Nebevî Ahlâk Bir Karıncaya Bile Merhamet Etmeyi Nasıl Öğretiyor?

İHSAN

Kanunî Sultan Süleyman ile Ebussuûd Efendi arasında geçen karınca fetvası, nebevî ahlâkın merhamet ufkunu ve bir karıncaya dahi zarar vermekten sakınan incelikli terbiyeyi gözler önüne seriyor.

Mü’min gönüllere en büyük örnek olan nebevî ahlâkın bereketiyledir ki bir çiçeği bile koparmaya kıyamayan, bir karıncaya bile ulu nazarla bakan rakik kalpli, ince düşünceli ve derin duygulu insanlar yetişti.

KARINCAYI BİLE İNCİTME...

Şu hâdise bunun şâheser misallerinden biridir:

Kânûnî Sultan Süleyman, sarayının bahçesindeki armut ağaçlarını kurutan karıncaların öldürülebilmesi için Şeyhulislâm Ebussuûd Efendi’den aşağıdaki beyitle fetvâ istedi:

Dırahta ger[1] ziyân etse karınca,

Zararı var mıdır ânı kırınca?

Pâdişâh’ın bu fetvâ talebine, Ebussuûd Efendi de bir beyitle cevap verdi:

Yarın Hakk’ın dîvânına varınca;

Süleyman’dan hakkın alır karınca!..

Bir karıncayı bile incitmekten çekinecek kadar mükemmel bir mânevî terbiye ile gönülleri yoğrulan kâmil mü’minler, bütün mahlûkâta rahmet pınarı oldular. Şefkat ve merhametleri bütün mahlûkâtı kucaklayacak kadar genişledi. Gölgesi her yere ulaşan rahmet bulutları hâline geldiler. Bereketli nisan yağmurları gibi bütün mahlûkâtın gönül bahçelerini yeşertip ihyâ ettiler. Her şeye karşı güzel ahlâkın incelik, nezâket ve zarâfeti içinde yaşadılar.

Dipnot:

[1] Dıraht: Ağaç. Ger: Eğer, şayet.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlakından 2, Erkam Yayınları