Nefs Neden Hep Daha Fazlasını İster?
İnsan fıtratındaki ebediyet arzusu ile çoğaltma hırsı, doğru yönlendirilmediğinde kişiyi harama, gaflete ve dünya yarışına sürükleyebilir. Kur’an, bu tehlikeye karşı çarpıcı uyarılar sunuyor.
İnsan nefsinin yönlendirici ve ayartıcı birçok fısıltıları/vesveseleri vardır. Bunların etki dereceleri de farklı farklıdır.
NEFSİN EBEDİYET ARZUSU VE İLK VESVESE
En güçlü fısıltılarından biri “ebediyet tutkusu” bir diğeri de “çoğalarak ve çoğaltarak büyüklenme ve hâkimiyet kurma ihtirası”dır, denilebilir. Bunun tabii uzantısı ilahlaşma temayülüdür. Kulluk ise bu temayülün terbiye edilip izale edilmesini gerektirir. Kibrin, gururun, kendini beğenmenin, çekememezliğin, cimriliğin ve başkalarını küçük görme günahının temelinde bu köklü arzular yatar. Kendisine her şey bolca ikram edildiği halde ilk insan ve ilk peygamber Âdem -aleyhisselam-’a şeytanın ilk vesvesesi onun bu arzusunu tahrik etme şeklinde olmuştur:
"Şeytan ona (Adem -aleyhisselam-a) vesvese verip şöyle dedi: ‘Ey Adem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir saltanatı göstereyim mi?’" (Tâhâ; 120)
ÇOKLUK YARIŞI: TEKÂSÜRÜN GİZLİ TEHLİKESİ
Muhammed Esed, Tekâsür süresinin ilk iki ayetine şöyle bir meal verir: “Bir aç-gözlülük saplantısı (tekâsür) içindesiniz, mezarlarınıza girinceye dek (süren)” Bu ayette geçen “tekâsür” terimini “çoğaltma için ihtirasla çırpınma yani taşınır veya taşınmaz, gerçek ve hayalî kazançlarını arttırma ihtirası” anlamına gelir, diye açıklar. Esasen isabetli bir izah sayılır.
Mal ve evlatlarda çoğalma ve çoğaltma diğer insanlara karşı bir övünç ve bir yarış haline dönüşürse böylesi durumda bu ihtiras, insanı daha bayağı bir hayatın içine çekecektir. Kur’an-ı Kerim’de aşağılık hayatlar (el-Hayâtü’d-dünya) sayılırken bu hakikate dikkat çekilir.[1] Bu yarış, insanı âhirete değil, dünyaya doğru çeker. Dünya ise meşgul edici ve nihayet insanı Hak’tan alıkoyucudur. Çoğaltma bir yarış haline dönüşürse bu halden kurtulmanın neredeyse imkânsızlaşacağına “Çokluk yarışı sizi mezara kadar oyaladı.” (Tekâsür 1-2) ifadesi işaret eder. Âhireti kazanma yurdu olan dünyada son nefese kadar böylesine bir oyalanma, ebediyet yurdunun kaybı demektir. Bundan daha büyük hangi kayıp düşünülebilir. Ne kadar çok olursa olsun dünyadaki birikimin ahirete kıyasla “çok az” olduğu Rabbimiz tarafından sürekli ilan edilip dururken damlayı deryaya tercih etmenin nasıl bir ahmaklık olduğu da apaçık ortadadır.
Çokluk ihtirası, haram helal hassasiyetinin de kaybolmasına bir sebeptir. Zira çokluğun zevki, şöhreti, gücü ve sahibini fanilerin gözünde itibarlı kılması gibi sonuçları kaynağının kirli ya da temiz olmasına yönelik titizliği de zamanla ortadan kaldıracaktır. Böyle olduğu içindir ki Rabbimiz bu konuda şöyle bir uyarıda bulunur:
"(Ey Rasûlüm!) De ki: ‘Pis ile temiz bir olmaz. Pisin çokluğu hoşuna gitse bile.’ Ey akıl sahipleri Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz." (Mâide; 100)
HIRSIN İMTİHANI: CUMARTESİ EHLİ VE KARUN ÖRNEĞİ
Haramdan gelen çokluğun cazibesine kapılmamak gerektiği yine Kur’an-ı Kerim’de çarpıcı bir misalle anlatılır:
“Ey Rasûlüm! Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının durumunu sor. Hani onlar cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.” (Araf Sûresi, 163)
Deniz kıyısındaki şehrin, Akabe körfezi sahilindeki Eyle (bugünkü Akabe) olduğu söylenir. Cumartesi (sebt, sabbat) yahudilerin kutsal günüdür. Yahudi şeriatında cumartesi haftalık tatil günü olup o gün çalışmak ve dolayısıyla avlanmak yasaklanmıştır. Cumartesi günleri balıklar avlanma yasağı dolayısıyla ürkütülmedikleri için diğer günlere göre daha rahat hareket eder, sahile yaklaşır, su yüzüne çıkarlardı; çalışma günlerinde ise derin sulara çekilirlerdi. Balıkların, insan davranışlarına ne kadar kolay alıştıkları bilinmektedir. Âyette bu sahil beldesinin sakinleri olan yahudiler, söz konusu geleneği ihlâl ederek cumartesi günleri de avlandıkları için eleştirilmektedir. Harama düşmeden helalle yetinseler esasen yine geçinip gideceklerdi; ancak çokluk dürtüsü onları yasağı çiğnemeye itti. Onlar bu suretle dinlerinde on emrin dördüncüsü olarak yer alan (Çıkış, 20/8-11) önemli bir kuralı ihlâl etmişlerdir. Balıkların, avlanma yasağının bulunmadığı günlerde uzaklara çekilirken cumartesi gününde akın akın sahile doğru gelip görülmesi, nefislerine ve çıkarlarına düşkün kimselerin iştahını kabarttığı ve avlanma yasağını çiğnemelerine yol açtığı için âyette bu husus bir deneme, imtihan olarak değerlendirilmektedir.[2]
Bu hadise şu gerçeğe de işaret etmektedir ki insan yeterli geçim imkânlarına sahip olsa da çokluk karşısında kendini tutmakta zorlanmaktadır. Bugün de çok kazanma uğruna faizli kredilere karşı haram-helal demeden aşırı bir talebin oluşması ve yine kamuya ait imkânların haksız bir şekilde kazanç kapısı olarak görülmesi bunu gösterir. Böyleleri dünya imtihanında kaybedenler kategorisinde yer alacaklardır.
Helal olmayan yoldan kazanılan nice zenginlikler ve imkânlar vardır ki özellikle dünyacıların gözünde yine de hayranlık ve gıpta uyandırır. İşte Rabbimiz insanın bu zaafına dikkat çekerek önemli olanın çokluk değil temizlik olması gerektiğini vurgular. Kasas Sûresi’nde Karun’un hazinelerine gıpta ile bakanların yanıldıkları bir film şeridi gibi anlatılır.[3] İnfak niyeti olmaksızın kendi nefsine hazineler oluşturmak,[4] birikimini ikide bir sayıp sayıp durmak[5] müminlere yakıştırılamayan davranışlar olarak gösterilmiştir.
İnsanın çok mal, evlat ve hükümranlık sahibi olması mutlak anlamda kötülenmiş midir? Elbette böyle bir hüküm cümlesi kurulamaz. Zira Allah’ın kendisine çok mal verdiği infak ehli bir mümin, nübüvvet lisanında gıpta edilecek bir kimsedir. Yine Allah Rasûlü’nün yüzünü güldürecek nitelikli nesillerle ümmetin sayısını artırmak, teşvik edilmiş bir sünnettir. Hakk’ın hâkimiyeti adına ve fitne kalmayıncaya kadar yeryüzü coğrafyasında fetihlerle büyümek ve çoğalmak da bir emr-i ilahidir. O halde çoğalma ve çoğaltma mutlak anlamda kötü değildir.
Allah’ı unutmadan, hırsa ve yarış haline düşmeden Allah’ın rızkından bolca nasiplenmek adına kişinin çalışıp zenginleşmesi, infak ehli olması, güçlü mümin olması hep övülmüştür. Şu ayet bu hükme bir misaldir:
"Öyle adamlar vardır ki onları hiçbir ticaret ve hiçbir alışveriş Allah'ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoymaz.” (Nûr, 36)
Netice olarak çokluk yarışı ahireti hesaba katmadan hedef haline getirilmesi durumunda bir felaket, infak merkezli bir bakış açısıyla ahiret sermayesi biriktirme adına ise bir saadet kapısıdır.
Dipnotlar:
[1] Hadid Sûresi 20.
[2] Bkz. Kur’an Yolu, A’raf Süresi 163. Ayetin tefsiri.
[3] Kasas Süresi 76-82.
[4] Tevbe Süresi 34.
[5] Hümeze Süresi 2-3.
Kaynak: Adem Ergül, Altınoluk Dergisi, Sayı: 478