Şadırvanında Gemi Bulunan Cami

VİDEOLAR

Araştırmacı-Yazar Fahri Sarrafoğlu, şadırvanında gemi bulunan camiyi anlatıyor.

Çorlulu Ali Paşa Camisi’nin şadırvanında çok ünlü bir ABD gemisinin olduğunu biliyor muydunuz? Geminin ne işi var şadırvanın tepesinde demeyin. Hikayesi bir o kadar ilginç ve hüzünlü….Ayrıca keşke bu ünlü gemiyi biz buraya koymasaydık da müze yapsaydık,  şu an İstanbul’un en çok ziyaret edilen yerleri arasında yerini alacaktı. İşte detaylar:

ŞADIRVANDA ABD GEMİSİ KURŞUNU VAR

İkinci Dünya Savaşı’nın en korkunç ve ses getiren olayları arasında yer alan Pearl Harbor saldırısında 7 Aralık 1941 günü Amerikan güçleri: 12 savaş gemisi, 188 savaş uçağı kaybeder ve iki bin 400 Amerikan askeri ölür. Yani: limanda bulunan Amerikan savaş gemilerinin hepsi hasar görür. Yalnız: bir gemi hasar görmez. Bu da hastane gemisi olarak kullanıldığı için Japonlar buraya saldırı yapmazlar.

Bu gemi: 25.000 Amerikan gencini, savaş bölgelerinden, Amerika’ya taşır. Savaş sonrasında ise, Solace (TESELLİ) gemisi sayesinde hayatını kurtaran Amerikalı gençler bir dernek kurarlar ve bir madalya yaptırırlar. Madalyanın üzerinde, Solance gemisinin resmi bulunur ve bu madalyaları takmaya başlarlar.

ABD GEMİYİ NİYE TÜRKİYE’YE SATTI?

Amerikan devleti, geminin bu kadar ünlenmesinden daha doğrusu bu saldırının hatırlanmasından rahatsız olmuştu. Bu baskının unutulmasını istiyordu.  Solance (TESELLİ)  gemisini yok etmeye karar verirler. Ancak, sapasağlam gemi, nasıl yok edilecek? Başlıca çözüm olarak: geminin uzak bir ülkeye satılması ve makyajının değiştirilerek, başka bir amaçla kullanılmasına karar verilir. Çünkü Amerika’da gemi, savaş karşıtlarının bir simgesi haline gelmektedir.

TESELLİ GEMİSİ TÜRKİYE’YE YOLCU GEMİSİ OLARAK SATILIYOR

Teselli gemisi 1948 yılında, Türkiye’ye yolcu gemisi olarak satılıyor. Bu güzel gemi; aynı yıl, yapılan tadilatlar sonucu, birçok kamaralı bir turistik yolcu gemisi haline sokulur. İsim olarak ise “Ankara” ismi konulur. Uzun bir yolculuktan sonra, Türkiye’ye getirilir. Ekim 1977 tarihinde, gemi sökülmek üzere: Halit Tersanesine yanaştırıldı. Tüm güverte üstü söküldü, kesilip ayrıldı. 1979 yılında ise: bir römorkör eşliğinde; İzmir Tersanesine çekilerek götürüldü.

CAMİNİN ŞADIRVANINA KURŞUN LAZIM NEREDEN TEMİN EDİLECEK?

Bu sırada: İstanbul-Kasımpaşa Cami Altı Tersanesi yanında bulunan ve 1776 yılında, Sadrazam Çorlulu Ali Paşa tarafından yaptırılan Çorlulu Ali Paşa Camisi’nde; çatıdaki onarım sırasında kullanılan kaynak nedeniyle büyük bir yangın çıkar ve hasara neden olur. 1980 yılında caminin restorasyonuna başlanır. Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Haliç Tersanesi yakınlarındaki caminin onarımı tamamlanır. Ancak; şadırvan kısmının onarımına sıra geldiğinde, şadırvan çatısının kurşun bölümünün yenilenmesi gerektiği anlaşılır. Ancak: kurşun bulunmamaktadır. Kıtlık yılları. Etibank dahi, kurşun talebini geri çevirir. İzmir-Aliağa Tersanesi’nde; römorkör eşliğinde getirilen; Ankara gemisi, tamamen sökülerek, jilet olmayı beklemektedir. Aliağa Tersanesinde görevli, emekli bir asker; geminin mazisini, geminin bir hastane gemisi olarak kullanıldığını bildiğinden (çoğu insan tarafından geminin bu özelliği tamamen unutulmuştur): geminin içinde kurşun bulunabileceğini düşünerek, İstanbul’daki sökümde, dokunulmayan gemi duvarlarında araştırma yapar ve röntgen odasının duvarlarında, kurşuna rastlar. Duvarlar söküldüğünde ise, röntgen odası olarak kullanılan yerin duvarlarının, radyasyondan korunmak için tamamen kurşun kaplanmış olduğunu görür. İstanbul Haliç Tersanesine haber verilir ve buradaki görevliler gelirler, hayretler içinde, Ankara gemisinin, daha önce röntgen odası olarak kullanılan, kamarasının odasının duvarlarındaki kurşun levhaları sökerek, İstanbul’a götürürler ve Çorlulu Ali Paşa Camisi’nin şadırvanının çatısı bu kurşun levhalarla kaplanarak, restorasyon çalışmaları tamamlanır. İşte hikâyemiz böyle…

KEŞKE BU GEMİ SÖKÜLMESEYDİ?

Gönül istiyor ki, keşke bu gemi sökülmeseydi de bu gemiyi görmeye gelenler sayesinde sadece ABD değil Japonya’dan bile buraya akın akın turist kafileleri gelirdi. Peki, bu geminin parçalarını bari görebilir miyiz? Var mıdır İstanbul’da gemiden kalan başka parçalar derseniz eğer, evet var. Denizcilik İşletmelerinin Tarih ve Sanat Müzesinde sergilenen: geminin dümeni ve İstanbul-Kasımpaşa-Haliç Tersanesinde bulunan Çorlulu Ali Paşa Camisi’nin şadırvanının çatısını görebilirsiniz.

ÇORLULU ALİ PAŞA CAMİSİ’NİN ÖZELLİKLERİ

Çorlulu Ali Paşa Camisi; İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında Kasımpaşa Camisi Kebir Mahallesi Taşkızak Caddesi Cami altı tersanesi içerisinde 1707 tarihinde inşa edilmiştir. Cami, Sadrazam Çorlulu Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır. Daha sonra Sultan II. Mahmut tarafından tamir edildi ve ilave olarak bir hünkâr mahfili yaptırıldı. Cami son olarak II. Abdülhamit tarafından yeniden yaptırılmış Bu arada yapı yeniden onarılmıştır. Yapı iki katlıdır. Caminin alt katındaki odalar gemi kaptanlarına tahsis edilmiştir. Yapı 1970 yılında yeniden betonarme olarak yeniden inşa edilmiştir. Duvarlar kesme taş ile yapılmış havası verilmiştir. Yapının kubbesi kaldırılmış ve düz bir ahşap çatı inşa edilmiştir.

Yapı kare planlıdır. Camiye son cemaat yerinden girilmektedir. Asıl kullanılan kapı kuzey cephesinden merdivenle çıkılan giriştir. Harim giriş kapısının sağ ve sol tarafı mahfiller bulunmaktadır. Bütün duvarlar yerden tavana kadar çinilerle kaplıdır. Yan duvarlarda uzun sivri kemerli dört pencere bulunur. Mihrap duvarında da sivri kemerli iki pencere bulunur. Yapının çatısı ahşap ve kiremit kaplıdır. Mihrap yarım yuvarlak niş şeklinde olup, üzerindeki kitabe 1707 tarihlidir. Güneydoğu köşesindeki vaaz kürsüsü ve minber ahşaptır. Minare sol cephede olup daha sonra betonarme olarak yeniden inşa edilmiştir.

ÇORLULU ALİ PAŞA KİMDİR?

Çorlulu Ali Paşa, 1670 yılında doğdu. Çorlu’da yerleşmiş bir çiftçi ailesinin oğluydu. Sultan İkinci Ahmed devri Kapıcıbaşı Türkmen Kara Bayram Ağa’nın evlatlığı olarak, önce Galata Sarayı’na, daha sonra Enderun-ı Hümayun’daki Seferli Koğuşu’na, buradan da Hane-i Hassa’ya yerleştirildi. Şubat 1699’da rikabdarlık hizmetinde bulunuyordu. Sadrazam Amcazade Hüseyin Paşa’da kendisinden bizzat silahdarlık rica etti. 15 Ekim 1700 tarihinde bu memuriyete tayin edildi.

Silahdarlığı, Saray-ı Humayun’da daha üst derecede bir memuriyet haline getirdi. Padişah ile sadrazam arasındaki haberleşmenin silahdarlık makamı vasıtasıyla yerine getirilmesini ve Darüssade’den başka Babüssade ile Enderun-ı Hümayun’a ait bütün işlerin de silahdar ağa nezaretinde yapılmasını sağladı. Çorlulu Ali Paşa’nın bu başarıları çok geçmeden birbirleriyle yarış halinde bulanan sadrazamın ve şeyhülislamın dikkatini çekti.

İstanbul’daki cebeci ayaklanması sırasında Çorlulu Ali Paşa, vezirlik rütbesiyle saraydan uzaklaştırıldı. Sultan Üçüncü Ahmed’in vezir olmasından sonra üçüncü vezir olarak Edirne’de kaldı. Halep Valiliğine tayin edilmek üzere İstanbul’a çağrılan Çorlulu Ali Paşa, İstanbul’a geldiğinde Halep valiliğinden vazgeçilerek, Kubbealtı’nda beşinci vezirlikle görevlendirildi. Enişte Hasan Paşa’nın yerine 1703 Kasım ayı sonlarında rikab-ı hümayun kaymakamı oldu. Bir süre sonra Trabluşam valiliği ile İstanbul’dan uzaklaştırıldı. Tekrar İstanbul’a dönen Çorlulu Ali Paşa, 3 Mayıs 1706 günü üçüncü vezirlikten Baltacı Mehmed Paşa’nın yerine sadarete getirildi. 1708 yılında yedi yıldır nişanlı bulunduğu Sultan İkinci Mustafa’nın kızı Emine Sultan’la evlendi.

Çorlulu Ali Paşa sadrazam olduktan sonra, devletin mali işleriyle ilgilendi ve saray masraflarını kontrol altına almak istedi. Tersane ve donanmaya önem verdi. Toplar döktürdü, askeri ocaklarda düzenlemelerde bulundu.

İsveç – Rus savaşı sırasında İsveç’i Ruslara karşı destekledi. Amacı ilerde meydana gelebilecek Rus-Osmanlı Savaşı’nda yorgun düşmüş bir Rus ordusuyla karşılaşmak ve galip çıkmaktı. Sultan Üçüncü Ahmed’in bu siyaseti tasvip etmemesi ve bir süre sonra Rusların savaştan galip ayrılması üzerine Çorlulu Ali Paşa, aleyhinde yapılan propagandalar sonucu gözden düştü. Sultan Üçüncü Ahmed, Ali Paşa’yı sadaretten azletti ve bir gün sonra Kefe’ye sürdü. Çorlulu Ali Paşa, sadrazamken Sinop’a sürdüğü Şeyhülislam Paşmakçızade Seyyid Ali Efendinin fetvası ve padişahın Aralık 1711 tarihli fermanı ile idam edildi.

Kaynak: tarihinizinde.com