Müslümanın Konuşma ve Dinleme Adabı Nasıl Olmalıdır?
Müslümanın konuşma ve dinleme adabı nasıl olmalıdır? Telefonla konuşurken nelere dikkat etmeliyiz?
Edep kelimesinin çoğulu olan âdâb; dinin gerekli gördüğü ve aklın güzel bulduğu bütün söz ve davranışları, uyulması gereken görgü kurallarını, göz önünde bulundurulması ve izlenilmesi gereken esasları ifade eder. İyiliğe ve güzelliğe yönelttiği için, insanın övgüye değer özelliklerine de edep denilir.
Bir fıkıh terimi olarak âdâb, "Hz. Peygamber'in devamlı olarak değil de ara sıra yaptığı işler, davranışlar karşılığı olarak" kullanılmaktadır. Âdâbı yerine getiren sevap kazanır, yerine getirmeyen günaha girmez ve kınanmaz. Bu yönüyle nâfile, mendub, müstehap, tatavvu ve fazilet ile eş anlamlıdır.
Âdâb kelimesi, bir iş veya sanata, bir hal veya davranışa nispet edildiği zaman o alana ait özel kuralları ve incelikleri ve o konuda uyulması gereken dinî, ahlâki ve mesleki hüküm ve esasları ifade eder. Âdâbü's-sülük, âdâbü'l-müftî gibi.
MÜSLÜMANIN KONUŞMA VE DİNLEME ADABI NASIL OLMALIDIR?
Konuşmada dikkat edilecek hususları şöyle ifade edebiliriz;
- Açık ve anlaşılır bir şekilde muhâtabın seviyesine göre konuşulmalı, gerektiğinde önemli görülen ifadeler tekrar edilmelidir.
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- az sözle çok şey ifâde etme (cevâmiü’l-kelim) üslûbunu tercih ederdi. Ancak bunu yaparken, insanların anlama kâbiliyetini mutlaka hesâba katardı. Anlaşılmayacak şeyler söylemezdi. Herkes söylenenden ders alırdı. Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- şöyle der:
“Rasûlullah’ın konuşması, herkesin anlayacağı şekilde açık ve netti.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 18)
Enes -radıyallâhu anh-’ın haber verdiğine göre; Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sözünün iyi anlaşılması için konuşmasını üç defâ tekrarlardı. (Buhâri, İlim 30, İsti’zân 13)
- Hızlı konuşmamak, tane tane konuşmak
Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- şöyle der:“Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sizin yaptığınız gibi çabuk çabuk konuşarak sözlerini arka arkaya sıralamazdı.” (Buhâri, Menâkıb, 23)
“Konuştuğu zaman onun kelimelerini saymak isteyen sayabilirdi.” (Buhâri, Menâkıb, 23)
- Konuşmaya duygu katarak konuşmak, konuşmada vurgu ve tonlamaya dikkat etmek
Heyecan verici bir olayı heyecansız söylemek ya da sevinçli bir olayı mutsuz söylemek uygun değildir.
- Muhatabımıza değer vermek, iyi bir dinleyici olmak
Enes b. Malik -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:
“Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- biriyle karşılaşıp konuşmaya başlayınca o zât yüzünü çevirmedikçe o kimseden yüzünü çevirmezdi. Biri ile karşılaşıp da elini tutunca, adam elini bırakmadıkça, elini çekmezdi...” (Tirmizî, Sıfatü’l-ķıyâme, 46)
- Bilgiçlik taslama ve kendini başkalarına üstün gösterme niyetiyle yapmacık konuşmalarda bulunmak veya insanların anlayamadıkları kelimelerle onlara hitap etmek yasaklanmıştır.
Hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur; “Şüphesiz ki Allah Teâlâ, sığırın otu yerken ağzında evirip çevirdiği gibi, sözü ağzında evirip çevirerek lugat paralayan erkeklere buğz eder.” (Ebû Dâvûd, Edeb 94)
Câbir İbni Abdullah -radıyallâhu anhümâ-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
“İçinizde en çok sevdiğim ve kıyamet günü bana en yakın mesafede bulunacak kimseler güzel ahlâk sahibi olanlarınızdır. Güzel konuşuyor dedirtmek için uzun uzun konuşanlar, sözünü beğendirmek için avurdunu şişire şişire lafedenler ve bilgiçlik etmek için lugat paralayanlar ise en sevmediğim ve kıyamet günü bana en uzak mesafede bulunacak kimselerdir.” (Tirmizî, Birr, 71)
- Bağırıp çağırmak sûretiyle yüksek sesle konuşulmamalıdır. Kişinin karşısında sağır varmışçasına bağırarak ya da kavga ediyormuş gibi öfkeli bir ses tonuyla konuşması doğru değildir.
Kibar ve nazik bir üslûbun benimsenmesi, her zaman için en isâbetli yoldur. Kur’ân-ı Kerîm’in beyânıyla Lokman -aleyhisselâm- oğluna söz konusu metodu şöyle tavsiye etmektedir; “(Yavrum!) Yürüyüşünde tabiî ol ve sesini alçalt. Unutma ki seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.” (Lokman, 19) Bir başka âyette de:
“Ey îman edenler! Allah’ın ve Rasûlünün önüne geçmeyin. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir. Ey îman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi Peygamber’e bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir.” (Hucurât sûresi, 1-2)
- İki kişinin, yanlarında bulunan üçüncü kişiyi dışlayarak aralarında fısıldaşmaları, onun anlamaması için yabancı dille konuşmaları, kaş ve göz işareti yapmaları uygun görülmeyen davranışlardır.
Peygamber Efendimiz; “Üç kişi bir arada bulunduğunuz vakit, iki kişi, diğerini bırakıp fısıldaşmasın. Çünkü bu fısıldaşma, o kişiyi üzer.” buyurmuştur. (Buhâri, İsti’zân, 47)
Konuşan kişiler üç kişiden fazla ise bu yasak kalkar. Beşeriyet icabı özel mevzular konuşulması gerekebilir böyle durumda diğerlerinin alınmaması bir İslâm ahlâkıdır.
- Büyüklerden izin almadan konuşulmamalı, yeri geldiğinde edebe uygun bir şekilde fikir beyân edilmelidir.
Nitekim bir hâdiseyi anlatmak için, yaşça en küçük olan Abdurrahman bin Sehl ilk önce söze başlayınca, Efendimiz: “Sözü büyüklerine bırak, sözü büyüklerine bırak!” buyurmuş, bunun üzerine olayı büyükler anlatmıştır. (Buhâri, Cizye, 12)
Abdullah bin Ömer şöyle anlatır: “Bir gün Allah Rasûlü, ashâbına: “Bana mü’mine benzeyen bir ağacı söyleyin!” buyurdu. Oradakiler çölde bulunan ağaçları tek tek saymaya başladılar. Gönlüme onun hurma ağacı olduğu düştü ve hemen söylemek istedim. Ancak orada benden büyük insanlar bulunduğundan konuşmaktan çekindim. Onlar cevâbı bilemeyip sükût ettiklerinde, Efendimiz onun hurma ağacı olduğunu söyledi.” (Müslim, Münâfikîn, 64)
- Az ve öz konuşmalı, meramını uzun uzun anlatarak lüzumsuz tafsilattan kaçınılmalıdır. Diğer bir ifadeyle yerinde ve ölçülü konuşmayı âdet edinmek gerekir. Allah Teâlâ mü’minlerin mümtaz hasletlerini sayarken:
“O kimseler ki boş söz ve işlerden yüz çevirirler.” (el-Mü’minûn, 3) buyurmakta, lüzumsuz sözlerle meşgul olmayı fâsıklık ve dalâlet olarak nitelendirmektedir. (Lokmân, 6)
Zîra Hazret-i Mevlânâ’nın ifâdesiyle; “Uzun sözü, maksadını anlatamayan söyler.” Lâfı uzatmak, dönüp dolaşıp aynı şeyi tekrarlamak, hem muhâtabı sıkar hem de onu anlayışsız yerine koymak olur. Buna edebiyatta “itnap” yâni sözde gevezelik denir.
Peygamberimiz ise bu konuya şu hadisleriyle dikkat çekmektedir:
“Allâh’ı zikretmeksizin çok konuşmayın! Allah’ın zikri dışında çok söz söylemek kalbi katılaştırır. Katı kalpli olanların ise Allah’tan en uzak kimseler olduğunda şüphe yoktur.” (Tirmizî, Zühd, 62)
- Maddî veya manevî hiçbir faydası olmayan, bilâkis zararı bulunan konuşmalardan şiddetle kaçınılmalıdır.
Zîra “İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında onu gözetleyen, yazmaya hazır bir melek bulunmasın.” (Kaf, 18) âyet-i kerîmesi, insanın kendisine bahşedilen hayatın kelime kelime hesabını vereceğine dikkat çekmektedir. Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurmuştur:
“Allâh’a ve âhiret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun!” (Buhâri, Edeb, 31, 85)
Kâmil mü’minler, evvelâ söyleyecekleri sözün fayda verip vermeyeceğine dikkat eder, kendilerine veya muhâtaplarına zarar verecekse sükûtu tercih ederler. Ayrıca, hangi sözü hangi seviyede ve nasıl söyleyeceklerine de îtinâ gösterirler. Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhu anh- ne güzel söyler:
“Ne söylediğini, kime söylediğini ve ne zaman söylediğini iyi düşün!”
Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-:
“Ey İbn-i Abbâs! İnsanlara akıllarının almayacağı bir söz söyleme. Zîra böyle yapman, fitneye düşmelerine sebep olur.” buyurmuştur. (Deylemî, V, 359)
Hazret-i Mevlânâ da âdeta bu hadîs-i şerîfin şerhi mâhiyetinde:
“Körler çarşısında ayna satma, sağırlar çarşısında gazel atma!” diye nasihat etmiştir.
Mü’min, firâset sahibi olmalı, muhâtabına göre konuşma üslûbunu ayarlamalıdır. Zîra bir kimseyi sevindiren bir davranış, bir başkasını üzebilir. Dolayısıyla muhâtabının psikolojik durumunu tespit edebilmek ve sonrasını düşünerek söz söylemek gerekir. Yâni en sonda söylenecek bir sözü en başta söylememek îcâb eder.
- Gelecekle ilgili konuşurken “inşaallâh” demek, konuşma ile alâkalı bir diğer edeb kâidesidir.
Kulun cüz’î irâdesi herhangi bir şeyin olması için kâfi bir sebep değildir. Önemli olan Allah’ın dilemesidir. Zîra istikbale ait bir şey dilerken “inşâallâh” demek, Allah’ın irâdesinin farkında olmak ve O’nun irâdesinin üstünde bir irâde tanımamak demektir. Nitekim bir âyet-i kerîmede; “İnşaallâh” ifâdesini kullanmadıkça hiçbir şey için, “bunu yarın yapacağım” deme!” buyrulmaktadır. (el-Kehf, 23-24)
Bir hadîs-i şerîfte ise Süleyman -aleyhisselâm- istikbâle mâtuf bir işinde, inşâallâh demediği için, dileğinin gerçekleşmediği haber verilmektedir. (Buhâri, Eymân, 3)
- Kur’ân-ı Kerîm’in emrettiği konuşma lisanına göre konuşmak
Kur’ân-ı Kerîm, birçok âyet-i kerîme ile bize nasıl konuşacağımızı tâlim etmektedir.
- Cenâb-ı Hak her hususta doğru, samîmî, âdil ve hak-şinas olmamızı emrederek قَوْلًا سَدِيدًا (kavlen sedîdâ) yâni doğru söz söyleyin! buyuruyor. (el-Ahzâb, 70)
- Anne-babaya karşı “öf” bile deme, onlara; قَوْلاً كَرِيماً (kavlen kerîmâ), yâni ikramkâr ve iltifatkâr söz söyle! buyuruyor. (el-İsrâ, 23)
- Fakir-fukarâya, muhtaç ve mahrumlara verecek bir şey bulamıyorsan, hiç olmazsa onlara karşı, قَوْلاً مَيْسُوراً (kavlen meysûrâ) yâni gönül alıcı, rûhu dinlendirici, tesellî edici bir söz söyle! buyuruyor. (el-İsrâ, 28)
- Kanadı kırık bir kuş gibi himâyeye muhtaç yetimlere, yakın akrabâya, yoksullara karşı yine قَوْلًا مَّعْرُوفًا (kavlen ma’rûfâ) yâni güzel söz ve tatlı dille konuş! buyuruyor. (en-Nisâ, 5, 8)
Kalbinde mânevî hastalık bulunan kimselere karşı herhangi bir töhmete, fitneye veya yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için yine قَوْلًا مَّعْرُوفًا (kavlen ma’rûfâ) yâni yerinde ve uygun bir söz söyle! buyuruyor. (el-Ahzâb, 32)- Zâlimlerin kalbini yumuşatmak için قَوْلًا لَّيِّنًا (kavlen leyyinâ) yâni yumuşak söz söyle! buyuruyor. (Tâhâ, 44)
- Özellikle tebliğ veya irşâtta, قَوْلاً بَلِيغًا (kavlen belîgâ) yani gönüllere işleyecek tesirli, hikmetli, beliğ ve titizlikle seçilmiş özlü ifadelerle konuş! buyuruyor. (en-Nisâ, 63)
- Kavl-i hasen yani güzel ve düzgün ifadeler kullanarak söz söylenmelidir. Zîra Cenâb-ı Hak buyurur; “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler…” (el-İsrâ, 53)
- Fitneye sebebiyet verecek konuşmalar, sırları ifşâ etmek, yalan söylemek, gıybet, iftira, söz taşıma-nemime, müstehcen ifadeler, argo ifadeler, bela ve lanet ifadeleri, gereksiz yere yapılan yeminler ve münakaşalar haram olan konuşmalardır.
- Fitneye sebep olacak konuşmalar,
Âyet-i kerîme’de buyrulur; “...Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür...” (Bakara sûresi, 191)
Fitneden sakının! Söz ile çıkarılan fitne, kılıç ile çıkarılan fitne gibidir. (İbni Mace, Fiten, 12)
- Sırları ifşâ etmek,
“Yine onlar (o mü'minler) ki, emânetlerine ve ahidlerine riâyet ederler.” (Mü'minûn sûresi, 8)
Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in şöyle duâ ettiğini haber vermiştir:
“Allâh'ım! Emanete ihanetten Sana sığınırım; o ne kötü bir sırdaş (huy ve tabiat)’tır.” (Ebû Dâvûd, Vitir, 32)
Hasan el-Basrî -radıyallâhu anh- şöyle demiştir: “Din kardeşinin sırrını (gizli kalmasını istediği hâl, söz ve işini) ifşâ etmek hıyanettir.”
- Yalan söylemek,
Âyet-i kerîme’de buyrulur; “Ey îmân edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin!” (Ahzâb sûresi, 70)
Nüfey bin Hâris -radıyallâhu anh- şöyle rivâyet eder:
“Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- birgün;
“–Büyük günahların en ağırını size haber vereyim mi?” diye üç defa sordu.
Biz de:
“–Evet, yâ Rasûlâllah!” dedik.
Rasûl-i Ekrem Efendimiz;
“–Allâh'a şirk koşmak, ana-babaya itaatsizlik etmek!” buyurduktan sonra, yaslandığı yerden doğrulup oturdu ve;
“İyi dinleyin, bir de yalan söylemek ve yalancı şahitlik yapmak!” buyurdu.
“Bu sözü o kadar çok tekrar etti ki, daha fazla üzülmesini istemediğimiz için, keşke sükût buyursalar da yorulmasalar, diye arzu ettik.” (Buhâri, Şehâdât, 10)
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
“İnsan sabahlayınca, bütün uzuvları dile başvurur ve (âdeta ona) şöyle derler: Bizim haklarımızı korumakta Allah’tan kork. Biz ancak senin söyleyeceklerinle ceza görürüz. Biz, sana bağlıyız. Eğer sen doğru olursan, biz de doğru oluruz. Eğer sen eğrilir, yoldan çıkarsan biz de sana uyar, senin gibi oluruz.” (Tirmizî, Zühd, 61)
- Gıybet,
“Gıybet nedir?” sorusunun cevabını Peygamber Efendimizin lisânından dinleyelim.
Ebû Hureyre -radıyallâhu anh-’ın rivâyetine göre, Peygamber Efendimiz ashâbına şöyle sormuşlardır:
“–Gıybet nedir bilir misiniz?”
Ashâb-ı kirâm:
“–Allah ve Rasûlü daha iyi bilir!” dediler.
Bunun üzerine Allah Rasûlü:
“–Gıybet, müslüman kardeşinin hoşlanmadığı şeylerle arkasından çekiştirmendir.” buyurdular.
Denildi ki:
“–Ya Rasûlallâh! Arkasından söylediğim o fenâ şey, ya kardeşimde varsa…”
Cevâben:
“–Söylediğin şey, onda varsa gıybet etmiş olursun; eğer yoksa ona iftira ve bühtanda bulunmuş olursun!” (Timizi, Birr, 23)
Hucurât Sûresi’ndeki âyet-i kerîmelerde, mü’minlerin birbirlerine karşı gözetecekleri edeb ve ahlâka temas edilirken bu hususta dilin muhâfaza ve terbiyesinin ehemmiyetine de işâret edilmektedir:
“Ey mü’minler! Bir topluluk, diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki de onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da, kadınlarla alay etmesin! Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lâkaplarla çağırmayın. Îmandan sonra fâsıklık ne kötü isimdir! Kim de tevbe etmezse, işte onlar zâlimlerdir.”
“Ey îman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz, diğerinizi arkasından çekiştirmesin (gıybetini etmesin). Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O hâlde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir; rahîm (sonsuz merhamet sahibi) dir.” (el-Hucurât, 11-12)
- İftira etmek,
İftira ise, bir kimsenin arkasından onda olmayan şeyleri yakıştırmaktır ki dinimizde yasak olan davranışlardandır.
“Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.” (Ahzâb sûresi, 58)
- Koğuculuk /nemime,
Bir başka lisan âfeti; “nemîme” yani duyduğu, işittiği doğru veya yanlış haberleri, herkese yaymak, bilhassa bu haberden üzülecek kişilere aktarmak, böylece insanların arasını bozmaktır. Hadîs-i şerîflerde çok şiddetli îkazlar vardır:
“Söz gezdiren / lâf taşıyan kimse cennete giremez.” (Buhâri, Edeb, 50)
“Her duyduğunu nakletmesi kişiye yalan olarak yeter!..” (Müslim, Mukaddime, 5)
Gıybette olduğu gibi, nemîmede de söylenen sözün doğru olması, yapılan naklin günah olmasına mâni değildir. Zîra koğuculuk da denilen nemîme günahında; mahremiyet ihlâli, dostların arasını bozmak gibi çok çirkin huylar bir araya gelmiştir.
Fahr-i Kâinât Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
“Ashâbımdan hiç kimse, hiçbir kimsenin kusuru hakkında bana bir şey ulaştırmasın! Ben sizin karşınıza selîm (huzurlu) bir kalp ile çıkmak istiyorum.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 28/4860)
İbni Abbâs -radıyallâhu anhümâ- şöyle dedi:
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yanından geçmekte olduğu iki mezar hakkında şöyle buyurdu:
– “Bu ikisi, kendilerince büyük olmayan birer günahtan dolayı azâb görüyorlar. Evet, aslında (günahları) büyüktür. Biri koğuculuk yapardı. Diğeri ise, idrarından sakınmaz, iyice temizlenmezdi.” (Buhâri, Vudû 55, 56)
- Müstehcen ve argo ifadeler,
PeygamberEfendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur;
“Müstehcen konuşmak, münâfıklıktan bir bölümdür.” (Tirmizî, Kitâbu'l-Birr ve's-SıIa, 80)
“Allah katında en kötü kimse, ağzının bozukluğundan dolayı insanların kendisiyle buluşmayı ve görüşmeyi terk ettiği kimsedir.” (Buhâri, Edeb, 48)
Îsâ -aleyhisselâm- yolda bir domuza rastlar. Ona; “Selâmetle yoldan çekil!” der. Yanında bulunanlar:
“–Bunu şu domuz için mi söylüyorsun?” diye sorarlar. (O ise, domuz kelimesini telâffuz etmekten ve o hayvana hitapta bile kaba bir ifâde kullanmaktan sakındığını belirtmek üzere):
“–Ben, dilimi çirkin sözler söylemeye alıştırmaktan korkuyorum!” cevâbını verir. (Muvatta, Kelâm, 4)
- Belâ ve lânet sözleri,
Hadîs-i şerîfte buyrulur; “Mü'min; insanları kötüleyen, lânetleyen, kötü söz ve çirkin davranış sergileyen kimse değildir.” (Tirmizî, Birr, 48)
Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- şöyle nakleder:
“Biz bir gazâda kâfirlerin yok olması için Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in bedduâ etmesini istedik. O ise; “Ben lânet etmek için değil, rahmet olarak gönderildim.” buyurdu.” (Müslim, Birr, 87)
- Gereksiz yere yemin etmek,
Gereksiz yere yemin etmek ve onu alışkanlık haline getirmek doğru değildir. Sıkça yemin eden kişi sözüne Allah’ı şahit tutmuş, O’na karşı saygısızlık etmiş ve kutsal değerleri sözünün doğruluğunu teyit için yıpratmış, neticede de toplum nezdinde kendi saygınlığını zedelemiş olur. Müslüman, yemin etmeye ihtiyaç hissetmeyecek derecede sözüne güvenilen ve çevresi tarafından böyle bilinen bir kimse olmayı gaye edinmelidir.
Cenâb-ı Hakk buyurur; “Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır.” (Ali İmran, 77)
- Münakaşa etmek,
Ebû Ümâme -radıyallâhu anh- anlatıyor: “Rasûlullah -aleyhissalâtu vesselâm- buyurdular ki: “Kim haksız olduğu bir münakaşayı terkederse kendisine cennetin kenarında bir ev kurulur. Haklı olduğu bir münâkaşayı terkedene de cennetin ortasında bir ev kurulur.” (Tirmizî, Birr, 58)
İmam Evzâî (v. 157) der ki:
“Allah, bir topluluğa şer murâd ederse, onlara gereksiz yere cedel (tartışma) kapısını açar ve onları amelden alıkoyar.”
TELEFONLA KONUŞMA ADABI
1- Kendini Tanıtma
Arayan kişi karşıdakinin kim olduğunu sormadan önce nezaketen kendisini tanıtmalıdır.
2- Müsaitlik durumunu sorma
Söze başlamadan karşı taraftaki şahsa görüşme için müsait olup olmadığı sorulmalı ona göre davranılmalıdır.
3- Görüşmeyi çok uzatmama
Telefon, bir iletişim kurma vasıtasıdır. Dolayısı ile, telefon ile çok uzun boylu sohbetler yapılmamalıdır. Selam verip kısaca hal hatır sorduktan sonra konuşmanın amacı olan mevzuya girmek, sonra da kapanış faslına geçmek en doğrusudur.
4- Söz kesmeme
Yüz yüze yapılan görüşmelerde olduğu gibi, telefonda da çok gerekmedikçe karşıdakinin sözünü kesmemeli, sabırla dinleyip sırayla konuşmalıdır. Telefondaki kişi ve yanınızdakilerle aynı anda konuşmamaya da özen gösterilmelidir.
5- Yüksek sesle konuşmama
Telefonda toplumsal alanlarda bağıra çağıra konuşmak ayıptır ve görgüsüzlüktür. Hem karşınızdaki hem de çevredeki insanlar için rahatsız edici bir davranıştır.
6- Özel konuları başkalarının yanında konuşmama
Özel meseleler, gerek yüz yüze gerekse telefonda olsun başkalarının duymayacağı ortamlarda konuşulur. Ayrıca karşı tarafın sesi, onun bilgisi dışında başkalarına dinletilmemelidir.
7- Yanınızdakinden müsade isteme
Yanınızda biri olduğunda telefonunuz çalarsa ya çağrıyı geri çevirmeli, ya da görüşme yapabilmek için karşınızdakinden izin istemelisiniz. Zira yanınıza gelmiş biri, telefonla sizi arayandan üstündür. Yanınızda birisi varken ona hürmeten telefon görüşmesini kısa kesmelisiniz. Ayrıca yanınızda biri varken gereksiz yere telefonla uğraşmamalı ve internette gezinmemelisiniz.
8- Telefonda öksürme, hapşırma, burun silme
Doğrudan telefona doğru hapşırılmaz, öksürülmez ve karşıdakini rahatsız edecek şekilde burun silinmez. Özür dilenip müsaade istenir ve baş çevrilerek rahatsız edici ses minimize edilir.
9- Çağrıyı çok uzatmama
Karşı tarafın telefonu 3-4 kez çaldı ve açılmadıysa aramayı sonlandırmak gerekir. Zira belli ki karşı taraf müsait değil. Yakın zamanda tekrar aramamak da gerekir. Aradığınız kişi çağrıyı görünce size dönecektir.
10- Cevapsız aramaya geri dönme
Cevapsız aramaya mutlaka geri dönülmelidir. Zira geri dönmemek karşıdakini ciddiye almamaktır.
11- Çok erken ve çok geç saatlerde arama yapmama
Eğer acil bir durum yoksa çok erken ve çok geç saatlerde yani sabah saat 09:00’dan önce ve akşam 21.30’dan sonra arama yapmamaya gayret etmek önemlidir.
12- Gerekli durumlarda zil sesini kısma
Okul, cami, sinema, toplantı, sunum ve cenaze gibi ortamlarda telefonu sessiz konuma almak gerekir.
13- Görüşmeyi sonlandırma
Görüşme aniden değil, iyi dilek ve temennilerle bitirilmelidir.
14- Telefonu önce arayanın kapatması
Telefonu kim açtıysa önce o kapatır. Ancak, büyüğünüz veya üstünüzle görüştüyseniz büyüğünüz veya üstünüz kapatmadan önce siz kapatmamalısınız. Ayrıca işyerlerinde üstlere sekreter veya santral aracılığıyla telefon edilmez.
Faruk KANGER Lokman HELVACI, ADABI MUAŞERET