Kur’an’da İnsanın Ana Rahmindeki Yaratılış Safhaları
Kur’ân’da insanın ana rahmindeki yaratılış safhaları, cenînin gelişimi ve bu sürece işaret eden âyetler.
Yüce Allah Kur’ân’da Âdemoğullarının zürriyetlerini (döllerini) sırtlarından çıkardığını bildirir:
“Kıyâmet gününde, ‘Biz bundan habersizdik’ demeyesiniz diye Rabbin Âdemoğullarından, onların sırtlarından zürriyetlerini aldı ve onları kendilerine şâhit tuttu ve dedi ki: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ (Onlar da), ‘Evet (Rabbimiz olduğuna) şâhit olduk’ dediler.” (A’râf, 7/172)
Husyeler (erkeklik bezleri), sırtta değil, bedenin alt kısmındadır. Fakat Yüce Allah, insanın zürriyetinin yaratılmasından ve ortaya çıkışından söz ederken cenînin cisminde, nutfeye tahsis edilen bölgeden bahsetmektedir. Bu bölge, sırtta, tam böbreklerin altındadır. Husyeleri oluşturan uzuvlar burada gelişirler. Cenînin anne karnındaki son aylarına kadar sırtta kalır, daha sonra aşağıya inerler. Doğumda da normal yerinde olur. Bu âyet, cenînin cisminde nutfenin asıl kaynağı olan sırta işaret ediyor. Cenîn anatomisi gelişmiş, “Embriyoloji İlmi”yle bu bilgilere son asırda ulaşılabilmiştir ki bu da Kur’ân’ın ayrı bir mûcizesidir.1
KUR’ÂN’DA İNSANIN YARATILIŞ SAFHALARI
Yüce Allah, insanın ilk yaratılış devrelerini şöyle anlatıyor:
“And olsun Biz insanı, çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık. Sonra onu bir sperm (nutfe) halinde sağlam bir yere (rahime) yerleştirdik. Sonra spermi bir aleka2 yaptık; alekayı mudğaya3 çevirdik; mudğayı da kemiklere döndürdük; kemikleri de etle kapladık; sonunda onu başka bir yaratık olarak meydana getirdik.4 Yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.” (Mü’minûn, 23/12-14)
Bu âyetler, insanın yaratılış safhalarını özet bir şekilde anlatmaktadır. Yüce Allah, ilk insan Hz. Âdem’i topraktan, çamurdan yarattığını bildiriyor. Sonra o insan cinsini veya neslini sağlam bir yer olan rahimde bir nutfe (sperm) olarak yerleştirdiğini bildiriyor. Sonra spermi rahime iliştirip aşılattırarak pıhtı kan gibi bir tutuk haline çevirdiğini haber veriyor.5 Kur’ân’ın, insanın ana rahmindeki bu oluşumuyla ilgili verdiği bilgilere modern ilim yüzyıllar sonra ulaşabilmiştir.
RAHİMDE İNSANIN ŞEKİLLENDİRİLMESİ VE KORUNMASI
Rahimlerde insana dilediği şekli veren Allah’dır.
“Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka ilâh yoktur. O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.” (Âl-i İmrân, 3/6)6
Bu âyet, bir taraftan Allah’ın insanı yarattığını, rahimlerde istediği şekli verdiğini; beyaz veya siyah, erkek veya dişi olarak yarattığını, uzun veya kısa boylu, güzel veya çirkin yarattığını bildirir. Diğer taraftan da “İsâ Allah’dır veya Allah’ın oğludur” diyenlere cevaptır. Zira rahimlerde şekillendirilen, ne ilâh olabilir ve ne de Allah’ın oğlu olabilir. Böyle bir varlık fânîdir, sonludur. Her doğan, ölür. Doğan ve ölen ise, tanrı ve tanrı oğlu, olamaz.7
Çocuğu yetiştiren bir Yaratıcı’nın varlığını kabul etmek zorunludur. Nice kadınlar çocuk diye çırpındığı hâlde gebe kalamazken, diğer bazı kadınlar da çocuğun doğmasını önlemek için birçok çarelere başvurmaktadırlar. Eğer işin seyri ve tanzimi kadının elinde olsaydı, bunlar olmazdı. Kadınlar çok zaman gebe olup olmadıklarını ancak doktorlara başvurarak öğrenebiliyorlar.8
Ana rahmi Yüce Yaratıcı tarafından o kadar mükemmel düzenlenmiştir ki yavrunun yaşaması ve gelişmesi için gerekli olan hiç bir şey orada eksik edilmemiştir. Cenîn incecik ip gibi bir bağ ile anneye bağlanıyor. Bu ip sayesinde annenin bütün organları ile temas kurabiliyor ve bütün gıdasını bu ip sayesinde temin ediyor. Anne tarafından alınan gıdanın asid haline dönüşüp de yavruya zarar vermemesi için Yüce Yaratıcı cenîni anneye bağlayan incecik bağı son derece intizamlı yaratmıştır. Anne karnındaki yavruya zarar verecek veya onu rahatsız edecek gıdaların yavruya ulaşması engellenmiştir.9
Ana rahmi, bebeğin yaşamasına çok elverişli, sağlam bir yerdir. Üstelik zarlarla kılıflanmıştır. Yüce Yaratıcı, Zümer sûresinde anne karnındaki cenînin sağlıklı büyümesi ve dış etkilerden zarar görmemesi için onu kat kat zarlarla, kılıflarla örttüğünü haber veriyor:
“… Sizi annelerinizin karınlarında üç türlü karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa geçirerek yaratmıştır…” (Zümer, 39/6) Cenînin dışında “üç karanlık” diye adlandırılan üç zar vardır. Bu zarlar; “amniyon”, “koriyon” ve “rahim duvarı” zarlarıdır. Bu zarlardan “amniyon”, ışık geçirmeyen; “koriyon”, ısı geçirmeyen ve “rahim duvarı” da su geçirmeyen bir yapıya sahiptir. Bu zarlar, çıplak gözle fark edilemeyecek kadar incedir, bakılınca tek bir zarmış gibi görülür. Bu üç tabakadan meydana gelen sağlam ve güvenli bir muhâfaza içindeki cenîn, rahat ve emin bir şekilde gelişmesini sürdürür.10
KUR’ÂN’DA CENÎNİN YARATILIŞ SAFHALARI VE EMBRİYOLOJİK GELİŞİMİ
Kur’ân, insanın ana karnında ilk oluşumunu bildirir. Bu, yumurtanın aşılandıktan sonra bölündüğü canlı hücrelerin toplamıdır. Daha sonra bunun üzerinde bazı çıkıntılar ortaya çıkar ki bunlar, aşılanmış hücreleri rahim duvarına ulaştırır. Bu hâlde iken rahim duvarına bağlandığı için “aleka” adını alır.
Cenîn bundan sonra dâire ve küre şekline geçer. Bir kaç hafta bu durumda kalır. Bu hâlde iken, Allah Teâlâ, kitabında onu, “mudğa (embriyo)” olarak adlandırmıştır. Bu, çiğnenmiş ete benzer. Bu hâldeki cenîn ile çiğnenmiş et parçası arasında çok büyük benzerlik vardır. Bu tıbbî bir terim olarak, kan pıhtısının büyümesi, hücrelerinin çeşitlenmesi, bir kısmının diğer kısımdan ayrılmasından ibarettir. Burada oluşma ve ette kemik eserleri belirmeğe başlar. Kemikler oluştuktan sonra, et adale belirtileriyle teşekkül etmeye başlar. Bu, kemikleri saran hücrelerin çeşitliliği ile olur. Kemik ve adaleler ortaya çıkarken bedenin diğer organları da oluşur.
Allah Teâlâ’nın,
“Sonunda onu başka bir yaratık olarak meydana getirdik…” (Mü’minûn, 23/14) buyurması, Kur’ân’ın ne kadar ilgi çekici bir mûcizesidir. Zira cenînin ilk oluşumu, insanda da hayvanda da aynıdır. Daha sonra insan şekline çevrilmesi, bir başka yaratılışta ortaya konulmasıdır.
Cenînin geçirdiği bu merhaleler, bugün tıp ilminin keşfettiği gerçeklerdir ki Kur’ân bunu on beş asır önce bildirmiştir. On beş asır önce Arap Yarımadasında yaşayan ve okuma yazma bilmeyen birinin bunları kendiliğinden ortaya koyması insan gücü ile mümkün değildir. Bu da, Kur’ân’ın, Allah’ın vahyi olduğunun delilidir.11
Kanada’lı Prof. Dr. Keith L. Moore, embriyoloji sahasında yazdığı eserinde, insanın rahimdeki safhalarını açıkladıktan sonra bu bilgileri âyet-i kerîmelerle karşılaştırarak, ilmin Kur’ân-ı Kerîm’le mutâbakat halinde olduğu, hatta Kur’ân’ın, verdiği misâl ve tariflerle tıp ilminin önünde gittiği itirafında bulunmuştur.12
Dipnotlar:
- Afîf Abdülfettâh Tabbâra, a.g.e., s. 77.
- “Aleka”, donuk pıhtı kana dendiği gibi yapışkan şeye de denir. Bununla kasdedilen, rahimde aşılanan ve rahim duvarına yapışan ve asılan döllenmiş yumurtadır.
- “Mudğa”, yumurta hücresinin döllenmesiyle başlayan gelişme sürecinin ilk aşamasına (embriyo) denir. Bu, çiğnenmiş ete benzediği için çoğunlukla “çiğnenmiş et” diye tercüme edilir.
- “İlk yaratılışından çok farklı bir başka yaratılışla yarattık. Cansızken canlı yaptık, konuşmazken konuşur, görmezken görür, duymazken duyar, yürümezken yürür bir şekilde yaptık. Onu içiyle dışıyla mükemmel bir insan olarak yarattık.” (Bk. Fahreddîn Râzî, Tefsîr (Mefâtîhu’l-ğayb), İstanbul, 1308 h., VI,274).
- Bk. Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, V,3431-3436.
- Benzer bir âyet için bk. A’râf, 7/11.
- Ebu’l-Berekât en-Nesefî; Tefsîr, I,146; İsmail Hakkı Bursevî; Muhtasar Rûhu’l-Beyân Tefsiri, İhtisâr Eden: Muhammed Ali Sâbûnî, Çev. Abdullah Öz ve ark., I,498.
- M. Kenan Çığman, Allah Divanında İnsan, s. 82-83.
- Abdürrezzâk Nevfel, Allah ve Modern İlim, Çev. Âkif Nuri Karcıoğlu, s. 106.
- Celal Kırca, Kur’ân-ı Kerîm ve Modern İlimler, s. 175.
- Afif Abdülfettâh Tabbâra, a.g.e., s. 76-77.
- Osman Nuri Topbaş, Rahmet Peygamberinden Rahmet Esintileri, s. 180.
Kaynak: Prof Dr. Mehmet Bulut, Delilleriyle İslam Akaidi, Erkam Yayınları