Madde Madde Kuran'ın Muhtevası | 7 KONU

KUR’ÂNIMIZ

Kur’an’ın temas ettiği mevzular, zor olmakla birlikte genel olarak yedi başlık altında toplanmaktadır. Madde madde Kuran'ı Kerim'in muhtevası...

Kur’ân-ı Kerîm bir hidâyet ve i‘câz kitabı olup, insanlara doğru yolu göstermek için gelmiştir. Hedefi, onları Allah’a davettir. Batıldan uzaklaştırıp hakka ulaştırmaktır. Faydasız şeyleri terk edip faydalı olanları elde etmeye yönlendirmektir. Bahşedilen tüm insânî istidatları, yaratılış hikmetine uygun olarak geliştirip kulanma becerisi kazandırmaktır. Kur’ân-ı Kerîm bu hedefini gerçekleştirebilmek için pek çok konuya temas eder. Meseleleri çok geniş bir muhtevada ele alır ve işler.

Kur’ân-ı Kerîm’in muhtevasını kolaylıkla ifade edebilmek zordur. Çünkü onda konular iç içe geçmiş bir şekilde takdim edilir. Bütün mevzular, merkezde yer alan esas mâna ve hedef çevresinde döner durur. Bu esas mâna ve hedef ise, “insanları hür iradeleriyle tek olan Allah’a kulluğa davettir. O’na yakın bir kul olmaya çağrı”dır.

İşte Kur’an’ın, bu hedefini gerçekleştirme çerçevesinde temas ettiği mevzular, -zor olmakla birlikte- genel olarak şu başlıklar altında incelenebilir:

  1. İTİKÂT

Kur’an’ın ehemmiyetle üzerinde durduğu mevzuların başında itikadî meseleler gelir. Bu çervevede Allah’ın birliği başta olmak üzere, zâtı, sıfatları ve fiilleriyle ilgili gerekli bilgileri çok aydınlık ve parlak bir delillendirme üslûbuyla detaylı bir şekilde verir. Her vesileyle Allah’ın kudretinin sonsuzluğunu, ilim ve hikmetinin nihâyetsizliğini, rahmet ve mağfiretinin genişliğini beyan eder. Şirki ve küfrü anlaşılması kolay mantikî bir üslupla çürütür. Küfrün bütün çıkmazlarını dile getirir. Küfrün ve şirkin tüm dayanaklarını bir bir iptal eder. Bütünüyle kötü ve yanlış bir düşünce biçimi olan şirkin özelliklerini aklın önüne serer. Hususiyle Allah Teâlâ’nın dışında tapılan tanrıların acziyetini, hiçbir fayda veya zarar vermeye güç yetiremezliklerini çeşitli ifade, temsil ve mantikî izahlarla dile getirir. Bunun dışında itikatla ilgili olarak melekler, peygamberler, ilâhî kitaplar hakkında detaylı ve çok değerli bilgiler verir. Hele kıyâmet ve âhiret âlemine çok büyük bir ehemmiyet atfeder. Öncelikle kıyâmet ve âhiretin olacağını gördüğümüz alemden seçtiği delillerle ispat etmeye ve insan aklını tatmin etmeye çalışır. Ayrıca kıyametin kopuşunu, bu esnada göklerde ve yerde meydana gelecek kalpleri yerinden oynatan korkunç olayları, kâinat nizamının yıkılıp yeniden kurulmasını, cenneti ve nimetlerini, cehennemi ve azabını son derece tesirli bir üslupla anlatır.

  1. İBÂDET

Kur’an insanları, zat ve sıfatlarını tanıttığı tek Allah’a ibâdete çağırır. Kulların Allah’a yaklaşmak için yapacakları ibâdetleri haber verir. Bu meyanda namaz, oruç, zekât, hac, Allah’ı zikir ve tesbih, Kur’an tilaveti, göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür… gibi ibâdetlerden, onların vakitlerinden, bir kısım şartlarından ve hikmetlerinden bahseder. Bu ibâdetlerin tam olarak nasıl yapılması gerektiği hususundaki detay açıklamaları ve tatbikatı ise Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetine bırakır.

  1. MUAMELÂT

Bu alan, fert ve toplumu ilgilendiren tüm helal ve haramları içine alır. Daha çok “fıkıh” ilminin ilgilendiği alandır. Alış-veriş, evlenme, boşanma, akitler, yiyecekler, içecekler, giyecekler, savaş, barış, devlet yönetimi, devletlerarası münasebetler… bu alanın konularıdır. Kur’ân-ı Kerîm bu alanlarda hak ve adalet ölçüsünde temel kaideler koyar. Mesela Kur’an devlet idaresinde insanlık âleminin önüne, asla bigane kalamayacağı oldukça önemli esaslar, insanî prensipler ve küllî kâideler koymuştur.

Bu açıdan bakıldığında Kur’an’ın istişâre, adaletle hükmetme ve yönetme, asayiş, savunma, milli servetin adil bir şekilde dağıtımı, diplomatik ilişkiler, dar gelirlilerin gözetilmesi, hak sahiplerinin haklarının korunması, yasama hukuku, ceza hukuku, aile hukuku alanlarıyla ve toplumdan zulüm, fitne ve fesat gibi zararlı olguları kaldırma hususuyla ilgili ebediyen ihlal edilmemesi gereken hayati kaideler ve ufuk açıcı normlar koyduğu görülecektir.

  1. AHLÂK VE ÂDAB

Kur’ân-ı Kerîm’in hedefi, fert ve toplumu ahlâkî bakımdan kemâle erdirmektir. Bu sebeple o hem fert hem aile hem toplum hem de devlet hayatının sıhhatli sürdürülebilmesi için lâzım gelen değişmez ahlakî esasları getirmiştir. Ahlâk ve âdapla alakalı getirdiği bu esaslar, fert ve toplumun fıtratına uygundur. Diğer taraftan bu esaslar zaman üstü, çağlar üstü ve toplumlar üstüdür. En mütevazı bölgelerde yaşayan fert ve toplumlar için Kur’an’ın getirmiş olduğu ahlâkî esaslar ne kadar zaruri ise, en modern zaman ve muhitlerde yaşayan fert ve toplumlar için de aynı şekilde gerekli ve zaruridir. Modernleştiği nispette hırçınlaşan, azgınlaşan, nefsânî arzularına esir düşen, fazilet ve erdemden mahrum kalan modern insan bunun en açık göstergesidir. (Halil Çiçek, Kur’an Nasıl Bir Kitaptır, s. 35)

  1. KISSALAR

Kur’ân-ı Kerîm’de geçmiş ümmetlere ait ibretli kıssalara çokça yer verilir. Peygamberlerin tarih boyunca Allah’a davet yolunda vermiş oldukları mücâdelelere, ümmetlerinin kendilerine karşı sergiledikleri tavırlara ve inkârları sebebiyle düçar oldukları felaket ve kötü akıbetlere sık sık temas edilir. Ancak kıssalar, bütün detaylarıyla değil, geçtikleri yerlerde maksada hizmet edecek yönleriyle ve belli bir ölçü içinde takdim edilir. Bu vesileyle fert ve toplum hayatını yakından ilgilendiren değişmez psikolojik, sosyolojik ve tarihî kanunların tespiti yapılır. Biz bunlara “içtimâî küllî kâideler” diyebiliriz. Bu tarihî gerçeklerden süzülen “içtimâi kâideler (sosyal yasalar)”, toplumsal gelişmelerin belli bir sebep-sonuç çerçevesinde meydana geldiğini ifade ederler. Nitekim “Bir toplum, içinde bulundukları iyi hâli değiştirmedikçe, Allah, onlara olan nimetini değiştirmez.” (Ra‘d 13/11) âyeti buna güzel bir misaldir. Bu âyet tarih boyu toplumların hayatında yaşanan izzet ve zilletin, iniş ve çıkışların, galibiyet ve mağlubiyetlerin kanununu ifade etmektedir. İşte Kur’an kıssalarında hep bu kanunlara işaret edilerek, Peygamber (s.a.v.) ve mü’minlere yol gösterilir. Onlara teselli verilerek, sabır ve azimle vazifelerini ifaya devam etmeleri, başarı yolunda emin adımlarla ilerlemeleri tavsiye edilir.

Kur’ân-ı Kerîm’de kıssaların zikredilmesinde elbette ki bazı faydalar ve gayeler vardır ve bunların bilinmesi gerekir. Bunlar kısaca:

  • Peygamberimiz (s.a.v.)’in peygamberliğinin doğruluğunu ispat etmektir. Zira o, ümmi olup okuma yazma bilmiyordu. Okulda eğitim görmedi. Onun Ehli kitap âlimleriyle bir arada yaşamasına imkân ve fırsat yoktu. Öyleyse geçmiş milletlerin haberle­rini nereden bilebilir ve onun bu haberleri en ince noktasına kadar ve ayrıntılı olarak söylemesi nasıl mümkün olabilirdi.
  • Bütün peygamberlerin mesajının aynı olduğunu ortaya koymaktır.
  • Kur’an kıssalarla, bir müminin, hidayet yolundan uzaklaşan, hak yoldan sapan kişilerle karşı karşıya kalacağı fikrini yerleştirir.
  • Kıssaların gayelerinden biri de, Peygamberimiz (s.a.v.)’in tebliğ ettiği din ile önceki peygamberlerin tebliğ ettiği dinin aynı olduğunu ortaya koymaktır.
  • Kıssaların gayelerinden biri de, Allah’ın, nihaî noktada peygamberlerine yardım edip, yalancıları helak edeceğini beyan et­mektir.
  • Kıssalar, tebliğ mücadelesinin şimdi başlamadığını, ilelebed devam edeceğini, bunun destekçisinin Allah Teâlâ’nın bulunduğunu örneklerle ifade ederek mü’mine güven, huzur ve sabır, münkire de ikaz içerir.
  • Kur’an, İslâm toplumunu önceki ümmetlerin kıssalarıyla terbiye edip yetiştirir. Hz. İbrâhim’in tevekkül ve teslimiyetini, Hz. Eyyûb’un sabrını, Hz. Yûsuf’un iffetini, Hz. Dâvûd’un zikrini, Hz. Süleyman’nın o muazzam mülk ve saltanat içindeki tevazuunu; Firavun’un zulmünü, Kârun’un zenginliğini anlatarak doğru yolda yürümenin önemine dikkat çeker.
  • Anlatılan kıssalardan hareketle fert ve toplu hayatında cârî olan psikolojik ve sosyolojik genel prensiplere ulaşmak ve muhataplara genel bir kaide hakkında fikir vermek ister. Meselâ; Hz. Âdem’e isimlerin öğretilmesinde insanın öğrenebilen ve kendini geliştirebilen bir varlık olmasına dikkat çekilir. (bk. Bakara 2/31-33) İsrâiloğulları’nın buzağıya tapınmasında da, uzun süre esaret hayatı yaşayan toplumlarda, kendilerine zulüm ve baskı uygulayan hakim topluma karşı içten içe bir sempati besleme meyli oluşacağına işaret edilir. (bk. A ‘râf 7/139-140)
  1. MESELLER

Kur’ân-ı Kerîm, ele aldığı mevzuları darb-ı mesellerle anlatır. Çünkü misaller konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olur. Mücerred mânaların muşahhas hale gelmesini sağlar. Mânaya bir elbise giydirir, ona tesir kazandırır, kıymetini artırır. İnsanın kalbini ve duygularını muhabbetle o mânalara boyun eğdirir. Birini övecekse onu göklere çıkarır; duyguları, heyecanları kamçılar. Yerecekse onu yerin dibine batırır; dokunuşu daha acıtıcı, dağlaması daha yakıcı, incitmesi daha şiddetli olur. Öğüt ve nasihatleri sadra şifâ kılar, onlar üzerinde tefekkürü kolaylaştırır. İyiliğe teşvik eder, kötülüklerden sakındırır, hedefi açık olarak gösterir. (bk. Cürcânî, Esrâru’l-Belâğa, s. 92-96) Mesela “Yaptığın kötülüğe karşı iyilik göremezsin, boşuna kendini kandırma” yerine “Dikenden üzüm toplayamazsın; ancak ektiğini biçersin” demek daha tesirlidir. Yine güzel konuşan biri hakkında “Çok güzel konuşuyor” demek yerine “Onun sözleri su gibi akıcı, seher rüzgârı gibi latif, bal gibi tatlıdır” şeklinde söylemek ifadeye ne kadar yüksek bir mâna ve letâfet katacaktır. (Şadi Eren, Kur’an’da Teşbih ve Temsiller, s. 42-43)

Kur’ân-ı Kerîm’in verdiği şu darb-ı meseller, ele alınan mevzuu ne kadar güzel anlatmakta ve kalplere ne kadar tesir etmektedir:

  1. Misâl:

Kur’an, Allah yolunda vermenin ehemmiyetini ve sevabını anlatmak isterken şöyle buyurur:

“Mallarını Allah yolunda harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah’ın lütfu geniştir. O her şeyi bilir.” (Bakara 2/261)

Âyet-i kerîme bize, mü’minin Allah yolunda yaptığı infakların halini anlatmak üzere, insanın duygularını coşturan ve onun vicdanına dokunan şöyle canlı bir tabiat tablosu çizmektedir: “Ekime hazır tarlasının başında bir adam ve elinde sadece bir buğday danesi var. Onu toprağa ekiyor. Topraktan bir kök bitiyor. Bu kökten çatallanarak yedi başak çıkıyor. Her bir başağın içinde gizlenmiş yüz dane bulunmaktadır. Hatta bir danenin Allah’ın izniyle bundan daha fazla vermesi de mümkündür.”

  1. Misâl:

Kur’an şirk psikolojisini ve müşriğin son derece bozuk ruh halini anlatmak üzere şöyle buyurur:

“...Kim Allah’a ortak koşarsa sanki o, gökyüzünden düşüp de yırtıcı kuşların kapıp parçaladığı, yahut rüzgarın uzak bir yere savurduğu kimseye benzer.” (Hac 22/31)

Bu temsilde Allah Teâlâ iman etmeyi göğe yükselmeğe, imanı terkedip Allah’a şirk koşanı gökten düşene; fikirlerini darmadağınık eden heva ve hevesleri onu kapan kuşlara; onu sapıklık vadilerine atan şeytanı da onu yok edici ölüm vadilerine fırlatan rüzgâra benzetmiştir. Bu bakımdan âyet-i kerîme, tevhid çizgisinden ayağı kayan ve şirk bataklığına yuvarlanmak üzere olan kimselerin halini tasvir eden çok korkunç iki tablo çiziyor: Birinci tabloda karşımızda çok yüksek bir yerde, ta gökte bir adam var. Adam bulunduğu o yerden düşüyor. Ve bir göz açıp yumulacak müddet zarfında bir de bakıyoruz ki o parça parça olmuş; kuşlar parçalarını yutup kursaklarına indiriyorlar, böylece yok olup gidiyor. İkinci tabloda ise yine bir adam var. Uğursuz şiddetli bir kasırga esiyor ve adamı kaptığı gibi çok derin helak uçurumlarına sürükleyip yok ediyor. Adam da boşlukta kararsız zerreler gibi uçup gidiyor.

Bu tasvir, Allah’a şirk koşan insanların pek çarpıcı bir tasviridir. Onlar imanın o üstün zirvelerinden yuvarlanarak yokluğun içerisine gömülüp mahvolmaktadırlar. Zira dayandıkları ana dayanağı kaybetmekte ve tevhit kaidesinden mahrum kalmaktadırlar. Bunlar, şirke düşerek sığınacakları en düzenli sığınağı yitiriyor, nefsânî arzu ve heveslerin elinde paramparça oluyorlar. Tutundukları hurafeler onları parçalıyor ve yellerini savuruyor. (Seyyid Kutup, Fî Zılâl, V, (17. cüz), 91-92) Eğer onlar sarsılmaz kaynağa bağlanıp kopmaz kulp olan tevhide sımsıkı sarılsalar bu şirk dağınıklığından ve bataklığından kurtulma şansını mutlaka yakalayacaklardır. Böylece imanın huzurlu ve güvenli iklimine ulaşacaklardır.

  1. Misâl:

Kur’an, öğrendiği ilmin kıymetini bilmeyen ve onunla amel etmeyen birinin acınacak durumunu anlatmak için şöyle buyurur:

“Tevrat’ın hükümlerini uygulamakla yükümlü tutulan, fakat bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlerin hâli, ciltlerle kitap taşıyan eşeğe benzer. Allah’ın âyetlerini yalanlayan topluluğun hâli ne kötüdür! Allah zâlimler topluluğunu doğru yola erdirmez.” (Cuma 62/5)

Âyetin resmettiği tablo şöyledir: Bir sahne ve sahnede bir eşek var. Uzunca kulaklı, kesik kuyruklu, semeri üstünde, cehalet ve ahmaklığı başında uysal bir eşek. Birileri üzerine cilt cilt, koca koca kitaplar yüklemiş, o da bunları taşıyor. Fakat o, neyi taşıdığından ve taşıdığı kitapların içindeki bilgilerden habersiz bir halde yürümektedir. Onlardan istifade edemiyor, istifade etme ihtimali de bulunmuyor. Bunların ağırlığını çekmekten başka bir kârı olmadan öylece taşıyıp gidiyor. Bu tablo gerçekten tahkir edici ve gülünç bir tablodur. Anlaşıldığı üzere bu temsil, ilmiyle amel etmeyen, özellikle Kur’an’ı ve ilâhî kitapları okuyup gereğini yerine getirmeyen herkes için geçerlidir ve bu gibi kimselerin durumu pek çirkindir.

  1. BAŞKA KONULAR

Kur’an’ın hedefi, fert ve toplum hayatında baş gösteren dinî ve ahlakî bozulmayı önleyerek toplum hayatını yeniden ıslah etmektir. Bu sebeple bir taraftan bu hususlarda bir takım düzenlemeler yaparken, diğer taraftan da bunu başarmak için insan aklını çalıştıracak ve düşünme melekelerini yeniden harekete geçirecek çeşitli konulara yer verir. Allah’ın varlığı, birliği, sonsuz kudretini kabul edip O’na teslim olma konusunda onu ikna edecek her türlü delile başvurur. Bu sebeple kâinatın yaratılışından, sahip olduğu düzen ve intizamdan deliller getirir. Böylece astronomi, matematik, fizik, kimya, biyoloji, coğrafya, jeoloji, psikoloji, sosyoloji, pedagoji, tarih, hukuk, iktisat, siyaset… gibi farklı ilimlerin alanlarına giren bir çok ilmî meseleyi kendi tezlerini ispatlamak ve maksatlarını gerçekleştirmek için kullanır. Bu meyanda göklerin ve yerin yaratılışı, geceyle gündüzün peşpeşe gelişi, rüzgârların esmesi, yağmurun yağdırılması, çeşitli bitki ve meyvelerin bitirilmesi, gemilerin deniz üzerinde akıp gitmesi, ceninin ana rahminde çeşitli safhalardan geçirilerek yaratılması, insana farklı istidat ve kabiliyetlerin verilmesi, dikkat çekici özellkileriyle devenin yaratılması, bal arısının özel yeteneklerle donatılması gibi yaratılışla alakalı yüzlerce konuyu çok yüksek bir ilmî seviyede ve en doğru bir tarzda dile getirir.

Gerçekten Kur’an ele aldığı mevzular, ihtiva ettiği konular ve bunları anlatma üslûbuyla insanlığın bu güne kadar karşılaştığı en zengin, en yüce, en çok hayret ve hayranlığı mücip bir kitap olma özelliğine sahiptir. Onun böyle bir kitap olduğuna bütün dünya şâhittir. Öyle ki ona benzer bir sözün söylenmesi, bir kitabın yazılması, hatta en küçük bir sûresine bile benzer bir şeyin getirilmesi mümkün değildir. Çünkü o, kıyamete kadar devam edecek ilâhî bir mûcizedir.

Kaynak: Prof. Dr. Ömer Çelik, Tefsîr Usûlü ve Tarihi, Erkam Yayınları