Kasas Suresinin 37. Ayeti Ne Anlatıyor?

KUR’ÂNIMIZ

Kasas suresi 37. âyet ne demek istiyor? Firavun ve adamlarının sonunu bildiren Kasas suresi 37. ayetin Arapçası, meali ve tefsirini yazımızda bulabilirsiniz.

Kasas sûresi 37. âyette şöyle buyruluyor:

Kasas Suresi 37. Ayet Arapça:

وَقَالَ مُوسٰى رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ بِمَنْ جَٓاءَ بِالْهُدٰى مِنْ عِنْدِه۪ وَمَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ

Kasas Suresi 37. Ayet Meali:

Mûsâ dedi ki: “Kendi katından kimin hidayet getirdiğini ve bu ülkede sonunda kimin kalacağını en iyi bilen rabbimdir. Muhakkak ki zalimler kurtulamaz.” (Kasas, 28/37)

FİRAVUN VE ADAMLARININ SONU

Bilgi:

Hz. Mûsâ -aleyhisselâm-, Allah’ın emri gereği Firavun ve adamlarını uyarmak ve onları Allah’a imana davet etmek üzere gider. Ama onlar Hz. Mûsâ -aleyhisselâm-’a karşı çıkarlar. Firavun, Hz. Mûsâ -aleyhisselâm-’dan mucize ister. Bunun üzerine Hz. Mûsâ -aleyhisselâm- sihirli asası ile Firavun’un sihirbazlarını alt eder. Bu mucizeye rağmen Hz. Mûsâ -aleyhisselâm-’ı sihirbaz olmakla suçlarlar ve söyledikleri hakikatleri de kabul etmezler. Kendilerinin ve atalarının doğru yolda olduklarını iddia ederler. Hz. Mûsâ -aleyhisselâm- ise, kimin doğru yolda olduğunu en iyi Yüce Allah’ın bileceğini ifade eder.

Mesaj:

  1. Güzel son, inananların olacaktır.
  2. İnkârcılar ve zalimler için kötü bir son vardır.

Kelime Dağarcığı:

Hüdâ: Hidayet, kurtuluş; Kur’an’ın diğer bir ismi.

Âkıbet: Bir işin sonucu, karşılık, ceza veya mükâfat.

Zâlim: Zulmeden; âdil davranmayan; inkârcı; günahkâr.

Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler

TEFSİR

Kasas Suresi 37. Ayet Tefsiri:

  1. Mûsâ onlara apaçık mûcizelerimizle gelince: “Bunlar, Allah adına uydurulmuş parlak bir sihirden başka bir şey değil. Hem biz, önceden yaşayıp gitmiş atalarımız zamanında böyle bir şeyin sözkonusu edildiğini hiç duymadık” dediler.
  2. Mûsâ dedi ki: “Kendi katından doğru yolu gösteren gerçekleri kimin getirdiğini ve dünyada da, âhirette de hayırlı sonucun kime nasip olacağını elbette Rabbim çok iyi bilmektedir. Gerçek şu ki, zâlimler asla kurtuluşa eremezler.”

Hz. Mûsâ (a.s.), kardeşi Hârûn’la birlikte Mısır’a gelip Firavun ve halkını tevhide davet etti. Onlara, peygamberliğini ispat eden mûcizeler gösterdi. Fakat onlar inanmadılar. Buna gerekçe olarak da, bu mûcizelerin Allah adına uydurulmuş bir sihir olduğunu ileri sürdüler.

Üstelik daha önce ataları arasında böyle bir şeyin duyulmadığını iddia ettiler. Halbuki daha önce Yûsuf (a.s.) Mısır halkını tevhide davet etmişti. (bk. Mü’min 40/34) Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu ki, bu kıssanın anlatıldığı Mekke döneminde de müşrikler, Resûlullah (s.a.s.)’e inanmamakta direniyor, getirdiği Kur’an ve gösterdiği mûcizeler için “Bunlar, uydurulmuş sihirden başka bir şey değil. Biz daha önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık” diyorlardı. Demek ki her peygamber döneminde küfrün mantık ve psikolojisi aynı şekilde işliyordu. Haklı bir delile dayanmaksızın, sırf demagoji yaparak hakkı inkâra ve iptale çalışmak bütün kâfirlerin ortak özelliği idi. Buna karşı Mûsâ (a.s.)’ın sağlam ve metânetli duruşu da, bütün peygamberlerin vazifelerini ifa ve bu uğurda zorluklara katlanmadaki ortak özelliklerini ortaya koymaktadır.

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com