Sebe Suresinin 22. Ayeti Ne Anlatıyor?
Sebe sûresi 22. âyette ne anlatılıyor? Sebe sûresi 22. âyetin Arapçası, meâli ve tefsiri ışığında kalpleri şirkin karanlığından koruyan tevhid hakikati tefekkür ediliyor.
Sebe Suresi 22. âyette şöyle buyrulur:
Sebe Suresi 22. Ayet Arapça:
قُلِ ادْعُوا الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِۚ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَمَا لَهُمْ ف۪يهِمَا مِنْ شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُمْ مِنْ ظَه۪يرٍ
Sebe Suresi 22. Ayet Meali:
De ki: “Allah’tan başka (ilahî güçlere sahip) sandığınız varlıkları çağırın bakalım! Onlar göklerde ve yerde zerre miktarı bir şeye sahip olmadıkları gibi buralarda herhangi bir ortaklıkları da yoktur; Allah’ın onlardan bir destekçiye de ihtiyacı bulunmamaktadır.” (Sebe’, 34/22)
ŞİRKTE YANILGI: ALLAH’TAN BAŞKA İLAH YOKTUR
Bilgi:
İblis, günahları insanlara şirin göstereceğine ve onları saptıracağına dair yemin etmişti. Çünkü o insanları saptırabileceğini düşünüyordu. Bu ayetin öncesindeki ayetlerde belirtildiğine göre, şeytanın bu düşüncesi, insanların bir kısmı hakkında doğru çıkmış ve samimi kullar dışındakileri saptırmıştır. Hâlbuki şeytanın, onlar üzerinde hiçbir zorlayıcı gücü bulunmamaktadır ve sorumluluk tamamen o kimselere aittir. Bu âyette ise şeytanın kandırmasıyla işlenen günahların en büyüğü olan şirkin yanlışlığı üzerinde durulmakta, insanlar düşünmeye davet edilmektedir.
Mesaj:
Allah’tan başka ilah diye uydurulanların, kendilerine bir faydaları olmadığı gibi Allah’ın da bunlara bir ihtiyacı yoktur.
Kelime Dağarcığı:
Miskâl: Ağırlık, miktar, bir ağırlık ölçüsü.
Zahîr: Destekçi, yardımcı.
Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler
TEFSİR
Sebe Suresi 22. Ayet Tefsiri:
- De ki: “Allah’tan başka ilâh sandığınız şeylere istediğiniz kadar yalvarın durun. Bunların size hiçbir faydası olmayacaktır. Çünkü onlar ne göklerde ne de yerde zerre miktarı bir şeyin bile gerçek sahibi değillerdir. Göklerin ve yerin hâkimiyet ve yönetiminde onların hiçbir ortaklıkları da yoktur. Ayrıca Allah onlardan bir yardımcı edinmiş veya edinecek de değildir.”
- Allah’ın huzurunda, O’nun izin verdiği kişi hakkında ve yine O’nun izin verdiği kişi tarafından yapılmadıkça şefaat de hiçbir fayda vermez. Nihâyet şefaat izni çıkıp da kalplerindeki korku ve dehşet giderildiği zaman şefaat bekleyenler, şefaat edeceklere: “Rabbiniz ne buyurdu?” diye sorarlar. Onlar da: “Gerçeği buyurdu” diye cevap verirler. Allah, pek yüce, çok büyüktür.
İblîs ve yandaşlarının en önemli işi insanları, Allah’ı bırakıp putlara tapmaya yönlendirmektir. Halbuki putların tapmaya değer bir özellikleri yoktur. Kendilerine yalvaranlara ne cevap verebilir, ne onlara bir fayda sağlayabilir, ne de onlardan bir zararı defedebilirler. Çünkü:
› Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şeyin bile gerçek sahibi değildirler.
› Bunların hâkimiyet ve yönetilmesinde hiçbir ortaklıkları yoktur.
› Allah gökleri ve yeri yaratırken onlardan herhangi bir yardımcı da almamıştır.
O halde putlara tapmanın ne anlamı kalır? Müşrikler, inanmıyorlar fakat faraza âhiret olacaksa, melek ve cin gibi değişik varlıklardan edindikleri putların kendilerine şefaatçi olacaklarını söylüyorlardı. Halbuki orada Allah’ın izin vermediği hiç kimse şefaat edemeyecektir. Herkes O’nun huzurunda suspus olacak, kalpler korkudan titreyecek ve O’ndan çıkacak kararı bekleyecektir. Kimsenin O’nun vereceği karara müdâhale etmesi de mümkün değildir. Cenâb-ı Hak da gerçek neyse onu söyleyecek, böylece hak yerini bulacaktır. Böylece müşrik ve münkirler de gerçeği orada tüm netliği ile öğrenmiş olurlar. Madem dünyada da âhirette de tek söz sahibi ve tek karar mercii Allah’tır; o halde O’na kulluk ve teslimiyetten başka çıkar yol aramak boşunadır.
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com