Peygamberimiz Neden Fakir Müminlerle Beraber Olmayı Tercih Etti?
Fakir müminlerle oturmak, Peygamberimiz (s.a.v.) için sadece bir tercih miydi, yoksa gönül terbiyesinin bir tezahürü müydü? Kehf suresi 28. ayet bizlere neyi hatırlatıyor? Abdullah Sert Hocaefendi açıklıyor.
Müşriklerin zenginleri, fakirlerle birlikte oturmaya tenezzül etmiyorlardı. Peygamber Efendimiz’den, kendisiyle konuşabilmeleri için fakirlerin bulunmadığı özel meclisler ayırmasını istediler. “Tamam, biz seni dinleyelim; ama bu fakirler olmasın,” diyorlardı. Nitekim Nûh (a.s.)’a da aynı şeyi söylemişlerdi. Halktan, gariban insanlarla aynı mecliste bulunmayı kendilerine yakıştıramıyor, “Biz sana tabi olmayız; çünkü sana inananlar basit insanlar,” diyorlardı.
Aynı tavrı, bu defa Mekke’nin müşrikleri gösterdi. “Tamam, seni dinleyelim ey Muhammed, ama bu bizim istemediğimiz kişiler olmasın. Onlar varken biz gelmeyelim,” dediler.
Allah Rasûlü (s.a.v), onların Müslüman olmalarını çok arzuluyordu. Bu sebeple, dile getirilen bu tür istekleri kısa bir an da olsa kabul etmeyi düşündü. “Ne olur, varsın diğerleri sonra gelsinler; yeter ki bu Mekke’nin önde gelenleri iman etsin,” diye düşündü.
Fakat bunun üzerine Kehf sûresindeki şu âyet-i kerîme indi:
“Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan ayırma.” (Kehf, 28)
Bu âyetin ardından Rasûlullah (s.a.v), fakir Müslümanlarla beraber olmaya daha da dikkat etmeye başladı. Eskiden bir sebeple yanlarından kalktığında, artık âyet gereği onlar kalkmadıkça kendisi de kalkmaz oldu. Sahâbîler bu durumu anlayınca, Efendimiz’in rahatça ayrılabilmesi için önce kendileri müsaade ister oldular.
Rivayete göre bu âyet inince Rasûlullah (s.a.v) hemen kalkıp o fakir sahâbîlerini aramaya koyuldu. Onları mescidin arka taraflarında Allah’ı zikrederken buldu. Bunun üzerine:
“Canımı almadan önce bana, ümmetimden bu insanlarla beraber sabretmemi emreden Allah’a hamdolsun! Artık hayatım da, ölümüm de sizinledir.” buyurdu.
Rasûlullah (s.a.v) hakkında “Edebenî rabbî fe ehsene te’dîbî – Rabbim beni edeplendirdi ve edebimi ne güzel kıldı” meâlindeki hadis, bu hakikati yansıtır. Âlimler bu rivayetin anlam olarak sahih olduğunu belirtirler.
Efendimiz (s.a.v) insandı; gönlünde merhamet ve hidayet arzusu doruktaydı. “Aman, şu insanlar helak olmasınlar, iman etsinler” diye çok isterdi. Fakat Cenâb-ı Hak, bu yoğun merhameti sebebiyle diğer müminlerin incinmemesi için Habîb-i Edîb’ine bu âyetle bir uyarıda bulundu.
Böylece Allah Teâlâ, Rasûlünü terbiye ederek adeta “Ey Habibim, müminlerin değeri, zenginlikleriyle değil, imanlarıyladır” buyurdu.