Peygamber Efendimiz’in Merhameti Nasıldı?

PEYGAMBERİMİZ

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) nasıl bir merhamete sahipti, O’nun merhameti sadece insanlar için mi, yoksa tüm mahlûkat için miydi? Efendimiz’in (s.a.v.) merhamet ufkuna dair örnekler yazımızda...

İslâm ahlâkı, gerektiğinde kendi ihtiyacından fedâkârlık ederek bir din kardeşinin gönlünü hoşnud etmekle huzur bulan, böylesine mükemmel bir gönül kıvâmı inşâ etmiştir. Bu kalbî olgunluğa ulaşanlar;

“Mü­’min­le­rin dert­le­riy­le dert­len­me­yen, on­lar­dan de­ğil­dir.”[1]

“Komşusu açken tok yatan kimse (kâmil) müʼmin değildir.”[2] hadîs-i şerîflerini bütün mânâ ihtişâmıyla kavramışlardır. Yani ellerinin ulaşabileceği her yerden ve her şeyden sorumlu olduklarını anlamışlardır. Açlığınsa sadece mîdenin acıkmasından ibâret olmadığını, asıl ruhların aç kalmasının insanı çok daha ciddî hastalık ve buhranlara sürükleyebileceğini idrâk etmişlerdir.

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN MERHAMETİ NASILDI?

Peygamber Efendimiz’in Merhametine Dair Örnekler

Bütün Mahlukata Merhamet

Emsalsiz örnek şahsiyetimiz Hazret-i Muhammed Mustafa -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz ashâbına bir gün:

“–Nefsim kudret elinde bulunan Allâh’a yemin ederim ki, birbirinize merhamet etmediğiniz müddetçe cennete giremezsiniz.” buyurmuşlardı.

Ashâb-ı kirâm:

“–Yâ Rasûlâllah! Biz hepimiz merhametliyiz.” dediler.

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki:

“–(Benim kastettiğim) merhamet, sizin anladığınız şekilde yalnızca birbirinize olan merhamet değildir. Bilâkis bütün mahlûkâta şâmil olan merhamettir, (evet) bütün mahlûkâta şâmil merhamet!..” (Hâkim, IV, 185/7310)

Yani Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in şefkat ve merhameti, cihanşümûl bir vasfa sahipti. Zira O’nun mübârek gönlü, bütün mahlûkâta Hâlık’ın nazarıyla bakış tarzı kazanmıştı.

Düşmana Bile Merhamet

Bunun içindir ki O, düşmanına bile merhametle bakabilen bir ruh asâletine sahipti. Nitekim Bedir Gazvesi’nde ordular karşı karşıya gelmiş, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, savaş yapmadan anlaşmak için müşriklere elçiler göndererek son îkazlarını yapmaktaydı. Bu esnâda Hakîm bin Hizâm’ın da aralarında bulunduğu bâzı müşrikler, Müslümanların havuzundan su içmeye geldiler. Müslümanlar onlara mânî olmak istedikleri zaman Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Bırakınız içsinler!” buyurdu. Gelip içtiler. Daha sonra ise Hakîm hâriç bu müşriklerin hepsi, kılıç çektikleri İslâm ordusu tarafından öldürüldü. Hakîm ise ileride hidâyetle şereflenecekti.[3]

Yine Müslümanlara yıllarca her türlü zulmü revâ gören Mekke müşrikleri açlık ve kıtlığa mâruz kaldıklarında Rahmet Peygamberi Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onlara erzak göndermişti. Böylece vaktiyle ambargo uygulayıp kendilerini açlıktan ölüme terk etmiş olanlara, İslâm’ın ne kadar yüksek bir ahlâk anlayışına sahip olduğunu tebliğ etmişti.

Yine Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, her fırsatta Ya­ra­tan’­dan ötürü ya­ra­tı­lan­la­ra şef­kat, mer­ha­met, ne­zâ­ket ve bilhassa gönül kırmama ve kimseden incinmeme hassâsiyetini telkin ediyordu. Bu sâyede kalpler inceliyor, nezâket ve zarâfet zirveleşiyor, İslâm’ın güler yüzünü temsîl edecek bir gönül kıvâmı inşâ ediliyordu.

Yaratılana Merhamet

Koyun ve Keçiye Merhamet,

Hattâ Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hayvanların bile bakımı ve temizliği hususunda pek çok tavsiyelerde bulunuyor, bilhassa koyun ve keçilerin üzerindeki kir ve tozların temizlenmesini istiyordu.[4]

Yılana Merhamet,

Bir yılan veya zararlı bir hayvan öldürüleceği zaman bile ona eziyet edilmeden, tek vuruşta öldürülmesini emrediyordu.

Develere Merhamet,

Sahâbeden Ebu’d-Derdâ -radıyallâhu anh- develerine çok fazla yük vuran insanlara rastlamıştı. Deve, yükün ağırlığından ayağa kalkamıyordu. Ebu’d-Derdâ -radıyallâhu anh- hemen devenin üzerindeki fazlalıkları atıp hayvanı ayağa kaldırdıktan sonra sahiplerine şöyle dedi:

“–Eğer Allah Teâlâ, hayvanlara yaptığınız eziyetleri affederse, size büyük bir mağfirette bulunmuş olur. Ben Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in şöyle buyurduğunu işittim:

«Allah Teâlâ bu konuşamayan hayvanlara iyi davranmanızı emrediyor! Verimli bir arâziden geçiyorsanız hayvanların biraz otlamasına müsâade edin! Kurak bir yerden geçiyorsanız oradan çabuk geçin, bu tür yerlerde fazla oyalanarak hayvanlara sıkıntı ve zarar vermeyin!»” (İbn-i Hacer, el-Metâlibü’l-Âliye, II, 226/1978)

Yine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir koyunu sağmakta olan bir şahsa rastlamıştı. Ona:

“–Ey filân! Hayvanı sağdığında yav­rusu için de süt bırak!” buyurdu. (Heysemî, VIII, 196)

Sevâde bin Rebî -radıyallâhu anh- şu muhteşem incelik ve merhamet misâlini nakleder:

“Peygamber Efendimiz’in huzûr-i âlîlerine çıkıp kendisinden bir şeyler istedim. Bana birkaç tane (3 ile 10 arasında) deve verilmesini söyledi. Sonra da bana şu tavsiyede bulundu:

«–Evine döndüğün zaman hâne halkına söyle, hayvanlara iyi baksınlar, yemlerini güzelce versinler! Yine onlara tırnaklarını kesmelerini emret ki hayvanları sağarken memelerini incitip yaralamasınlar!»” (Ahmed, III, 484; Heysemî, V, 168, 259, VIII, 196)

Ceylana Merhamet,

Yine Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ashâbıyla Mekke’ye giderken yolları üstünde kıvrılmış uyuyan bir ceylana rastladılar. Âlemlere Rahmet Efendimiz, ashâbından bir şahsa, herkes geçinceye kadar ceylanın yanında bekleyip kimseye hayvanı tedirgin ettirmemesini emretti.[5]

Köpeğe Merhamet,

On bin kişilik orduyla Mekke fethine gidilirken de, yolda yavrularının üzerine gerilmiş ve onları emzirmekte olan bir köpek görüldü. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ashâbından Cuayl bin Sürâka -radıyallâhu anh-’ı yanına çağırarak onu bu köpek ve yavrularının başına nöbetçi dikti. Onların İslâm ordusu tarafından ürkütülmemesi hususunda tembihte bulundu.[6]

Karıncaya Merhamet,

Bir ara Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ateşe verilmiş bir karınca yuvası gördü. Bu hâli kabullenemedi; karıncaların yanık yuvası, onun rakik kalbini dehşete sevk etti. Büyük bir teessürle:

“Kim yaktı bunu? Ateşle azap vermek sadece ateşin Rabbine mahsustur.” buyurdu.[7]

Ağaca Merhamet,

Yine Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, hayvanlarına yedirmek için elindeki sopayla bir ağacın dallarına vurarak yapraklarını dökmeye çalışan bir bedevîyi görmüştü. Yanındakilere:

«–O bedevîyi bana getirin, ancak ona yumuşak davranın, onu korkutmayın!» buyurdu.

Bedevî yanına geldiğinde nâzik bir üslûpla:

«–Ey bedevî! Yumuşak bir şekilde ve tatlılıkla sallayarak yaprakları dök, vurup kırarak değil!» buyurdu. (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, Beyrut 1417, VI, 378)

Yaş bir dalın bile gereksiz yere kırılmasına gönlü râzı olmayan Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ümmetini her fırsatta ve her şeye karşı nezâket, zarâfet, letâfet ve merhamete dâvet ediyordu.

Dipnotlar:

[1] Hâ­kim, Müs­ted­rek, IV, 352; Hey­se­mî, Mec­mau’z-Ze­vâ­id, I, 87.

[2] Hâkim, II, 15/2166a.

[3] İbn-i Hişâm, II, 261.

[4] Heysemî, IV, 66-67.

[5] Muvatta, Hacc, 79; Nesâî, Hacc, 78.

[6] Vâkıdî, II, 804.

[7] Bkz. Ebû Dâvûd, Cihâd 112/2675, Edeb 163-164/5268.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlakından 2, Erkam Yayınları