Lokman Suresinin 17. Ayeti Ne Anlatıyor?

KUR’ÂNIMIZ

Lokmân suresi 17. âyette ne anlatılmak isteniyor? Lokman Hekim’den öğütlerine yer verilen Lokmân sûresi 17. âyetinin Arapçası, meali ve tefsirini bu yazımızda okuyabilirsiniz.

Lokmân sûresi 17. âyette şöyle buyrulur:

Lokmân Suresi 17. Ayet Arapça:

يَا بُنَيَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلٰى مَٓا اَصَابَكَۜ اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِۚ

Lokmân Suresi 17. Ayet Meali:

“Yavrucuğum, namazını özenle kıl, iyi olanı emret, kötü olana karşı koy, başına gelene sabret. İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir.” Lokmân, 31/17

LOKMAN HEKİM’DEN ÖĞÜTLER

Bilgi:

Hz. Lokman -aleyhisselâm-’ın oğluna yönelik hikmet dolu öğütlerinin bir kısmını içeren bu âyette insanın Allah katında daha değerli olabilmesi için sahip olması gereken üç önemli davranış sıralanmıştır. Üçü de kulluk görevi olan bu davranışlar; insanın eğilmez başını sadece Allah’a eğdiren namaz, toplumun huzuru için iyiliği emretmek ve kötülük karşısında dimdik durmak, diğeri de başa gelene sabretmektir. Bütün bunlar olgun mümin olmanın çok önemli gerekleridir. Ayrıca bu meziyetleri ancak cesaretli olanların yapabileceğine işaret edilmektedir.

Mesaj:

  1. Çocukların eğitiminde hikmetli dil kullanmak önemlidir.
  2. Namaz, insanı kötülüklerden uzak tutar.

Kelime Dağarcığı:

Maruf: Bilinen, benimsenen, aklın ve dinin güzel gördüğü şey.

Münker: Tasvip edilmeyen, yadırganan, aklın ve dinin çirkin gördüğü şey.

Azm: Azim, sağlam irade, kesin karar.

Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler

TEFSİR

Lokmân Suresi 17. Ayet Tefsiri:

  1. “Evlâdım! Yaptığın iyilik veya kötülük hardal tanesi ağırlığında bile olsa, bir kayanın içinde saklı da olsa, göklerin veya yerin herhangi bir noktasında bile bulunsa, Allah onu çıkarıp âhirette karşına getirir. Çünkü Allah her şeyi bütün incelikleriyle bilir, her şeyden hakkıyla haberdardır.”
  2. “Evlâdım! Namazı dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır ve bu uğurda başına gelecek musîbetlere sabret. Çünkü bunlar azim ve kararlılık gerektiren mühim işlerdir.”
  3. “Kibirlenerek insanlardan yüzünü çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, kibirle kasılan, kendini beğenmiş, çokça övünüp duran hiç kimseyi sevmez.”
  4. “Yürüyüşünde ölçülü ve dengeli ol; konuşurken de sesini ayarla. Unutma ki, seslerin en beğenilmeyeni eşeklerin sesidir!”

Burada sözü edilen nasihatler şunlardır:

Birincisi; Allah Teâlâ’nın varlığını, birliğini, kudretini tanımak; O’nun en ince sırları ve gizlilikleri bildiğini ve her şeyden hakkiyle haberdar olduğunu idrak etmek; yapılan tüm amellerin en ince noktasına kadar kayıt altına alındığının farkında olarak âhiret hesâbından korkmak. Daha anlaşılır bir ifadeyle Lokmân (a.s.) oğlundan Allah’ı tüm isim ve sıfatlarıyla tanımasını, mârifetullâha ermesini ve ihsan şuurunda bir kulluk yaşamasını istemektedir. Öyle bir Allah ki, yapılan bir iyilik veya kötülük, kimsenin dikkatini çekmeyecek küçüklükte bile olsa, hatta zerre denilen atom, elektron ve proton miktarı kadar bile olsa (bk. Zilzâl 99/7-8), yine bu amel hiç kimsenin muttali olamayacağı gizli bir yerde bulunsa; meselâ büyük bir kayanın içinde, yahut göklerin akıl fersâ genişliği veya yeryüzünün ulaşılamaz derinliği içinde herhangi bir yerde bulunsa, bunu görüp, bulup mahşerde kulun karşısına çıkaracaktır. İslâm, işte böyle bir Allah’a kulluğu emretmekte ve O’na karşı gelmekten sakındırmaktadır.

İkincisi; namazı dosdoğru kılmak.

Üçüncüsü; iyiliği emredip kötülükten sakındırmak. Emredilmesi istenilen “iyilik”, kulu Allah’ın muhabbetine ve rızâsına ulaştıran her şeydir. Sakındırılması istenen “kötülük” ise kulu Allah’tan alıkoyan her şeydir. İyiliği emredip kötülükten sakındırmak sözle olur. Fakat bunun en güzel yolu; insanları sakındırdığımız kötülüklerden öncelikle kendimizin sakınması, onlara yapılmasını emrettiğimiz şeyleri de evvela kendimizin yapmasıdır. Çünkü kendisine söz geçiremeyen kimsenin başkasına söz geçirmesi gerçekten zordur.

Dördüncüsü; başa gelen musîbetlere sabretmek. Burada dinin tebliği ile vazifeli kimselerin, iyiliği emredip kötülüğü yasaklarken bir takım sıkıntılarla yüz yüze geleceklerinin büyük bir ihtimal dâhilinde olduğuna ve muvaffak olabilmek için bunlara göğüs germenin lazım geldiğine işaret edilmektedir. Bütün bunlar (2, 3 ve 4. maddeler), yerine getirmekte azim ve kararlılık gösterilmesi, nefse ağır gelse de büyük bir cehd ve gayretle yapılmaya devam edilmesi gereken mühim işlerdir. Eğer lazım gelen kararlılık gösterilmez ve gevşek davranılırsa, İslâm’ın bu mühim emirleri aksadığından beklenen netice hâsıl olmaz.

Beşincisi; kibirlenip insanlardan yüz çevirmemek, onlara sırt dönmemek. 18. âyette kullanılan اَلصَّعْرُ (sa‘r) kelimesi, devenin dizinde bulunan ve onu yüzünü hep aynı yönde tutmaya zorlayan bir hastalık mânasını taşımaktadır. Buradaki ifade ise, kibir ve büyüklük taslayan, başkalarını küçük görerek yüzünü çeviren kimsenin tavrını tasvir eder. Aynı zamanda kibrin, kişinin ruh ve beden âhengini bozan, onu dengesiz harekete sevk eden ciddi bir hastalık olduğunu gösterir. Allah Resûlü (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Birbirinize buğzetmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinizi kıskanmayın. Ey Allah’ın kulları kardeş olun. Müslüman bir kişinin üç günden fazla kardeşine dargın durması helâl değildir.” (Buhârî, Nikâh 45)

Altıncısı; yeryüzünde böbürlenerek, çalımlı çalımlı yürümemek. Bir diğer âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“Hem yeryüzünde büyüklük taslayarak yürüme. Çünkü kendini ne kadar büyük görürsen gör, ağırlık ve azametinle ne yeri yarabilir, ne de boyca dağlara erişebilirsin.” (İsrâ 17/37)

Niyâzî Mısrî şu nasihatte bulunur:

“Alçaktan alçak yürüye, toprak altında çürüye,

Aşk ateşinde eriye altın gibi sızmak gerek.”

Burada sayılan 5 ve 6. maddeler Allah’ın sevmediği ve râzı olmadığı mezmûm davranışlardır. Çünkü Allah kendini beğenenleri, başkalarına üstünlük taslayanları sevmez.

Yedincisi; yürüyüşün ölçülü ve dengeli olması; her türlü hal ve davranışın hem ifrat hem tefritten uzak, orta ve makûl bir şekilde olması. Yerine göre dinin öğrettiği en uygun davranış modeli ne ise onu sergileyebilmek.

Sekizincisi; konuşurken sesin de ölçülü bir şekilde çıkması. Lüzûmsuz yere bağırmamak. Zamana, zemine ve muhatapların durumuna; dinleyenlerin azlığına, çokluğuna ve işitebilme imkânlarına göre sesi ayarlamak. Ölçüsüz bir şekilde bağırıp çağırmamak. Rabbimiz burada eşek sesini misal vererek bunun kötülüğünü beyân buyurmaktadır. Hatta Hz. Ömer (r.a.), tâkatinden daha fazla yüksek sesle ezan okumaya çalışan bir müezzine: “Ben senin kasıklarının çatlayacağından korktum” demiştir. (Kurtubî, el-Câmi‘, XIV, 71)

Resûl-i Ekrem (s.a.s.) güzel ahlâkın önemini şöyle ifade buyurur:

“Sizin en hayırlınız, ahlâkı güzel olanınızdır.” (Buhârî, Edeb 38; Müslim, Fezâil 68)

“Mizanda güzel ahlâktan daha ağır gelecek bir şey yoktur.” (Ebû Dâvûd, Edeb 7; Tirmizî, Birr 62)

“İnsanların cennete girmesini sağlayacak en önemli iki fazilet takvâ ve güzel ahlâk; cehenneme girmelerine sebep olacak iki uzuv ise ağız ve cinsel organlarıdır.” (Tirmizî, Birr 62; İbn Mâce, Zühd 29)

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com