Musa Efendi İnfakı Nasıl Yaşar ve Yaşatırdı?

VİDEOLAR

Abdullah Sert Hocaefendi’nin anlattığı bu hatıra, Musa Efendi’nin infakı sadece vermek değil, incitmeden yaşatmak olarak nasıl gördüğünü gösteriyor.

MUSA EFENDİ’DEN İNCİTMEDEN YARDIM ETME DERSİ

Allah kendilerine rahmet eylesin; merhum Musa Topbaş Efendi üstadımız vardı. Buradaki cemaatin bir kısmı kendilerini vicâhen, bir kısmı da kıyâben tanır. Üsküdar’ın Sultantepe semtinde yaşayan, güzel ahlâk sahibi bir Allah dostuydu. Bununla ilgili, hepimize örnek olması gerektiğini düşündüğüm bir hatıram var.

O mübârek zâtın gönlüne bir gün bir ihtiyaç sahibi düşmüş. Bir aileye ev almak istiyordu. Zamanında kendi evlerinde hizmet gören bir hanımefendinin kerîmesini duymuş; onların ihtiyaç içinde olduklarını öğrenince beni çağırdı.

“Abdullah Bey,” dedi, “şu hanım var ya, ben onlara bir ev almak istiyorum. Bir konuş, nerede oturmak isterler?”

Ben de gidip hanımefendiyle görüştüm. Tanıdığım bir aileydi. Kendisine:

“Bacım,” dedim, “Musa Efendi sizi küçükten beri tanıyor. Gönlüne düşmüş, size bir ev almak istiyormuş.”

Hanımefendi duygulandı, “Allah razı olsun hocam,” dedi.

“Peki,” dedim, “nerede oturmak istersiniz?”

Şöyle cevap verdi:

“Abdullah abi, biz zaten bir gecekonduda kirada oturuyoruz. Çok lüks bir semtte oturacak hâlimiz yok. Ne olur, bizi kiradan kurtaracak bir ev olsun, yeter.”

Bu istinâsına gerçekten gıpta ettim. “Madem Musa Efendi ev alıyor, Sultantepe’den alsın” gibi bir talepte bulunmadı. “Biz İstanbul’un filan mahallesinde bir gecekonduda kiradayız, orası da olur,” dedi.

Gittik, ev sahibini bulduk, konuştuk, anlaştık. Günü gelince Musa Efendi’nin yanına vardım.

“Efendim,” dedim, “anlaştık. Filan mahallede, iki odalı bir ev.”

“Peki,” dedi, “filan gün gel Abdullah Bey, hazırlayayım.”

O gün geldiğimde, dikkatimi çeken bir şey oldu. Büyükçe, bembeyaz bir zarf vardı. Zarfın üzerine cetvelle çekilmiş düzgün bir çizgi, üstüne de ince bir kurşun kalemle yazılmış zarif bir hitap:

“Çok kıymetli … hanımefendi kızımıza.”

İçindeki parayı hiç düşünmedim; zaten ne kadar olduğunu biliyordum. Beni asıl etkileyen, o zarftaki zarafet ve nezaketti.

“Bunu paket yap, gönder Abdullah Bey,” dedi. “Tapuya gidince işlemleri yaparsınız ama önce ona ulaşsın.”

İçimden geçirdim: Acaba bu hanımefendiye, hayatında böyle nezaketle hitap eden biri olmuş mudur?

Kıymetli kardeşlerim, işte tasavvuf dediğimiz, seyr ü sülûk dediğimiz, kemal yolu dediğimiz şey tam da budur. Sadece para vermek değildir. Sadece yardım etmek değildir. İnsanı incitmeden, onurlandırarak, nezaketle muamele etmektir.

Hatta dedim ki:

“Efendim, isterseniz içindeki para onların olsun ama şu zarf bende kalsın.”

Gerçekten mübalağa etmiyorum; o zarf benim için içindekinden daha kıymetliydi. Yazısı eğri olmasın diye cetvelle çizilmiş çizgi, incecik kurşun kalem, zarif hitap…

Ama dedi ki:

“Zarf da onun kısmeti, içindeki de.”

Bunu niçin anlatıyorum? Çünkü Allah Teâlâ’nın Resûlü bizim için en güzel örnektir. Onun mânevî verâsetini taşıyan Allah dostları da hayatlarını bu örneklik üzere yaşarlar. Sadece infaklarında değil, bütün beşerî ilişkilerinde sünnet-i nebeviyeye uygun bir hayat sürerler.

Bazen Hazret’in, “Şu zarfı filan yere götürün” diye emaneten verdiği zarfları da görürdük. Üzerinde şu ifadeler yazardı:

“Filan zata… Kabul ettiğiniz için teşekkürlerimi arz ederim.”

Dikkat edin:

“İhtiyacınızı gördük” demiyor.

“Bunu kabul etmeniz de bize bir ikramdır” diyor.

Çünkü kabul edilmek de bir güzelliktir. İnsan bazen vermekten çok, kabul edilerek onurlandırılır.