Kur’an Apaçık Bir Kitap (Mübin) ise Neden Farklı Yorumlar Ortaya Çıkar?
Kur’ân’ın “mübîn” (apaçık) oluşu ile farklı yorumların ortaya çıkması arasında bir çelişki var mı? Tefsir ihtiyacı ve anlam zenginliği bu yazıda açıklanıyor.
Hazırlayan: Dr. Sadık Seymen
Kur’ân-ı Kerim’i tanımlayan en önemli özelliklerden biri “mübîn” (apaçık) olmasıdır. Nitekim Kur'ân-ı kerim birçok ayette kendini bu şekilde nitelemektedir (Hicr 1; Yâsîn 69; Yusuf 1; Şuarâ 2; Kasas 2).
Bununla birlikte yorum farklılıklarının bulunmasının, onun apaçık bir kitap olması gerçeğiyle çelişkili bir durum ifade edip etmeyeceği önemli bir konu ve uzun bir geçmişi olan önemli bir soru(n)dur. Bu sebeple onun apaçık olduğuyla alakalı zihne takılan şu soruların cevap bulması ve ele alınması kaçınılmazdır:
“Kur’ân’ın apaçık bir kitap olmasından maksat nedir? Apaçık olma vasfı Kur'ân’ın tamamı için mi geçerli yoksa onun bir kısmını mı içine almaktadır?” Bu soruların cevap bulmasıyla birlikte yorum farklılıklarının ele alınması ve farklı muhataplarda farklı anlam kümelerinin oluşmasına dair değerlendirmeler yapılması daha isabetli ve tutarlı olacaktır.
KUR’ÂN’IN APAÇIK BİR KİTAP (MÜBÎN) OLMASINDAN MAKSAT NEDİR?
Sözlükte “mübîn”, Arapça (ب ي ن) B-Y-N kökünden türetilmekte ve ortaya çıkmak, aydınlanmak, ayrışmak ve görünür kılmak anlamlarına gelmektedir (Fîrûzâbâdî, 2/110; İbn Manzûr, 13/62-68).
Bununla birlikte bazı tefsirlerde bu kelimenin hem apaçık, zâhir ve görünür olan anlamına geldiği (Taberî, 14/5; Mâturîdî, 6/419) hem de açıklayan, beyan eden ve görünür kılan (muzhir, mübeyyin) anlamına geldiği ifade edilmektedir (Zeccâc, 2/161; Mâturîdî, 6/419; Zemahşerî, 3/346; Zerkeşî, 1/279).
Kur’ân’ın “apaçık (mübîn)” vasfıyla ifade edilmesinin önemli nedenlerinden biri, kafa karışıklıklarını, şüpheleri ve belirsizlikleri gidermesidir. Nitekim Kur’ân, Arapçanın belagat ve fesahatini en üst seviyede kullanarak bir anlam örgüsü inşa etmiş ve diğer dillerden farklı olarak hem îcâzıyla (vecîz) hem de i’câzıyla (mucize-aciz bırakan) benzersiz bir metin olarak nazil olmuştur (Cessâs, 2/6-10; İbn Kesîr, 4/365).
Kur’ân’ın Apaçık (Mübîn) Olduğu Hususlar
Kur’ân-ı Kerîm, konuları farklı anlatım biçimlerini kullanarak beyan etmektedir. Bununla birlikte bazı konuları doğrudan ele almakta ve herhangi bir kapalılığa, farklı yorum veya tevile mahal bırakmamaktadır.
Söz gelimi itikad-inanç ile alakalı mes'eleler, helaller ve haramlar şeklindeki emirler ve nehiyler, insanın hidayete ulaşmasına vesile olacak unsurlar yahut dalalete-sapkınlığa sebebiyet verecek konular Kur'ân-ı kerimde sarih ve açık bir şekilde ele alınan konuların başında gelmektedir (Râzî, 2/261, 26/305; Ebussuûd Efendi, 5/63; Rifâ`î, 23-25). Bununla birlikte Kur'ân’ın önemli bir yekununun ifade eden kıssalar ve geçmiş milletlere dair misaller de ibret alınması için apaçık şekilde zikredilen konular arasında yer almaktadır (Ebussuûd Efendi, 4/250; İbn Âşûr, 12/200-201).
KUR’ÂN APAÇIK İKEN NEDEN TEFSİRE İHTİYAÇ DUYULUR?
Ayetlerle alakalı yapılan tefsirlerin birçok sebebi bulunmaktadır. Bu sebeple herhangi bir ayetin tefsir edilmesini, o ayetin kapalı olmasıyla açıklamak, hem metodoloji olarak tefsir ilmini bilmemekten hem de ayetlerin niçin tefsir edildiğini kavrayamamaktan kaynaklanmaktadır. Bu sebeple tefsire duyulan ihtiyaç sadece ayetlerin anlaşılmamasından kaynaklanmamaktadır. Nitekim Kur’ân’ın tefsirine ihtiyaç duyulmasının nedenleri arasında, söz sahibinin yüceliğini ortaya çıkarmak da bulunmaktadır. Nitekim Kur'ân-ı kerim herhangi bir beşer kelamı gibi değerlendirilmemelidir. Yani Allah Teâlâ bazı ayetlerde az kelimeye derin anlamlar yüklemektedir.
Bazı ayetlerde Arapçanın kelime ve dil yapısından kaynaklı farklılıklar kullanılabilmektedir. Bunun sebepleri arasında ise ilgili ayetin mecaz anlamda kullanılmış olması, müşterek lafız kullanılması veya dolaylı anlatım tercih edilmesi gibi gerekçeler bulunmaktadır. Dolayısıyla sözün edebî özellikleri neticesinde çoklu anlama elverişli olması, metnin bir kusuru değil, söz sahibinin “yüceliğinin” bir göstergesidir. (Zerkeşî, 1/14)
Tefsirde İhtilaf Türleri ve Anlam Zenginliği
Nitekim Tefsirlerdeki yorum farklılıklarını meşrulaştıran usulî ölçüt, “tegâyür ihtilafı” (farklı ama çelişmeyen yorumlar) ve “tezâd ihtilafı” (çelişen yorumlar) ayrımına dayanmaktadır. Tezâd olan yani bir araya gelmesi mümkün olmayan farklılıklar câiz değildir. Müfessirler arasında görülen tefsir farklılıkları, mantıksal bir çelişki değil, tutarlılık içinde olan yani bir araya getirilmesi imkânsız olmayan anlam zenginliğidir. Tefsirlerdeki yorum farklılıkları, birbirini çürüten anlamsız çelişkiler (tezâd) değil, metnin anlam ufkunu genişleten tutarlı bir zenginliklerdir (tenevvüdür) (İbn Kuteybe, 33).
Ayrıca Kur’ân’ın her ayeti yukarıda bahsedilen temel konular haricinde herkes tarafından aynı şekilde anlaşılmayacak bir anlam zenginliğini de ihtiva etmektedir. Bu durum onun “aynı şekilde anlaşılabilecek bir kitap olma yoksunluğundan” değil, her okuyanın kendi birikimi, ilmi, duygu ve düşünce dünyası içinde farklı anlamlar elde edebileceği yoğunlukta ve belağatta bir kitap olmasından kaynaklanmaktadır.
KUR’ÂN’DA TEBYÎN, TATBİKAT VE ANLAM KATMANLARI
Allah Teâlâ bazı ayetleri, ne Hz. Peygamber'in (s.a.v.) beyan etmesine ne de herhangi bir müctehidin ictihadıyla anlaşılır hale getirmesine ihtiyaç bırakmaksızın indirmiştir. Bununla birlikte bazı ayetler, hem Hz. Peygamber (s.a.v.) döneminde beyan ve tatbik edilmeye hem de sonraki dönemlerde ictihad yapılarak açıklanmayı gerektirecek şekilde nazil olmuştur.
Bu durum, özü itibariyle Kur'ân’ın apaçık olmamasından değil, tatbik ve icra edilmeyi gerekli kılmasından dolayıdır. Nitekim bu durum, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) peygamberlik görevleri arasında olduğundan, Kur'ân’ın apaçık olması, Hz. Peygamber'e (s.a.v.) ihtiyaç duyulmaksızın bir kitabın nazil olması anlamına gelmediği gibi O’nun (s.a.v.) tamamen devreden çıkarılması anlamına da gelmemektedir. Bu sebeple bazı ayetler tatbikata ve beyana ihtiyaç duymazken bazı ayetlerin icra ve tatbikatı gerekmektedir.
Söz gelimi ayette “Namaz kılın!” ifadesi geçmektedir ancak namazın kaç rekât olduğu ya da nasıl namaz kılınacağına dair bir bilgi verilmemektedir. Bu durum Kur’ân’ın apaçık olmasıyla çelişmemektedir. Çünkü Kur’ân, bu açıklamayı Hz. Peygamberin (sav) tebliğine, uygulamalı açıklamalarına (tebyîn) bırakarak tutarlı ve tatbik edilebilir bir yapı ortaya koymuştur.
Tefsirde Açıklama Yöntemleri ve Kur’an’da Çok Anlamlılık
Anlamların açıklığa kavuşması kimi zaman bir ayetin diğerini açıklamasıyla kimi zaman Hz. Peygamberin (s.a.v.) uygulamasıyla kimi zaman da Arap dilinin imkanlarıyla mümkün olabilir. Literatürde birçok önemli eser bu durumu “merâtibü’t-tebyîn”; yani açıklayıcılığın dereceleri olarak ifade etmektedir (Hattâbî, 26).
Kur'ân her bir anlamı müstakil ve farklı kelimelerle ifade etmek yerine çoğu zaman aynı kelime ile birden fazla anlamı kastedebilmektedir. Bu duruma Arapça kelime yapısı ve çekimlemesi de müsaade etmektedir.
Söz gelimi “hidayet” kelimesinin Kur’ân’da farklı çekim ve türevleriyle birlikte on yedi farklı anlamda kullanılmaktadır. (Mukâtil, 19-25) Bu durum ise Kur'ân’ın îcâzı ve belagati kapsamına girdiği gibi onun kapalı bir kitap olarak algılanmasının da önüne geçmektedir.
Kur’an’daki kelimelerin anlamlara nasıl delalet ettiği, özel bir ilim dalıdır. Daha çok fıkıh usûlü konuları içinde ele alınan, Kur'ân ilimleri sahasında yazılmış literatürde incelenen söz konusu lafız-anlam ilişkisi bir kelimenin açık veya kapalı oluşuna göre farklı kavramlarla ifade edilmektedir.
Bazı kelimelerin muhkem, yani tevil ve neshi (hükmün ortadan kaldırılması) kabul etmeyecek şekilde nazil olmasına rağmen bazı kelimelerin müteşâbih, yani Şârî’nin kastının ne olduğunun hiçbir zaman tespit edilemeyecek şekilde nazil olması, Kur'ân’ın çok yönlü ve derinlikli bir anlam katmanına sahip olarak nazil olduğunu göstermektedir. Nitekim bu durum, Kur'ân lisanıyla da ifade edilmekte ve bazı ayetlerin muhkem, bazılarınınsa müteşâbih şekilde indirildiği beyan edilmektedir (Âl-i İmrân 7).
KUR’ÂN’DA MÜTEŞÂBİH ÂYETLERİN HİKMETİ VE ANLAM ÇEŞİTLİLİĞİ
Müteşâbihin Kur’ân’da bulunmasıyla ilgili olarak İslâm âlimleri çeşitli açıklamalar yapmışlardır. Eğer Kur’ân’ın tamamı aynı seviyede açıklığa sahip olsaydı, bilgi sahibi olanlarla olmayanlar arasında bir fark kalmaz, düşünme ve araştırma çabası da sınırlı kalırdı (İbn Kuteybe, 58).
Kur’an’da Anlama Seviyeleri ve Çok Katmanlı Hitap Yapısı
Hâlbuki Kur’ân, “Düşünmüyor musunuz?” (en-Nahl 16/17) buyurarak insanları akletmeye ve anlam üzerinde düşünmeye sevk etmiştir. Diğer taraftan müteşâbih ve birden fazla yoruma elverişli ifadeler, Kur’ân’ın anlam imkânlarını tek bir yorumla sınırlandırmamış, onun farklı tarihsel ve toplumsal şartlar içerisinde yeniden anlaşılabilmesine imkân sağlamıştır. Tefsir, fıkıh, kelâm ve belâgat gibi disiplinlerin ortaya çıkıp gelişmesi de âlimlerin lafızların anlam ihtimallerini belirleme, naslar arasındaki ilişkiyi açıklama ve Kur’ân’ın hükümlerini farklı zaman ve şartlara tatbik etme çabalarının bir sonucudur.
Benzer şekilde şu da itibara alınabilir: Kur’ân metninin tek bir muhatap kitlesine değil, farklı kavrayış seviyelerinin tümüne aynı anda hitap edecek şekilde vahyedilmesi, hedeflenen pedagojik kazanımlara ulaşmak amacıyla çok-vecihli ı bir lafız yapısının tercih edildiğini gösterir. Kur’ân’ın indiği zamandaki muhataplarının da anlama seviyeleri bir değildi.
Kur’ân’ın zâhirini ve temel hükümlerini biliyorlardı; ama inceliklerini ya Hz. Peygamber’e sual sorma yoluyla ya araştırma ya da derin düşünme sonrasında anlayabiliyorlardı. (Zerkeşî, 1/14)
KUR’ÂN’IN MÜBÎNLİĞİ İLE YORUM FARKLILIKLARI ARASINDAKİ İLİŞKİ
Yapılan değerlendirmeler, Kur’ân’ın farklı şekillerde yorumlanabilmesinin onun “mübîn”, yani apaçık bir kitap olmasıyla çelişmediğini göstermektedir. Zira Kur’ân’ın mübîn olması, bütün ayetlerinin herkes tarafından aynı düzeyde ve yalnızca tek bir anlamla anlaşılması demek değildir.
Bu vasıf, öncelikle Kur’ân’ın hakkı bâtıldan ayırması, insanlara hidayet yolunu göstermesi ve temel inanç, ahlâk ve davranış ilkelerini açıklaması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Kur’ân’ın apaçıklığı, metnin tekdüze ve bütün anlam ihtimallerine kapalı olmasıyla değil, temel mesajının açık ve yol gösterici olmasıyla ilgilidir.
Kur’ân’ın bünyesinde yer alan vücûh ve nezâir, muhkem ve müteşâbih ayrımı, mecaz, müşterek lafız ve iltizamî delâlet gibi dilsel ve anlamsal özellikler ise onun farklı anlam katmanlarına sahip olduğunu göstermektedir.
Veciz bir nazımla derin anlamların ifade edilmesi ve ayetlerin farklı bilgi ve kavrayış seviyelerindeki muhataplara hitap etmesi, yorum çeşitliliğini metnin bir kusuru olmaktan çıkararak onun belâgat ve i‘câzının bir göstergesi hâline getirmektedir. Bununla birlikte her yorum farklılığı aynı değerde kabul edilmemelidir.
Âlimlerin “tegâyür” ve “tezâd” şeklinde yaptıkları ayrım, birbiriyle bağdaşabilen ve metnin anlam alanını genişleten yorumlarla birbirini dışlayan çelişkili yorumların aynı kategoride değerlendirilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Buna göre tefsirlerde karşılaşılan ve usul ölçüleri içerisinde kalan farklılıklar, Kur’ân’ın apaçıklığını ortadan kaldıran bir çelişki değil, onun tutarlı ve çok yönlü anlam zenginliğinin bir sonucudur.
Kaynaklar:
- Cessâs, Ebû Bekir Ahmed b. ʿAlî er-Râzî el-. el-Fusûl fi’l-ʾUsûl. Vezâretu’l-ʾEvkâfi’l- Kuveytiyye, 1414.
- Ebussuûd Efendi, Mehmed. İrşâdü’l-ʿaḳli’s-selîm ilâ mezâya’l-Kitâbi’l-Kerîm. Dâru İhyâi’t-türâsi’l-Arabî.
- Fîrûzâbâdî, Ebû Tâhir Muhammed b. Yakub. Besâirü Zevi’t-Temyîz fî Letâifi’l-Kitâbi’l-Azîz. el-Meclisü’l-A’lâ li’ş-Şuûni’l-İslâmiyye, 1973.
- Hattâbî, Ebû Suleymân Hamd b. Muhammed b. İbrâhîm b. el-Hattâb el-Bustî el-. Beyânu İʿcâzi’l-Kurʾân. Editör Muhammed Halefullâh ve Muhammed Zaġlûl Selâm, 3. bs., y.y., 1976.
- İbn Âşûr, Muhammed Tâhir. Tefsirü’t-Tahrîr ve’t-Tenvîr. ed-Dârü’t-Tûnusiyye li’n-Neşr, 1984.
- İbn Kesîr, Ebü’l-Fidâ İsmail b. Ömer. Tefsîrü’l-Kur’âni’l-Azîm. Editör Sâmi b. Muhammed es-Selâme, Dârü Taybe, 1420.
- İbn Kuteybe, Ebû Muhammed Abdullâh b. Muslim. Teʾvîlü müşkili’l-Kurʾân. Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2002.
- İbn Manzûr, Ebû’l-Fadl Muhammed b. Mukerrem b. ʿAlî Cemâluddîn b. Manzûr er-Ruveyfiʿî. Lisânü’l-ʿArab. Dâru Sâdır, 1414.
- İsfahânî, Ebu’l-Kâsım Hüseyin b. Muhammed b. Mufaddal Râğıb el-. el-Müfredât fî ğarîbi’l-Kur’ân. Dâr-ul- Ma’rife.
- Mâturîdî, vd. Tefsîru’l-Mâturîdî. Dâru’l-Kütübi’l-ʿİlmiyye, 2005.
- Mukâtil b. Süleymân. Tefsîru Mukâtil b. Süleymân. Dâru İhyâi’t-Türâs, 1422.
- Mukâtil, bin Süleyman. el-Vücûh ve’n-Nezâir. 2. bs., Mektebetü’r-Rüşd, 2011.
- Râzî, Ebû Abdillâh Fahrüddîn Muhammed b. Ömer. Mefâtîhu’l-Gayb. Dârü İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 1999.
- Taberî, Ebû Cafer Muhammed b. Cerîr. Tefsîrü’t-Taberî: Câmiu’l-Beyân an Teʾvîli Âyi’l-Kur’ân. Dârü Hecr, 1422/2001.
- Zeccâc, Ebû İshâk İbrâhim b. es-Serî b. Sehl. Meʿâni’l-Ḳur’ân ve İʿrâbuhû. Editör Abdülcelîl Abduh eş-Şilebî, Âlemü’l-Kütüb, 1408/1988.
- Zerkeşi, Bedreddin Muhammed b Abdullah. el-Burhan fî ulumi’l-Kur’ân. Kahire : Dâru İhyai’l-Kütübi’l-Arabiyye, 1957.
- Rifâ`î, Mîlânâ Cemîl Fallâh. al-Vasf bi-Mubîn fī’l-Kur’ân’il-Kerîm: Dirâsah belâghiyyah. 2015. al-Câmi`ah al-Hâshimiyyah, Yüksek Lisans Tezi.
- Zemahşerî, Ebü’l-Kâsım Mahmûd b. Ömer b. Muhammed el-Hârizmî ez-. el-Keşşâf ʿan Hakâʾikı Gavâmizi’t-tenzîl ve ʿuyûni’l-ekāvîl fî vücûhi’t-teʾvîl. 3. bs., Daru’l-Kitâbi’l-Arabi, 1407.
- Zerkeşî, Bedreddin Muhammed b Abdullah. el-Burhan fî ulumi’l-Kur’ân. Kahire : Dâru İhyai’l-Kütübi’l-Arabiyye, 1957.