Kurban Kesmenin Hükmü ve Kurban Çeşitleri

Kurban

Kurban kesmenin hükmü nedir? Kurban çeşitleri nelerdir? İslam’da kurban kesmenin hükmü ve kurban çeşitleri.

Kurban bayramında, kurban kesmekle yükümlü sayılan kimsenin, Allah’a yaklaşmak niyetiyle keseceği kurbanın hükmü konusunda iki görüş vardır. Vâcip ve sünnet olduğu görüşü.

KURBAN KESMENİN HÜKMÜ

1) Kurbanın vâcip olduğu görüşü: Hanefîlerde ağırlıklı görüşe göre, kurbanın hükmü vâciptir. Bu konuda dayandıkları deliller şunlardır: Kur’an’da Hz. Peygamber’e hitaben, Rabb’in için namaz kıl, kurban kes” [1] emri, amel bakımından “gereklilik” bildirir. Çünkü sadece Hz. Peygamber’e ait olduğu belirtilmeyen emir, ümmetini de kapsar. Ancak âyette çoğul sıygasının bulunmayışı, delâlette zan meydana getirdiği için kurbanın hükmü farz değil vacip derecesindedir.

Diğer bazı hadisler de kurbanın bu anlamını desteklemektedir. Hz. Peygamber (s.a.s); Kurban kesiniz. Şüphesiz bu, babanız İbrahim (a.s)’in sünnetidir.” [2] buyurmuştur. Burada, Allah Elçisi kurban kesmeyi emretmiştir. Mutlak emir sıygası ise amel bakımından vacibi ifade eder. Ebû Hüreyre (r.a)’ten nakledilen şu hadis de kurbanın vaciplik yönünü güçlendirir: “Kim genişlik ve imkân bulur da kurban kesmezse bizim namazgâhımıza yaklaşmasın.” [3] Böyle bir uyarı ancak vacibin terki durumunda söz konusu olur. Diğer yandan bazı hadislerde kurbanın ümmet için sünnet olduğunun belirtilmesi vacip oluşuna engel teşkil etmez. Çünkü sünnet; izlenen yol, gidiş anlamına gelir. Nitekim Muhammed İbn Sîrîn’in, kurbanın vâcip olup olmadığını sorması üzerine, Abdullah İbn Ömer (r.a) şu cevabı vermiştir: “Rasûlullah (s.a.s) ve ondan sonra müslümanlar kurban kesmişler ve bu konuda sünnet meydana gelmiştir.” [4]

2) Kurbanın sünnet olduğu görüşü: Hanefîlerden Ebû Yusuf’la İmam Muhammed’e göre kurban kesmenin hükmü müekked sünnettir. Hanefîler’in dışındaki çoğunluğa göre de müekked sünnettir. Gücü yetenin onu terk etmesi mekruh olur.[5]

Mezhep imamlarının çoğunluğu bu konuda, Kur’an’da açık hükmün bulunmadığını, Hz. Peygamber’in sürekli olarak kurban uygulamasını ise “sünnet” olarak değerlendirmenin daha uygun olduğunu söylemişlerdir. Çoğunluğun dayandığı bazı hadis delilleri şunlardır: Saîd b. el-Müseyyeb’in Ümmü Seleme’den naklettiğine göre, Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Zilhicce’nin hilâlini gördüğünüzde, sizden biriniz kurban kesmek isterse, saçlarını ve tırnaklarını kesmesin.” [6] Başka bir rivayette, hadisin baş tarafı, “Zilhicce’nin onuncu günü girdiğinde..” şeklindedir.[7] Bu hadis, gücü yetenin kurban kesip kesmeme konusunda serbest bırakıldığını gösterir. Bir şeyi isteğe bağlı bırakmak ise onun vacip olmadığını gösterir.

Başka bir delil İkrime’nin, İbn Abbas (r. anhümâ)’dan rivayet ettiği şu hadistir. İbn Abbas şöyle demiştir: “Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğunu işittim: Üç şey vardır ki, bana farzdır, sizin için nâfiledir: Vitir namazı, kurban kesmek ve kuşluk namazı.” [8]

Fakihlerin çoğunluğu kurban kesmeyi, çocuk doğunca kesilen akîka kurbanına kıyas etmişlerdir. Ayrıca kurban kesmeyenle ilgili uyarı bildiren hadis de, cuma günü boy abdesti almayı bildiren şu hadise benzer: “Cuma günü boy abdesti almak, ergenlik çağına gelmiş her kişi için vaciptir.” [9] Halbuki bu boy abdesti vacip, değil müstehap hükmündedir.

Diğer yandan Hz. Ebubekir ve Ömer’in kurban kesmediklerine dair haberler de bunu göstermektedir. Onların kurban kesmemelerinin sebebi, insanların bunu vacip görmelerinden korkmaları idi. Ancak Hanefîler, onların bir veya iki yıl kurban kesmeyişini nisap miktarı mala sahip olmayışlarıyla açıklar. Çünkü bu iki halife beytülmalden sadece kendilerine ve aile fertlerine yetecek kadar maaş alıyorlardı.[10]

Şâfiler’e göre kurban kesmek, tek başına olan kimse için, ömründe bir defa aynî sünnettir. Çünkü burada emir tekrarı gerektirmez ve emrin yerine getirilmesi en az miktarla mümkün olur, o da bir defa yapmakla gerçekleşir.[11] Eğer aile fertleri birden fazla ise kifâî sünnet olur. Aile bireylerinden her hangi birisi bunu yerine getirince, hepsi için yeterli olur.[12] Dayandıkları delil, Mihnef İbn Süleym (r.a)’in rivayet ettiği şu hadistir: “Hz. Peygamber ile birlikte duruyorduk. Onun şöyle dediğini işittim: “Ey insanlar! Her ev halkına, her yıl için bir kurban gerekir.” [13] Diğer yandan Hz. Peygamber’in semiz, boynuzlu ve siyah-beyaz iki adet koçu, birisini ümmeti adına, diğerini de kendisi ve aile fertleri adına kestiği nakledilmiştir.[14]

Ebû Eyyûb el-Ensârî (r.a), Atâ İbn Yesâr’ın; Rasûlullah (s.a.s) döneminde kurbanların nasıl kesildiğini sorması üzerine şöyle cevap vermiştir: “Bir kimse bir koyunu kendisi ve aile bireyleri adına kesiyor, etinden yiyorlar ve başkalarına da yediriyorlardı. Ancak insanlar birbirlerine karşı öğünmeye başlayınca, gördüğün durum ortaya çıktı.” [15] Ahmed İbn Hanbel ve İshak bu görüşü benimsemiştir. Dayandıkları delil şu hadistir. Hz. Peygamber bir koçu kurban olarak kesmiş ve şöyle buyurmuştur: “Bu, ümmetimden kurban kesemeyenler içindir.” [16]

Şevkânî (ö.1250/1834) kurbanın sünnet olduğunu kabul edenlerin dayandığı hadislerin tenkidini yaptıktan sonra şöyle demiştir: Bu hadislerden hiçbiri delil olarak ileriye sürülecek kuvvette değildir.[17]

Bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığı’nca Mayıs 2002’de düzenlenen, bizim de katıldığımız “Güncel Dînî Meseleler İstişare Toplantısı-I” konulu toplantıda alınan bir kararı vermek istiyorum: “Meşrûiyetini Kur’an ve sünnetten alan kurban ibadeti, Ebû Hanîfe’ye göre vâcip, İslâm bilginlerinin çoğunluğuna göre ise sünnettir. Ancak bir ibadetin farz olmayışı onu ibadet olmaktan çıkarmayacağı gibi, ifa şeklinin değiştirilmesini de gerektirmez. Bu yüzden, kurban kesmek yerine bedelinin tasadduk edilmesi, bu ibadetin yerine geçmez.” [18]

KURBAN ÇEŞİTLERİ

Kurban bayramı günlerinde kesilen kurbanın dışında yine ibadet niyetiyle kesilen başka kurban çeşitleri de vardır. Adak kurbanı, akîka kurbanı, kıran ve temettu’ haccı yapanın kestiği şükür kurbanı, hacda ihram yasaklarına uymayanların kestiği ceza ve kefâret kurbanı bunlar arasındadır. Hac yapanların kestikleri kurban çeşitlerine topluca “hedy kurbanı” denir.

Dipnotlar:

[1] Kevser, 108/2. [2] İbn Mâce, Edâhî, 3; A. İbn Hanbel, 368 [3] İbn Mâce, Edâhî, 2. Bu hadîs, senedindeki Abdullah İbn Ayyâş sebebiyle zayıf sayılmıştır. Ayrıca bk. A. İbn Hanbel, II, 321; Şevkânî, age, V, 108. [4] İbn Mâce, Edâhî, 2, H. No: 3124. [5] Kâsânî, Bedâyî, V, 62; Zühaylî, age, III, 595, 596. [6] Müslim, Edâhî, 41; Şevkânî, age, V, 112. [7] Müslim, Edâhî, 40; Şevkânî, age, V, 112. [8] A. İbn Hanbel, I, 231. Hâkim, Müstedrek’te rivayet etmiş, hakkında bir şey söylememiştir. Ancak bu hadisin senedinde Nesâî ve Dârekutnî’nin zayıf saydığı bir râvi vardır. bk. Zeylâi, Nasbu’r-Râye, IV, 206. [9] Buhârî, Ezân, 161, Cum’a, 2, 3, 12, Şehâdât, 18; Müslim, Cum’a, 4, 7; Ebû Dâvud, Tahâre, 127. [10] Kâsânî, age, V, 62, 63; Zühaylî, age, II, 597. [11] Zühaylî, age, III, 597. [12] bk. İbn Rüşd, Bidâyetü’l-Müctehid, I, 415; Şirbinî, Muğnî’l-Muhtâc, IV, 282 vd; Şirâzî, Mühezzeb, I, 23; İbn Kudâme, Muğnî, VIII, 617. [13] Tirmizî, Edâhî, 18. Hadis, hasen garîbtir. İbn Mâce, Edâhî, 2; bk. Nesâî, Fer’, 1; A. İbn Hanbel, IV, 215, V, 76; Şevkânî, age, V, 138. [14] Buhârî, Hac, 117, 119; Ebû Dâvud, 4; Tirmizî, Edâhî, 2; İbn Mâce, Edâhî, 1; Zeylâi, Nasbu’r-Râye, IV, 215. [15] Tirmizî, Edâhî, 10, H. No: 1505. Tirmizî hadis için, hasen sahîh demiştir. [16] Tirmizî, Edâhî, 10. [17] Şevkânî, Neylü’l-Evtar, IV, 341 vd. [18] Bu toplantı, 15-18 Mayıs 2002’de, İstanbul Tarabya Oteli’nde tefsir, hadis ve fıkıh dalından 80’in üstünde akademisyen ve 30 kadar da, diyanet mensubu bilim adamının katılımıyla yapılmış ve dört gün sürmüştür. Sonunda 39 maddelik bir bildirge yayımlanmıştır.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları