Müslümanın Boş Zamanı Olabilir mi?
"Bir işi bitirince hemen diğerine koyul!" emriyle şekillenen bir ömürde israfa yer yok. Hz. Ebûbekir’in (r.a.) bir sabah namazı sonrası sığdırdığı devasa hayırların sırrını idrak edin.
Âyet-i kerîmede;
“Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.” (el-Mü’minûn, 3) buyuruluyor.
MÜSLÜMANIN LUGATINDA "BOŞ VAKİT" YOKTUR
Demek ki Müslümanın boş zamanı olmamalıdır. Müslüman, kendisine sermâye olarak verilen ömrünün her ânını hayır-hasenatla doldurmalı, bu sayede;
“Zamana yemin olsun ki, insan bir hüsrân içindedir.” (el-Asr, 1, 2) fermânıyla dile getirilen hüsrandan kurtulmaya, felâha kavuşmaya gayret etmelidir. Bir hayrı bitirip, diğer bir hayra koşmalıdır. Müslümanın hayatında faydasız bir boşluğun bulunmasını arzu etmeyen Cenâb-ı Hak;
“Hayırlı bir işi bitirdiğin zaman diğer işe dön ve Allâh’a yönel.” (el-İnşirâh, 7) buyurmaktadır. Yani ibâdet ve hayırlı işlerin biri bittiğinde hemen diğerine koşmak, herhangi bir zamanın ibâdetsiz ve hayırdan uzak geçmesine fırsat vermemek îcâb eder. Çünkü hayat, bize uhrevî saâdeti kazanmak için bir defaya mahsus verilmiş bir nimettir.
BİR SABAH NAMAZI SONRASINA SIĞAN DEVASA HAYIRLAR
Fahr-i Kâinat -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz ashâb-ı güzînini de hayatı güzelliklerle dopdolu yaşama terbiyesiyle yetiştirmiş, biz ümmetine de o şahsiyet tablolarını misal vermiştir. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gün, sabah namazını kıldırdıktan sonra ashâbına döndüler ve;
“–Bugün içinizde oruçlu var mı?” suâlini tevcih ettiler.
Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-;
“–Yâ Rasûlâllah! Dün gece oruç tutmak aklıma gelmedi, onun için şimdi oruçlu değilim.” dedi.
Hz. Ebûbekir’in Hayır Yarışındaki Eşsiz Adımları
Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhu anh- ise;
“–Ben dün gece oruç tutmayı düşündüm ve sabaha oruçlu çıktım.” dedi.
Bu ferdî hayat ile alâkalı bir soruydu. Arkasından Rasûl-i Ekrem Efendimiz içtimâî hayata dair faaliyetlerle ilgili sorularla devam etti:
“–İçinizde bugün hasta ziyaretinde bulunan var mı?”
Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- bu kez;
“–Yâ Rasûlâllah! Sabah namazını kıldık, yerimizden de ayrılmadık, nasıl hasta ziyaret edelim ki?” dedi.
Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhu anh- ise;
“–Kardeşim Abdurrahman bin Avf’ın rahatsızlandığını duydum. Mescide gelirken ona uğrayıverdim. Şifâ diledim, oradan buraya geldim.” dedi.
Yine Fahr-i Kâinat -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz;
“–İçinizde bugün bir yoksulu doyuran var mı?” diye sordu. Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-;
“–Yâ Rasûlâllah! Sabah namazını yeni kıldık ve henüz yerimizden ayrılmadık ki!” dedi.
Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhu anh- ise;
“–Mescide girdiğimde, ihtiyacını arz eden birini gördüm. Oğlum Abdurrahmân’ın elinde bir parça arpa ekmeği vardı. Onu alıp yoksula verdim.” dedi.
Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-;
“–Seni cennetle müjdelerim (ey Ebûbekir)!” buyurdu.
Hazret-i Ömer derin bir iç çekerek;
“Âh cennet!” deyince, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onun da gönlünü alarak;
“–Allah Ömer’e rahmet eylesin, Allah Ömer’e rahmet eylesin! Ne zaman bir hayır yapmak istese Ebûbekir muhakkak onu geçer.” buyurdu. (Heysemî, III, 163-164. Ayrıca bkz. Ebû Dâvûd, Zekât, 36/1670; Hâkim, I, 571/1501)
HAYAT: BİR DEFAYA MAHSUS VERİLMİŞ EMANET
Bu hadîs-i şeriften de anlıyoruz ki Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ümmetini çok seviyor ve ümmetinin zamanı israf etmesini istemiyor; ümmetinin her an Allah rızâsını aramasını, her saniye; «Allah, benim bu hâlimden memnun mu?» muhasebesi içinde olmasını arzu ediyor.
Dikkat edilirse, insan; faydalı şeylerle meşgul olmadığında, dünyasını ve âhiretini ilgilendirmeyen, faydasız, lüzumsuz şeylerle meşguliyet girdabına düşmektedir. Günümüzde böyle nice faydasız ve boş hattâ bâtıl meşguliyet; nesilleri, dünya ve ukbâlarını ilgilendiren hususlardan alıkoymaktadır.
Fahr-i Kâinat -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, ilim gibi yüce bir nimetin dahî faydasızından Allâh’a sığınmıştır.
Eğer kul bu şekilde bir ömür Allah rızâsını ararsa Cenâb-ı Hak, mutlaka onun önünü açıyor. Sabrettiği zorlukları kolaylıklara dönüştürüyor:
“Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.” (el-İnşirâh, 5, 6)
Faydalı işlerle dopdolu bir ömür içinde, Cenâb-ı Hak, mü’minin fakirlere, kimsesizlere karşı şefkatle dolu olmasını istiyor.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hidayet Güneşi, Yüzakı Yayıncılık