Sad Suresi 87-88. Ayetler Ne Anlatıyor?

KUR’ÂNIMIZ

Vahyin evrensel bir öğüt olduğunu bildiren Sâd Suresi 87-88. ayetlerin Arapçası, meali ve tefsiri ışığında; Hz. Peygamber’e (s.a.v.) yönelik asılsız ithamların reddi ve ilahî hakikatlerin zamanı geldiğinde nasıl tecelli edeceğine dâir bir tefekkür.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

KUR’AN’DAN İNSANLIĞA İHTAR: GERÇEĞİ ZAMANI GELDİĞİNDE ÖĞRENECEKSİNİZ!

Sad Suresi 87-88. Ayetler Arapça:

اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ

وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَاَهُ بَعْدَ ح۪ينٍ

Sad Suresi 87-88. Ayetler Meali:

Bu Kur’an, bütün âlemler için bir öğüt ve uyarıdır. Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra çok iyi öğreneceksiniz. (Sâd, 38/87-88)

Bilgi:

Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Allah’tan aldığı vahiyleri, ilahî hakikatleri kavmine bildirince Mekke’nin ileri gelenleri kendisine şiddetle karşı çıkmışlardı. Hz. Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i bu tutumundan dolayı deli olmakla, kâhinlikle, sihirbazlıkla suçlamışlardı. O’nun bu davayı para, mevki ve başka dünyevî şeyler için sürdürdüğünü düşünmüşlerdi. Oysa O, sadece Allah tarafından kendisine bildirilen gerçekleri söylüyordu. O’nun bildirdiği Kur’an, insanlara öğütler veriyor, onları uyarıyordu. Dünya ve ahiret hayatıyla ilgili hakikatleri hatırlatıyordu. Bunlara inanmayan inkârcıların bütün bu anlatılanları zamanı geldiğinde öğreneceklerini bildiriyordu.

Mesaj:

Kur’an’ı okuyup anlamak, öğüt alıp yaşamak hayatımıza anlam katacaktır.

Kelime Dağarcığı:

Nebe’: Önemli haber, bilgi.

Nebî: Haber getiren, peygamber.

Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler

TEFSİR

Sad Suresi 87-88. Ayetler Tefsiri:

  1. De ki: “Tebliğime karşılık sizden hiç bir ücret istemiyorum. Ben kendiliğimden peygamberlik iddiasında da bulunmuyorum.”
  2. “Bu Kur’an, bütün insanlığa sadece bir öğüt, bir hatırlatmadır.”
  3. “Şunu unutmayın ki onun verdiği haberlerin doğru olduğunu bir süre sonra siz de öğreneceksiniz!”

Sûre bütünüyle Resûlullah (s.a.s.)’in nübüvvetinin gerçekliğinden bahsettiği için son olarak bu konuya tekrar vurgu yapılır: Hz. Muhammed (s.a.s.) gerçekten peygamberdir. O, tebliğ vazifesini dünyevî bir menfaat toplamak için değil, sadece Allah rızâsı için yapmaktadır. Allah Teâlâ kendine neyi vahyediyorsa ancak onu tebliğ etmektedir.

O, Allah adına kendiliğinden bir şeyler uydurup da onu insanlara zoraki kabul ettirmek isteyen bir yalancı değildir. Getirdiği Kur’an, sıradan bir söz değil, kıyamete kadar tüm insanlık ve cin âlemine gerçek dini öğreten, Allah’a varan yolu gösteren bir öğüttür; ilâhî tâlimatlar bütünüdür. İstikbâle ait haberlerin kaynağıdır. Zâten onun bir ismi de النبأ العظيم (en-Nebeu’l-Azîm) “En Büyük Haber”dir. (bk. Sād 38/67; Nebe’ 78/2)

Onda, indiği günden başlayıp yakın ve uzak geleceğe, kıyamete, hatta cennet ve cehenneme varıncaya kadar vukua gelecek nice haberler bulunmaktadır. Nitekim o, zahirî tüm şartlar aleyhte gözükmesine rağmen Mekke döneminin en zor şartları içinde Müslümanların gâlip geleceğini, kâfirlerin mağlup olacağını, Kur’an’ın gönülleri fethedeceğini ve İslâm’ın tüm dünyayı saracağını haber vermekteydi. Bu, mü’minler için bir müjde, kâfirler için ise bir uyarıydı.

Bunlar haber verildikleri şekilde zamanla vuku bulacak, ömrü yeten veya o olayların vukuuna tevafuk eden insanlar onları teker teker görüp, Kur’an’ın verdiği haberin doğruluğunu kesin olarak bileceklerdi. Bu hususta Kur’an, kendinden gâyet emindi. Nitekim müşriklerin bütün mücadelelerine rağmen daha Resûlullah (s.a.s.) hayattayken Arap yarımadasında şirkin kökü kazınmış, nihâyet bir asır gibi kısa bir zamanda İslâm üç kıtaya yayılan cihanşumûl bir din hâline gelmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’de günümüze, geleceğe, özellikle ölüm ve sonrasına ışık tutan daha nice haberler bulunmaktadır. Onlar da sırası geldikçe vuku bulacak ve Kur’an’ın doğruluğu zaman be zaman, vakit be vakit tasdik olunmaya devam edecektir. O halde insanlara, cinlere ve indiği andan itibaren kıyamete kadar tüm çağlara korkusuzca ve fütursuzca meydan okuyan Allah kelâmı karşısında insanın şahsî tüm davalarını terk ederek, ona ve onu tebliğ eden Peygamber’e inanıp teslim olması gerekmez mi?

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com