Neml Suresinin 26. Ayeti Ne Anlatıyor?
Neml sûresi 26. âyette ne anlatılıyor? Allah’ın yüce Arş’ın tek sahibi olduğunu anlatan Neml suresinin 26. âyetinin Arapçası, meali ve tefsirini yazımızda bulabilirsiniz.
Neml sûresinin 26. âyetinde Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:
Neml Suresi 26. Ayet Arapça:
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ
Neml Suresi 26. Ayet Meali:
Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. Büyük Arş’ın Rabbidir. (Neml, 27/26)
O, BÜYÜK ARŞ’IN RABBİDİR
Bilgi:
Hüdhüd, Hz. Süleyman -aleyhisselâm-’dan izin almadan uzak bir diyara gitmiş, döndüğünde gördüklerini şöyle anlatmıştı: “Sebe kavmi, tek ilah olan Allah’ı bırakıp güneşe secde ediyor, şeytan onlara, yaptıklarını güzel göstermiş, onları yoldan çıkarmış (...) Oysa büyük arşın sahibi olan Allah’tan başka ilah yoktur.” Bunun üzerine Süleyman -aleyhisselâm-, besmeleyle başlayan bir mektup göndererek Sebe kavmini imana çağırmıştı. Sebe melikesi Belkıs da ileri gelenlerle istişare ederek durumu değerlendirmiş ve Hz. Süleyman -aleyhisselâm-’ı denemek için ona hediyeler göndermişti.
Mesaj:
- İbadet edilmeye layık olan, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah Teâla’dır.
- Allah Teâla, yeri göğü ve bu ikisi arasındakileri kapsayan yüce arşın tek sahibi olduğuna göre yalnız O’na ibadet etmek gerekir.
Kelime Dağarcığı:
Arş: Gerçek sınırlarını Allah’ın bildiği ilahî taht ve hükümranlık.
Hüdhüd: Çavuş kuşu, ibibik.
Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler
TEFSİR
Neml Suresi 26. Ayet Tefsiri:
- “Sebe’lilere hükümdarlık yapan bir kadın buldum ki, kendisine her güzel şeyden bir nasip verilmiş; onun büyük bir tahtı ve pek güçlü bir yönetimi var.”
- “Ne var ki, onun ve kavminin Allah’ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Anlaşılan, şeytan onlara amellerini süslü göstermiş, onları yoldan saptırmış, bu yüzden doğru yolu bulamıyorlar.”
- “Oysa göklerdeki ve yerdeki gizlilikleri açığa çıkaran, sizin gizlediğiniz ve açıkladığınız her şeyi bilen Allah’a secde etmeleri gerekmez mi?”
- “O Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur. O, büyük arşın Rabbidir.”
Hz. Süleyman’ın bu kesin kararlılığını ve disiplinini bilen Hüdhüd, gözden kayboluşunu makûl kılacak ve hükümdarın dinlemesini sağlayacak şok edici bir haberle sözlerine başlıyor: “Ben, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe’[1] kavminden çok mühim ve doğruluğu kesin bir haber getirdim” diyor. Gerçekten tebaasından birinin “senin bilmediğin bir şey biliyorum” şeklindeki bir ifadesi karşısında merak edip etkilenmeyecek hangi hükümdar olabilir ki? Sonra Hüdhüd getirmiş olduğu o kesin haberin mâhiyetini açıyor: Sebe’lilere hükümdarlık yapan, pek çok imkâna sahip, büyük bir tahtı ve güçlü bir yönetimi olan bir kadından bahsediyor. İşin bu kısmı Hz. Süleyman’ı fazla heyecanlandırmıyor. Halbuki normalde krallar daha ziyade bu nevi dünyevî saltanata tama ederler.
Dipnot:
[1] Sebe’, o zaman Güney Arabistan’da yer alan ve halkı ticâretle tanınmış bir ülke idi. Başkenti de, şimdiki Kuzey Yemen’in merkezi Sana’nın kuzey doğusunda, takrîben 55 mil mesafede bulunan Ma’rib kenti idi. Sebe’ ülkesinde hükümdâr olan ve Kur’an’da ismi anılmaksızın bahsi geçen kadının ise, Belkis binti Şurahbil veya Belkis binti Hedâhid b. Şurahbil olduğu nakledilir.
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com