Musa Topbaş Efendi’nin Çocuk Yetiştirmeye Dair Bir Hatırası
Abdullah Sert Hocaefendi’nin naklettiği bu hâtıra, Mûsâ Topbaş Efendi Hazretleri’nin çocuklara hizmet ve infak şuuru kazandıran eğitim anlayışını anlatıyor.
Mûsâ Topbaş Efendi Hazretleri, küçük yaşta hizmet ve infak şuurunun kazandırılmasına büyük önem verirdi. Gençlere verdiği üç vazife üzerinden çocuk terbiyesinde sevgi, ikram ve hizmet anlayışını gösteren anlamlı bir hâtıra…
MÛSÂ EFENDİ HAZRETLERİ’NİN GENÇLERE HİZMET VE İNFAK TERBİYESİ
Mûsâ Efendi rahmetullahi aleyh, özellikle evlatların çok küçük yaşlarda hizmete ve hayra alıştırılmasını arzu ederdi. Yıllar önce bizzat kendi evinde başlatmış olduğu, 10-12-13 yaşlarındaki evlatlara yönelik cumartesi sohbetleri vardı. O sohbetlere kendileri de zaman zaman teşrif eder; çoğu kendi civarında bulunan, kendi yeğenleri ve akrabalarından olan bu evlatlara hem nazarlarıyla teveccüh eder hem de sabahın erken saatlerinde onlara birtakım güzel alışkanlıklar kazandırırlardı.
Zaman zaman farklı sohbetlerde ifade ettiğim tatlı bir hatıra var. Bir gün yine o sohbetlere teşrif ettiler ve 10-12-13 yaşlarındaki delikanlılara şöyle buyurdular:
“Ey gençler, ben size bugün üç vazife vereceğim.
Birincisi; bu hafta hepiniz kendi harçlıklarınızdan annelerinize birer hediye alacaksınız.
İkincisi; bu hafta hepiniz yine kendi harçlıklarınızdan bir infakta bulunacaksınız. Okulunuzda garip bir arkadaşınız olabilir, mahallenizde bir fakir olabilir. Arayacaksınız, bulacaksınız. İslâmî edebe ve usûle uygun olarak bizzat kendi harçlıklarınızdan bir infakta bulunacaksınız.
Üçüncüsü de; bu hafta her biriniz bir markete veya manava gideceksiniz. Oturup yemek yediğiniz sofraya, bizzat kendi elinizle bir şey götüreceksiniz.”
Tabii bu üç alan farklı farklı güzelliklere vesile olacak hususlardı. Burada da Mûsâ Efendi rahmetullahi aleyhin muhtemelen hedeflediği birtakım güzellikler vardı.
Çocuklara önce anneleriyle, babalarıyla bir sevgi ve ikram ilişkisi kurmayı öğretmek; özellikle onun ifadesiyle, “Bir hanım ne kadar zengin olsa da evladının kendisine aldığı küçük bir hediyeden çok mutlu olur.” diyerek çocukları anneleriyle ilgilenmeye teşvik etmek ve annelerin de çocuklarına bu gözle bakmalarını sağlamak, aile içi iletişime katkıda bulunmaktı.
İkincisi, onları topluma açılan bir infak ruhuna alıştırmaktı.
Üçüncüsü de yine onun ifadesiyle; bu gençlerin bir kısmının imkânları çok yerinde olabilirdi. Belki buraya bile şoförlerle geliyorlar, alışveriş merkezlerinden üstlerine başlarına bir şeyler alıyorlardı. Fakat gençler, bulundukları çevre itibarıyla belki bir manava gidip oradan bir portakal veya bir elma almayı, onu taşımayı küçük yaşlarda çok önemsemeyebilirlerdi. Onun için bunlara da alışsınlar; insan kendi evinin hizmetini kendisi yapmayı bilmeli, yarın büyüdüklerinde de o hizmetleri deruhte etmeliler diye düşünürdü.
Benim uzun yıllar üzerinde düşündüğüm çok güzel bir stratejiydi bu: Çocukları evlerine bağlamak, onları topluma bağlamak ve oralarda hizmet ehli insanlar olarak yetiştirmek...