Kur’an’dan İki Farklı Kadın Misali
Abdullah Sert Hocaefendi, Kur'an-ı Kerim'den Hz. Nûh (a.s.), Hz. Lût (a.s.), Âsiye (a.s.) ve Meryem (a.s.) misalleri üzerinden ailede iman birliği ve amel sorumluluğunu anlatıyor.
Küfrün içinde imana sarılanlar ile peygamber yanında inkâra düşenler... Kur'an-ı Kerim'den iman ve ihanet arasındaki zıt kadın misalleri ve aile hayatına dair ibretli dersler.
İMAN VE İHANET ARASINDA: KUR'AN'DAN KADIN MİSALLERİ
Allah Teâlâ, aile hayatında kocalarıyla beraber iman etmeyen iki kadın ile bunun tam tersine, kocası inkâr içinde olduğu hâlde bedel ödeyerek iman eden bir hanımı ve Hz. Âsiye validemizi misal veriyor. Kâfirlere bir misal, müminlere de ayrı bir misal veriliyor. Nitekim “Allah, inkâr edenlere, Nuh'un karısı ile Lût'un karısını misal verdi...” (Tahrim, 10)
“…Bu ikisi, kullarımızdan iki sâlih kişinin nikâhları altında iken onlara hainlik ettiler…” (Tahrim, 10) Bu hainlik hani bizim aile hayatındaki hainlik manasına değil; yani inanmadılar. Yani bir peygamber Nûh aleyhisselam, bir peygamber Lût aleyhisselam... Fakat bir peygamberin yanında olup da inanmamak gerçekten ona bir ihanettir, değil mi? Kâfirlere de onu misal veriyor. Niye misal veriliyor? “…Kocaları Allah’tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı…” (Tahrim, 10)
"Ya ben peygamberim, ne yapalım, bu hanımı da idare edelim." yok. İnanacak, girecek cennet; inanmıyorsa... Mümin... Hayırlı uzun ömür versin. Muhterem Osman Nûri Topbaş Efendi hocamız birçok sohbetinde hep bu Yâsîn suresinin beşinci sayfasındaki bu ayeti okur. Allah o gün buyuracak ki, biraz önce okuduğum ayetinden sonra: Cennet ehli o gün büyük nimetler içerisindedir, eşleriyle beraber; ama mücrimler, hadi bakalım, mücrimler, siz bu tarafa bir ayrılın! Benim babam hocaydı, benim babam şehitti, kardeşim uçuyordu, kaçıyordu yok; herkes amelinin karşılığında rehindir o gün, evet, herkes amelinin karşılığında rehindir ayetlerin ifadesiyle.
Dolayısıyla Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: "…Bu ikisi, kullarımızdan iki sâlih kişinin nikâhları altında iken onlara hainlik ettiler. Kocaları Allah'tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara: Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin! denildi." (Tahrim, 10) Öyleyse aile hayatında evet, birliği sağlamak gerekiyor. Eğer erkekler güzel muhitlerle buluştularsa hanımlar da, "Ya, ne güzel beyin bak, güzel bir muhitle buluştu. Geceleri kalkıyor, hayır hasenat sahibi, hizmet ediyor, cemiyete faydalı. Ben de bunun peşine takılayım, egomu sileyim." deyip onunla beraber koşmalı.
Tersine, bazen hanımlar önde olabilir. Erkek de, "Ya ben erkeğim filan, hanımın peşine mi takılacağım?" Güzellik yapıyor, takıl peşine! O hizmet ediyorsa, o Allah’a güzel ibadet ediyorsa sen de onunla beraber kalk, güzel ibadet et; hayır yollarında koşuyorsa sen de ona yardımcı ol.
“Allah, inananlara da Firavun'un karısını misal gösterdi. O: ‘Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun (kötü) işinden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!’ demişti.” (Tahrim, 11) Yani hani parmağını kaldırdığı zaman her türlü hizmet geliyor, kapıyı vurduğu zaman kaç kişi kapıya koşuyor? Ama mübarek kadın Hz. Âsîye annemiz, "Aman ya Rabbi!" diyor. Ne bunun sarayı ne bunun hizmetçisi... Beni bu kâfirin yanından kurtar ya Rabbim, bana cennetten küçücük bir ev ver, o yeter yani. Evet, Rabbimiz iki ayrı manzarayı bizlere böylece gösteriyor.
Niye bu ayetleri bugün seçtik, değerli kardeşlerim? Hakikaten aile hayatında güzellikleri beraber yaşamak, yanlışlıklar varsa o yanlışlıkları da beraber çözmek hem bize ilahî emirdir hem de Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin bizlere hatırlatmalarıdır.
Sonra da Cenâb-ı Hak tek başına böyle güzel bir anneyi bizlere misal veriyor: İffetini korumuş olan İmrân kızı Hz. Meryem’i (a.s.) de Allah örnek gösterdi. Biz ona ruhumuzdan bir varlık verdik; Rabbinin sözlerini ve kitaplarını o da tasdik etti, gönülden itaat edenlerdendi.
Evet, Hz. Nûh’un (a.s.) karısı kavmine onun mecnun olduğunu söylerdi: "Deli bu adam!" dermiş. Allah Allah, ya! Allah muhafaza... Hz. Lût’un (a.s.) karısı da kocasına gelen erkek misafirleri geceleri ateş yakarak, gündüzleri de duman çıkararak haber vermiş. Evet... Yani Lût kavminin o feci fiilleri var ya... Lût Aleyhisselam’a böyle gençler geliyor. Karısı o kadar zalimlerle beraber ki, dışarıdakilere haber vermek için ateş yakıyor, ışık yakıyor. Ondan sonra Lût Aleyhisselam’a, "Gençler geldi, aman onlara kötülük yapmak istiyorsanız yapabilirsiniz" diyor. Sonunda ikisi de layık oldukları cezaya çarptırıldılar.
Firavun’un karısı Âsiye annemiz ise Hz. Mûsâ’ya (a.s.) iman etmişti. Bundan dolayı kocası Firavun onu ellerinden ve ayaklarından dört kazığa bağlamış, göğsüne kocaman bir taş koymuş, öylece yakıcı güneşe bırakmıştı. İşkence anında zikredilen duayı yaparken ruhunu teslim etmişti. Evet, işkence altında Âsiye annemiz, "Ya Rabbi, bana cennette küçücük bir ev ver, beni bu zalimden kurtar!" derken ruhunu teslim etmişti.
İnsanlık tarihi bu manzaraları yaşamış. Cenâb-ı Hak bu misalleri vererek de müminlere yani nasıl bir hayat yaşamaları gerektiğini, bazen iman uğruna nasıl bedellerin ödenebildiğini geçmişte bizlere hatırlatıyor. Tabii İslam’ın böyle o ilk günlerinde gerçekten buna benzer bedeller ödeyen sahabiler de oldu, Allah onlardan razı olsun. Değil mi? Yani iki deveye iki ayakları bağlanıp işkence edilen müminler de oldu. E biz bugün böyle hani nimetlerimiz Allah’a andolsun bol, herkesin evinde yiyecek içecek var, ondan sonra bir baskı altında değiliz zahiren; ama o zaman da bazen nefsaniyet bir defa insanları farklı yerlere çekiyor. Evet, belki insanlar biraz baskı altında olduğu zaman daha derinleşmeye başlıyor. Yani yokluğun imtihanı ayrı, varlığın imtihanı ayrı.