Peygamber Efendimiz Neden Binit Üzerinde Namaz Kıldı?
Abdullah Sert Hocaefendi, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sefer esnasında binit üzerinde kıldığı namazdan hareketle, zaruret hâlinde ibadetin ölçüsünü hatırlatıyor.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashâbı bir sefer esnasında dar bir geçide girmişlerdi. Resûl-i Ekrem Efendimiz bir bineğin üzerindeydi. Yağmur üzerlerine devamlı yağıyor, altlarında meydana gelen çamur bataklık hâline gelmişti. Bu durum, yere inmelerine mâni oluyordu.
Namaz vakti de geldi. Evet, her taraf çamur… Fakat namaz vakti gelmiş, ne olacak şimdi? Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem müezzine emretti, müezzin ezan okudu. Hepsi binitlerinin üzerindeydi. Kamet getirildi. Fahri Kâinat Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bineğinin üzerinde öne geçti ve ashâbına namaz kıldırdı.
Binitlerin üzerinde… Şöyle bir hayal edin: Hepsinin binitleri var, Resûlullah biraz daha öne geçmiş çünkü yere inme imkânları yok. Yağmur, çamur, inip edecek durum yok. “Hangi hâlde iseniz namazınızı kılın!” yani mazeret yok, namaz yine kılınır. Efendimiz ima ile namaz kılıyordu. Secdeleri yaparken, rükûdan biraz daha fazla eğiliyordu.
Demek ki Efendimiz bineğinin üzerinde önce rükû yapıyor, sonra secdeye eğiliyordu. Buradan da biz neyi anlıyoruz? Zaruret olduğu zaman, vasıta üzerinde de namaz kılınabileceğini… Ancak yerde kılma imkânımız varsa —ki seferilikte bununla karşılaşıyoruz— o zaman elbette yerde kılmak daha evlâ olur.
Gerçekten bazen yoldayız; uçağa biniyorsunuz, otobüstesiniz… Ama bir mola yerinde namazımızı kılarsak çok daha “aleyhü’l-âlâ”, yani daha faziletli olur. Fakat olmadı, o zaman zaruret vardır; artık bulunduğumuz yerde namazımızı kılacağız. İşte fukahânın bu hükümleri hep nereden geliyor? Allah Resûlü aleyhissalâtü vesselâm Efendimizin bu uygulamalarından.
Onun için Hz. Âişe annemiz diyor ki:
“Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, namazı son vaktine kadar iki defa bile tehir etmeden Allah Teâlâ onu kendi katına aldı.”
Yani Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm için namaz o kadar önemliydi ki, onu iki kere bile son vaktine bırakmamıştı. Hatta bu konuda İmâm-ı Rabbânî Hazretleri şöyle diyor:
“Yassıyı teheccüdle birleştireyim diye geceye bırakmak mekruhtur. Yatsıyı vaktinde kılacaksın, teheccüd için de ayrıca kalkacaksın.”
Maalesef biz bazen yapıyoruz; “Gece kalkarız, hem yatsıyı hem teheccüdü kılarsak olur.” diyoruz. Ama Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:
“İnne’s-salâte kânet ale’l-mü’minîne kitâben mevkûtâ.”
“Şüphesiz namaz, müminler üzerine vakitli olarak farz kılınmıştır.” (Nisâ, 4/103)
Ezan okunduğu andan itibaren, kıymetli kardeşlerim, namazdan daha mühim bir iş yoktur dünyada. Ancak birisi bir hayat kurtarıyorsa, o müstesna…
Nasıl kılacağız biz namazı? “Hocam şu işimi bitireyim de kılayım.” mı diyeceğiz? Hayır. Namazı vaktinde kılacağız. Çünkü değişen bir şey yok —ama alışmışız maalesef, öyle gidiyoruz.