Peygamber Efendimiz Ashâb-ı Suffe’ye Neden Çok Önem Vermiştir?
Ashâb-ı Suffe, Efendimiz’in gönlünde nasıl bir yere sahipti? Peygamber Efendimiz onlara neden bu kadar önem veriyordu?
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, Peygamber Efendimiz’in ashâb-ı suffeye verdiği değeri ve onları yetiştirmek için gösterdiği ihtimamı anlatıyor.
PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN GÖZÜNDE ASHÂB-I SUFFE NEDEN ÇOK KIYMETLİYDİ?
–Peygamberimiz’in ashâb-ı suffeye gösterdiği ihtimam fevkalâde idi. Evine bir ikram gelince kendisi yemezdi, Kur’ân talebelerine gönderirdi...
Ashâb-ı Suffe, Efendimiz’in Gönlünde Nasıl Bir Yere Sahipti?
Peygamber Efendimiz’in mübârek kızı Fâtıma çok zayıf ve nahifti. Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin’in çocukluk yılları da çok hareketliydi. Bu sebeple Fâtıma Annemiz, Peygamber Efendimiz’den kendisine bir hizmetkâr talep etti. Ancak Efendimiz; “‒Ey kızım Fâtıma! Bedr’in yetimleri ve ashâb-ı suffe aç vaziyette iken sana bir yardımcı veremem.” buyurarak onun hizmetçi talebini kabul etmedi.
Kendisine bir vird öğretti ve; “‒(Kızım her gece bu virde devam edersen, Allah sana yardım eder.) Bu senin için hizmetkârdan daha hayırlıdır.” buyurdu. (Bkz. Ebû Dâvûd, Harac, 19-20/2988; Ahmed, I, 106)
Demek ki; Efendimiz, suffe ashâbının ihtiyaçlarını ve sıkıntılarını ailesinden de önde tutuyordu. Peygamberimiz’i en çok mahzun eden husus da, Kur’ân talebelerine karşı kurulan tuzaktı. Şahsına yapılan hiçbir zulüm karşısında bedduâ etmeyen Hazret-i Peygamber, Bi’r-i Maûne hâdisesinde Kur’ân talebelerine karşı yapılan katliâm üzerine bir ay boyunca bedduâ etti.
Demek ki Kur’ân eğitimine çok büyük bir ihtimam göstermeliyiz ve Kur’ân eğitimini her türlü tehlikeden ve zarardan bütün gücümüzle muhafaza etmeliyiz. Bu, Allah Rasûlü’nü seven bir mü’min için en mânidar bir misaldir. Zira Fahr-i Kâinât Efendimiz; “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96) buyuruyor.
Kur’ân-ı Kerim hakkında gayretler, hizmetler ve onu hakkıyla yaşayış; Allah Rasûlü ile yakınlığımızı gösteren en mühim ölçüdür.
Peygamber Efendimiz; Kur’ân’ı ezberleyen ve onu mânen hazmedenlere, yani yaşayıp yaşatanlara imtiyaz tanırdı. Seferlerde sancağı vereceği kişiyi seçerken, Kur’ân ahkâmını en iyi bilen ve yaşayanları tercih ederdi.
Uhud’da şehidleri defnederken dahî, ehl-i Kur’ân olanları tercih etti, kabre onları daha önce koydurdu. Bu misaller bize dâimâ Kur’ân ehlini tercih etmemiz gerektiği telkininde bulunmaktadır.
«Allah Rasûlü bizi de tercih etsin, evlâtlarımızı da tercih etsin, O’na yakın olalım.» istiyorsak, biz de Kur’ân ehli olmalıyız, Kur’ân tahsiline ihtimam göstermeliyiz. Kendimiz ve nesillerimiz Kur’ân ve Sünnet’te derinleşmeliyiz.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile Mülâkatlar, Yüzakı Yayıncılık