Oruç, Takvâya Giden Bir Terbiye Yolu mudur?

RAMAZAN ÖZEL

Oruç gerçekten takvâya giden bir terbiye yolu mudur? Fecirden gün batana kadar süren zâhirî ibadet, dile ve kulağa da yansıyan bâtınî yönüyle insanı nasıl olgunlaştırır?

Ramazân-ı Şerîf, her şeyden önce oruç demektir. Peki, oruçla ilgili hangi hususları yeniden hatırlamalıyız? Osman Nûri Topbaş Hocaefendi açıklıyor.

ORUÇ, İNSANI TAKVÂYA NASIL ULAŞTIRIR?

–Âyet-i kerîmede;

“Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” buyuruluyor.

Demek ki, oruç çok mühim bir terbiye vasıtası. Âyetin sonunda da, bu ibâdetin hikmeti ifade edilerek:

“Takvâya erişesiniz diye...” (el-Bakara, 183) buyuruluyor.

Oruç; takvâya, Allah’tan hakkıyla korkarak, ittikā etmeye bir merdiven.

Oruç helâlleri bile riyâzat içinde kullanmayı öğretir.

Böylece haramlardan ve kerâhetlerden tamamen uzak kalabilmeyi tâlim eder.

Her ibâdetin bir zâhiri bir de bâtını var:

Orucun zâhiri, fecirden gün batana kadar yiyip içmemektir. Fakat orucun bâtını, dile ve kulağa da oruç tutturmaktır. Yani yalan, gıybet, tecessüs ve benzeri haram sözleri söylemekten ve dinlemekten uzak durmaktır.

Oruca hazırlık için sahura kalkıyoruz. Bu da aslında mânen yıl boyunca sehere kalkmanın bir terbiyesi, bir alıştırması olsun diye lutfedilmiş.

Gündüz acıkmamak için nasıl sahurda kalkıp bir şeyler yemek-içmek lâzım ise; gündüzü haramlardan korumak, mâneviyat zırhıyla bezemek için, seherlerde Cenâb-ı Hakk’a ilticâ etmek lâzım.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile Mülâkatlar, Yüzakı Yayıncılık