Konuşurken Bir Kez Daha Düşünün

TEFEKKÜR

Konuşmayı oluşturan 2 temel faaliyet nedir? Konuşma orucu nedir? Konuşurken bir kez daha düşünmemize sebep olan, tefekküre şayan hikmetler...

Eski kavimlerde, aynen bizim yemeden içmeden icra ettiğimiz oruç ibadetinin benzeri olarak "konuşma orucu" varmış. İnsanlar için yeme-içme neyse konuşma da o denli ihtiyaçtır iddiasına en kuvvetli delil bu olsa gerek. Bu kadar zor yani konuşmamaya tahammül etmek. Konuşmanın toptan olmaması bir yana istenen kalitede olmaması bile çok can sıkıcı olsa gerek. “Ey rabbim, göğsümü aç, genişlet, işimi kolaylaştır, dilimde bulunan düğümü çöz de, anlasınlar beni” (Taha: 25-28) diye dua etmiş “kelîmullah“ gibi konuşmayla doğrudan ilişkili bir şöhreti olan Musa aleyhisselâm bile. Bu kadar büyük bir nimet, üzerinde tefekkür edilmeyi de fazlasıyla hak ediyor doğal olarak. Önce mekanizmaya bir göz atalım:

NASIL KONUŞUYORUZ?

Konuşmayı oluşturan 2 temel faaliyet vardır:

  1. Sesin oluşması: Akciğeri dolduran havanın, havayolundan dışarı çıkarken iki yandaki ses tellerinin titreşimi ile ses, bölgedeki kaslar, diş ve dudakların hareketleri ile harf ve kelimeler oluşur
  2. Konuşma: Beynimizde her işle ilgili uzmanlaşmış alanlar vardır. Bunlardan, işleyişi az çok çözülebilmiş olanlarının da bir numarası vardır. Konuşma ile ilgili merkez 22, 44 ve 45. alanlar olarak bilinir ama seslerin duyulması, kelimelerin okunarak öğrenilmesi, gelen uyarıların işlenip tasnif edilmesi vs. dediğinizde duygunun, bilginin dile dökülmesi neredeyse beynin tamamını ilgilendirir.

Her türlü duyu organımız aldığı uyaranı, beyinde ilgili “ Brodmann“ bölgesine gönderiyor. Gelen veri işlendikten sonra Wernicke alanına iletilir. Buradaki işlemcilerde söylenecek sözün anlamına ait sinyaller oluşturulup, Broca alanına aktarılır. Gelen sinyallerin karşılığı olan kelimeler söz dağarcığından seçilir, uygun şekilde dizilir. Soyut manada cümle oluşturulur ve icracı organlara iletilir. Burada tecvid derslerinde, mahreç eğitimde de anlatılan; “bu ses gırtlaktan, bu ses dudaktan çıkacak” benzeri talimatlar verilir.

Ses telleri başrolde olmakla birlikte bölgedeki tüm yapıların bu faaliyetin varlığı ve kalitesinde belirgin katkıları olur. En basiti, nezle olduğunuzda sadece burnunuz tıkansa; klasik eğitimin üstüne şan dersleri almış kurra hafız olsanız icra ettiğiniz kıraat sizin yeteneklerinizin kalitesine yakışmaz.

İcracı organların sesin “tını” sı üzerine etkileri önemlidir ama merkez tabii ki hepsinden önemlidir. Geçirdiği felç sonucu konuşma yeteneğini büyük ölçüde kaybeden bir büyüğümüzün Kur’an-ı kerim i ezberden -tam anlaşılır olmamakla birlikte- okuyabildiğini, bazı ilahileri mırıldanabildiğini gördüğümüzde şaşırmıştık. Sonra konuşma ve müzikal yeteneklerin farklı merkezlerden yönetildiğini öğrenince olayı çözmüş olduk.

Görme, işitme gibi uyaranları alıp işleyen merkezler başta olmak üzere beynin her hangi bir bölgesinin hasarı konuşmayı en baştan engelleyebilir ama biz özellikle konuşma alanlarına bakalım:

Beyindeki uzmanlaşmış alanlardan Wernicke alanı söylenecek söze (belki anlamına demek daha doğru olabilir) karar verirken bunu uygulanacak formül haline getiren Broca alanıdır.

Bu bölgelerde (görme, işitme, duysal alan) meydana gelen hasarlarda görülen ya da işitilen kelimeleri anlama yeteneği kalkacağı için konuşma bozulur.

Oldu da Wernicke alanınız (işleme merkezi) zarar gördü. Konuşma etkilenir mi? Dışarıdan baktığınızda hayır. Hatta vitesi boşa atılmış araba gibi, daha da akıcı hale gelir. Ama anlamı olur mu diye sorarsanız cevap olumsuzdur. Hasta okuduğunu anlamaz, gördüğünü yorumlayamaz, ev adresini sorduğunuzda uzun uzun kurabiye tarifi anlatır.

Peki, tek başına Broca alanı etkilenirse? Neredeyse tam tersi bir tablo ortaya çıkar. Tutuk, zorlamayla konuşan, edat - bağlaç hiç kullanmayan ama meramını anlatan bir arkadaşınız olur.

İki problemde de altta yatan; konuşma probleminin ağzın kelime üretme yeteneğinin kaybından değil, beynin dil üretme yeteneğinin kaybından kaynaklandığını gösterir.

En anlaşılmadık nokta düşünce, bilgi, fikir, duygu gibi tamamen soyut “şey” lerin nasıl kelime, söz gibi beş duyu ile hissedilebilen, kaydedilebilen hale dönüştürüldüğüdür.

İkisi de yazı olan “pdf” yi “Word” e çevirmek bile ciddi bir teşkilat gerektirirken, beynimizdeki var olduğunu düşündüğümüz fındık kadar alan, bir türlü açıklayamadığımız bir mekanizma ile bu işi kıvırmaktadır.

Biz bir taraftan araştırmaya devam edelim, bir taraftan “yumurtaya can veren Rabbimizin hikmetin sual olunmayacağı “ gerçeğini unutmayalım.

İş konuşmanın icracı organlarına geldiğinde, dil bağı olan bir çocuğun peltek konuşması, dişlerinden birkaçı dökülmüş ya da ciddi bir hastalık nedeniyle havayolunu sağlamak için ses telleri çıkarılıp dışarıya yol açılmış hastalarda konuşmanın neredeyse sıfıra inmiş olması gibi alanlara nispeten kolay anlaşılır konular olduğu için hiç girmiyoruz.

Peki, niye girdik bu konuşma, konuşmama işine? Konuşulan sözü anlamlı bir cümle haline getirmek için bu kadar mükemmel bir sistem tasarlanmışken, büyüklerimizin “söz disiplini”ni bir ömürlük müfredat halinde karşımıza koymasını daha kolay anlarız ümidiyle…

“Hayırlı konuşmalar” niyaz ederiz.