösterir.

Günümüzde bazı dini grupların sevgi, tolerans gibi aldatıcı sözlerle tasavvuf hareketinin içini boşaltma gayretlerine karşı İmam’ın bu sözleri net bir cevap oluşturur. Sufiler bütün insanlara karşı sevgi duyar, ama onların bu sevgisi İslami yaşantının düşmanlarına taviz vermeyi gerektirmez. İmam bu konuda bizlere Mekke dönemindeki Müslümanları örnek gösterir ve şöyle der:

“İslam’ın ilk yıllarında Müs­lümanlar o kadar az ve güçsüz olmalarına rağmen bu hal, onları kendi dinlerinden vazgeçiremedi. Yani kâfirler, o kadar güç ve imkânlarına rağmen, Müslümanların her hangi bir şeyini değiştiremediler ve onlar üzerine küfür hükümlerini tatbik etmeye asla muktedir olamadılar.” ( 47. Mektup)

Yukarıda ifade edildiği üzere müminler kendilerine düşmanlık yapan kâfirlere karşı çetindir, ne var ki bu şiddet tüm inançsızlar için geçerli değildir. Müslümanlara karşı düşmanlık yapmayan gayri Müslimlere gelince yüce Kuran onlarla iyi geçinilmesini ve onlara adaletli davranılmasını emreder: “Allah, din uğrunda sizinle savaşmayan, sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara karşı adil davranmanızı yasak kılmaz; doğrusu Allah adil olanları sever.” (Mümtehine, 8)

Nitekim ecdadımız fethettiği bölgelerdeki Hristiyan ve Yahudilere adaletli davranmış, onları krallarının zulmünden kurtarmıştır. İslam’ın bu güzelliklerini gören gayr-i müslim halklar İslam idaresine girmek için can atmışlardır. Netice olarak, İslâm öncelikle bir sevgi ve adalet dinidir, Müslümanlar inançlı inançsız tüm insanları Hz. Ademden kardeşimiz olduğu için sever, ama hakka ve hakikate düşman olanlara da layık oldukları sertliği gösterir.

İşte bugün zaman müstahakkına öfkelenme zamanıdır, zira Gazze’de, Filistin’de, Suriye’de ve dünyanın daha birçok yerinde mümin kanı dökülmekte, Müslümana zulmün her çeşidi reva görülmektedir. Bu zulümleri yapan İslam düşmanlarına karşı sessiz kalmak, onların destekçisi olan işyerlerinden alış-veriş yapmak, imanın önemli bir umdesini görmezden gelmek demektir. Rabbim böyle bir gafletten hepimizi korusun, mümine karşı merhametli, din düşmanlarına karşı çetin olmayı hepimize nasip eylesin, âmin.

Kaynak: Süleyman Derin, Altınoluk Dergisi, Sayı: 456