Müslümana Hangi Acizlik Yakışmaz?

HAYATIMIZ

Acziyet; bir fazilet midir yoksa kaçınılması gereken bir zafiyet mi? Dr. Adem Ergül, insanın Rabbine karşı hissettiği acizlikle, tembellik ve korkaklıktan kaynaklanan acizliğin farkını ayet ve hadislerle ortaya koyuyor ve Müslümana yakışmayan acizlikten kurtulmanın yol haritasını sunuyor.

Bazı kavramlar vardır ki iki zıt manayı içinde barındırır. Bunlardan biri de “acz”iyet kavramıdır.

ACZİYET: FAZİLET Mİ, ZAFİYET Mİ?

Kullanıldığı yere göre kimi zaman bir fazilete işaret ederken kimi zaman da Allah’a sığınılması gereken bir şerre/musibete işaret eder. Meselâ insanın gönül ikliminde âlemlerin Rabbine karşı arz edilmesi gereken yüksek seviyede bir kulluk kıvamına niyet oluşur. Ancak kişi böyle bir seviyeyi tutturmaktan acizliğini hisseder. İşte kulun Rabbine karşı böylesi bir acizlik hissi methedilmiştir. Hatta bu şuur, ne kadar derinse o kadar güzeldir. Zira bu duygu, kişide kendini beğenmeyi, kibri ve Hakk’a karşı müstağni duruşu izale eder; tevbeyi, inâbeyi (Hakk’a yönelişi), rızây-ı ilâhî yolunda sa’y ü gayreti artırır. Kulun bu hali “acz-i mutlak”, “fakr-ı mutlak” diye de ifade edilir. Bir yerde donup kalmamanın ve daima daha güzele doğru yürümenin iç heyecanını besleyip duran ve kulun gönlüne ilâhî rahmet ve feyz ü bereketin inmesine vesile olan bu hâl, elbette yüksek bir fazilettir. Bazı âriflerin dua ve niyazlarında acizliklerini ifade eden cümleler bu anlamdadır.

Acizliğin bir başka çeşidi ise tembellikten, korkaklıktan, gayret eksikliğinden, sabır ve sebatsızlıktan, zamanında gerekli tedbirleri almamaktan kaynaklanan zillet halidir ki böylesi bir acizlikten Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah’a sığınmıştır.

İnsan, potansiyel anlamda yüksek bir donanıma sahip olarak yaratılmıştır. Yaratılanların birçoğuna üstün kılınmış, yerde ve gökte nice varlıklar kendisine boyun eğdirilmiştir. Durum böyleyken kendi izzetini koruyamayan, potansiyelini harekete geçirmek yerine onları pörsüten, donduran ve hatta çürüten bir vurdumduymazlıkla bütün kabiliyetlerini felç edip aciz bir konuma düşen insan elbette kendisine zulmeden bir insandır. Böyle bir konuma düşmekten her an Allah’a sığınmalıdır.

GÜÇLÜ MÜMİN OLMANIN SIRLARI

İnsanın gücü elbette sınırlıdır. Şu âlemde güç ve iktidarımızın yetmeyeceği nice hadiseler ve musibetler de söz konusudur. Böylesi hallere muhatap olmaktan da mü’minler olarak daima Allah’a sığınmamız, O’nun korumasını ve himayesini istemememiz tabiidir. Hakk’a sığınmamız gereken acizlik, bize verilen nimet ve imkanlar nispetinde üzerimize düşen vazifeyi yapmamız sebebiyle içine düşmemiz muhtemel ve belki muhakkak olan acizliktir. Bu anlamda Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin güçlü mü’min olma yolunu gösterirken söylediği şu cümleler son derece önemlidir:

“Güçlü mü’min, (Allah katında) zayıf mü’minden daha hayırlı ve daha sevimlidir. (Bununla beraber) her ikisinde de hayır vardır. Sen, sana yararlı olan şeyi elde etmek için hırsla çalış. Allah’dan yardım dile ve asla acziyet gösterme. Başına bir şey gelirse, “şöyle yapsaydım, böyle olurdu” diye hayıflanıp durma. “Allah’ın takdiri bu, O, ne dilerse yapar” de. Zira “eğer şöyle yapsaydım” sözü şeytanı memnun edecek işlerin kapısını açar.” (Müslim, Kader 34. Ayrıca bk. İbni Mâce, Mukaddime 10.)

Hakkını gereği gibi savunamadığı için işini Allah’a havale eden bir kişiyi Resullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ikaz etmiştir. Avf b. Mâlik anlatıyor:

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz iki kişi hakkında aralarındaki bir meseleden dolayı bir hüküm vermişti. Aleyhinde hüküm verilen kişi arkasını dönüp giderken şöyle mırıldanıyordu:

“Hasbiyallah ve ni’me’l-vekîl” (Allah bana yeter; O ne güzel vekildir). 

Bu sözleri duyan Allah Resûlü:

“Bu adamı bana geri getirin” buyurdular. Adam gelince ona:

“Allah acizliği kınamıştır; sana düşen akıllı olmaktır. Bir işin altından kalkamayacağın bir durum ortaya çıkarsa işte o zaman “Hasbiyallah ve ni’me’l-vekîl” dersin, diyerek ikaz ettiler. (Ebu Dâvud, Kaza, 28)

İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un konuyla ilgili uzunca bir şiirinden şu dizeler tam da bu acizlik halini tasvir eder:

Siyâsetin kanı: Servet, hayâtı: Satvettir

Zebûn-küş Avrupa bir hak tanır ki: kuvvettir.

Donanma, ordu yürürken muzafferen ileri,

Üzengi öpmeğe hasretti Garb’ın elçileri!

O ihtişâmı elinden niçin bıraktın da,

Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında?

“Çalış!” dedikçe Şerîat, çalışmadın, durdun,

Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!

Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya,

Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya!

Bütün o işleri Rabbim görür: Vazîfesidir...

Yükün hafifledi... Sen şimdi doğru kahveye gir!

Çoluk çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak...

Hudâ vekîl-i umûrun değil mi? Keyfine bak!

O’nun hazîne-i in’âmı kendi veznendir!

Havâle et ne kadar masrafın olursa... Verir!

Silâhı kullanan Allah, hudûdu bekleyen O;

Levâzımın bitivermiş, değil mi? Ekleyen O!

Çıkıp kumandası altında ordu ordu melek;

Senin hesâbına küffârı hâk-sâr edecek!

Başın sıkıldı mı, kâfî senin o nazlı sesin:

“Yetiş!” de, kendisi gelsin, ya Hızr’ı göndersin!

Evinde hastalanan varsa, borcudur: Bakacak;

Şifâ hazînesi derhal oluk oluk akacak.

Demek ki: Her şeyin Allah... Yanaşman, ırgadın O;

Çoluk çocuk O’na âid: Lalan, bacın, dadın O;

Vekîl-i harcın O; kâhyan, müdîr-i veznen O;

Alış seninse de, mes’ûl olan verişten O;

Denizde cenk olacakmış... Gemin O, kaptanın O;

Ya ordu lâzım imiş... Askerin, kumandanın O;

Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu!

Biraz da saygı gerektir... Ne saygısızlık bu?

Hudâ’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ;

Utanmadan da “tevekkül” diyor bu cür’ete... Ha?

Evet, böylesi bir tembellikten ve acizlikten Allah’a sığınılmalıdır. Bugün ümmet olarak mazlûmiyetimizin, mahrûmiyetimizin ve mahzuniyetimizin sebebini acizliğimizde aramak ve böylesi bir acizlikten fert fert, devlet devlet Allah’a sığınarak yeniden izzet libasını kuşanmamız gerekmektedir. Bunun için yapılması gereken; topluca bir tevbe ve istiğfardan sonra ayağa kalkmak ve gayret kemerini kuşanmaktır. Böylesi bir mücahedeye Hakk’ın nusreti (yardım ve inayeti) elbette refik olacak ve inşallah insanlığın kurtuluşu için aziz bir ümmet ortaya çıkmış olacaktır.

Kaynak: Adem Ergül, Altınoluk Dergisi, Sayı: 475