Rûm Suresinin 57. Ayeti Ne Anlatıyor?
Rûm suresi 57. âyette ne anlatılmak isteniyor? Kâfirlerin için acı sonunu haber veren Rûm sûresi 57. âyetinin Arapçası, meali ve tefsirini bu yazımızda okuyabilirsiniz.
Rûm sûresi 57. âyette şöyle buyrulur:
Rûm Suresi 57. Ayet Arapça:
فَيَوْمَئِذٍ لَا يَنْفَعُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مَعْذِرَتُهُمْ وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
Rûm Suresi 57. Ayet Meali:
Artık o gün, zulmedenlerin (beyan edecekleri) mazeretleri fayda vermeyeceği gibi, onlardan Allah’ı hoşnut etmeye çalışmaları da istenmez. (Rûm, 30/57)
KÂFİRLER İÇİN ACI SON
Bilgi:
Allah, insanı yaratmış, ona akıl vermiş ve birtakım sorumluluklar yüklemiştir. İnsanın başta gelen görevi Allah’a iman etmek, O’nun emir ve yasaklarını yerine getirmektir. Bunlara riayet ederek Müslümanca yaşayıp iman üzere ölenler cennette türlü türlü nimetlerle karşılanacaklardır. Buna karşılık, Allah’ı inkâr eden ve kâfir olarak Allah’ın huzuruna çıkanlar için ise iş işten geçmiş olacaktır. Artık onların ileri sürecekleri mazeretler geçerli olmayacak, tekrar dünyaya dönerek orada sâlih ameller işleme talepleri kabul edilmeyecektir. Çünkü hesabın varlığı, hiçbir mazeret bırakmayacak şekilde delillerle ortaya konulmuş olacaktır.
Mesaj:
“Can boğaza gelmediği sürece Allah kulun tövbesini kabul eder.” (Tirmizî, Daavât, 98)
Kelime Dağarcığı:
Ma’ziret: Mazeret, özür, gerekçe, bahane.
Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler
TEFSİR
Rûm Suresi 57. Ayet Tefsiri:
- Kıyâmet koptuğu gün, inkârcı suçlular, dünyada sadece çok kısa bir süre kaldıklarına yemin edecekler. İşte onlar, vaktiyle hayattayken de hep böyle aldanıyor, hep böyle yanlışlara sürüklenip duruyorlardı.
- Kendilerine ilim ve iman verilmiş olanlar ise şöyle diyecekler: “Siz dünyada ve kabirde Allah’ın kitabında belirlenen yeniden diriliş gününe kadar kaldınız. İşte bugün, size haber verilen o diriliş günüdür. Fakat siz bunu bir türlü anlamaya yanaşmıyordunuz.”
- Artık o gün, zulmedenlere ileri sürdükleri özürler bir fayda sağlamayacak; onların dünyaya dönüp Allah’ı râzı edecek işler yapma isteklerine de olumlu cevap verilmeyecek.
Dünya ve kabir hayatı, sonsuz âhiret hayatı yanında, sonsuzluğa uzanan bir çizginin üzerindeki bir noktadan başka bir şey değildir. Gerçekten çok kısadır, fânîdir. Bahar bulutu ve yaz yağmuru gibi gelip geçicidir. Dünyada veya kabirde bulunurken bu durum tam fark edilemese bile, mahşer günü âhiret hayatı tüm dehşetiyle gözler önüne serildiğinde, bu gerçek bütün netliği ile ortaya çıkacaktır. Hususiyle ömürlerini küfür, şirk ve günahlarla geçirip, cehenneme müstahak hâle gelmiş kimseler bu hususta son derece mustarip olacaklardır. Ölümlerinden önce binlerce sene geçmiş olsa bile, dünyada ve kabirde çok kısa kaldıklarını, hatta buradaki ifadesiyle “bir saat”ten fazla kalmadıklarını sanacaklardır. Veya dünya hayatının kulluk yapamayacak kadar kısa olduğunu, bu sebeple ibâdetleri yerine getirmeye fırsat bulamadıklarını söylemeye çalışacaklardır. Halbuki dünyada nefis ve şeytana uyarak hak yolunu terk etmişlerdi. Cenâb-ı Hak onların bu itirazlarına şöyle cevap verir:
“…Biz, size, düşünüp öğüt alacak bir kişinin, düşünüp öğüt alabileceği bir ömür vermedik mi? Hem size uyarıcı bir peygamber de gelmişti. O halde tadın azabı! Artık zâlimler için hiçbir yardımcı yoktur.” (Fâtır 35/37)
Onların bu acıklı durumlarını seyreden ilim ve iman sahipleri, daha vakur ve serinkanlı bir şekilde, dünya ve kabir hayatının normal şartlar altında geçtiğini, nihâyet Kur’an’ın va‘dettiği yeniden diriliş gününün vakti geldiğini, işte bu günün de o yeniden diriliş günü olduğunu, fakat onların dünyadayken böyle bir günün varlığını kabul etmediklerini söyleyeceklerdir. Artık bu günde ileri sürecekleri mazeretler zalimlere bir fayda sağlamayacak ve onların tekrar dünyaya dönüp Allah’ı râzı edecek ameller işleme talepleri de reddedilecektir. Çünkü onlar, tevbe edip, iman ve sâlih amellere dönmek için verilen tüm fırsatları kaçırmışlar ve imtihan için tanınan süreyi bitirip, sonucun açıklanacağı saate ulaşmışlardır.
Bu sebeple Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Dünya bir saatlik bir süreden ibarettir. Sen onu taatle geçirmeye gayret göster.” (Aclûnî, I, 416)
Sâlih bir kul da ölmek üzereyken şöyle demiştir:
“Ben hüzün, keder, hata ve günahlarla dolu olan dünyadan ayrılacağıma üzülmüyorum. Benim üzüldüğüm şeyler; uykuyla geçirdiğim geceler, oruçsuz geçirdiğim günler ve zikrullâhtan gâfil kaldığım saatlerdir.”
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com