Peygamberimizi Temsil Eden Ümmet Olmak

PEYGAMBERİMİZ

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) ahlâkını ve sünnetini hayatla temsil etmenin önemi ile ümmetin bu sorumluluğu anlatılıyor.

Peygamber Efendimiz’in maddî ömrü, milâdî 632 yılında hitâma erdi.

PEYGAMBERİMİZİ ÖRNEK ALARAK YAŞAMAK

O -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; bugün, kendisini zâhiren müdâfaa imkânına sahip değil. Bizler ise, her birimiz yeryüzünde Allâh’ın şahidi olduğumuz gibi; Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in de ümmeti olarak, O’nun ahlâkının, şahsiyetinin, sünnetinin müdâfii olmak mecburiyetindeyiz.

O’nu sevmek, O’nunla; kalpte, söz ve fiilde beraber olmak demektir. Hadîs-i şerifte buyurulur:

“Kişi sevdiği ile beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96)

Her birimiz; sîmâlarımızda O -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in tebessümünü yaşatmalıyız.

Sözlerimizde, O’nun letâfet ve zarâfetini yaşatmalıyız.

Fiillerimizde; O’nun samimiyet, ihlâs ve takvâsını yaşatmalıyız.

Affımızla, merhametimizle, şefkatimizle, cömertliğimizle, fedâkârlığımızla, tevâzumuzla, vakarımızla; O’nun üstün ahlâkından nasîb alma gayretinde olmalıyız.

O, âlemlere rahmettir.

Biz mü’minler de bütün mahlûkāta rahmet ve muhabbet yağmurları hâlinde, O’nu temsil etmeliyiz ve İslâm’ın güler yüzünün tebessümü olmalıyız.

Nitekim ecdâdımız Fahr-i Kâinât Efendimiz’i temsildeki muvaffakiyetle, nice gönül fütuhâtını gerçekleştirdiler.

İSLÂM’IN GÜZEL TEMSİLİ VE GÖNÜL FÜTUHATI

Sayısız misallerden biri şudur:

Fatih Sultan Mehmed Han; Bosna’yı fethettikten sonra, Anadolu’dan İslâm’ın güler yüzünü sergileyecek müslüman halkı bu bölgelere yerleştirdi. Boşnaklar; Hazret-i Peygamber’in ahlâk ve fazîletlerini, bu müslüman komşularında görüp hayran oldular. Sühûletle İslâm ile müşerref oldular.

Murad Han vesilesiyle Kosova’nın hidâyeti de böyledir.

Biz öyle bir takvâ hâlinde, öyle bir kıvamda ve öyle güzel bir temsil mevkiinde olmalıyız ki, O Varlık Nûru’na atılan iftiraları duyanlar, bir o iftiralara bakmalı, bir de biz ümmet-i Muhammed’in ihtişamlı ahlâkına bakmalı ve göreceği güzellikler karşısında;

“Ümmeti böylesine zarif, güzel ve müstesnâ olan bir Peygamber’in kendisi kim bilir ne kadar yüceydi, mükemmelin mükemmeliydi, ne kadar muhteşemdi!” demekten, hayrân olmaktan kendini alamamalıdır.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hidayet Güneşi, Yüzakı Yayıncılık