Kainatı Tefekkürün Önemi

TEFEKKÜR

Kainatı tefekkürün manevi kazanımları nelerdir? Vâkıa suresi 68-70. ayetler neden "Şükretmeniz gerekmez mi?" buyuruyor?

Cenâb-ı Hak, semâyı tefekküre davet ediyor. Semâda; yeryüzündeki kum taneleri sayısınca yıldızlar, gezegenler, gök cisimleri... Rabbimiz; semâyı, bize korunmuş tavan kılmış. Tefekkür derinliği için, yıldızları semânın kandilleri eylemiş. Semâda; havsalamızın alamayacağı kadar muazzam sayılar, büyüklükler, genişlikler ve uzaklıklar var.

Cenâb-ı Hak, yıldızların düştüğü ve doğduğu karadeliklere yemin ediyor ve şöyle buyuruyor:

“Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki; bilirseniz bu, gerçekten büyük bir yemindir.” (el-Vâkıa, 75-76)

«Yıldızın yeri» olarak tercüme edilen ifade; «mevki»dir ki, düşülen yer mânâsına da gelir. Günümüz fizik ve astrofizik uzmanları; «yıldızların mevkileri»nden maksadın, onların doğdukları beyaz delikler ve ölüp kayboldukları karadelikler olduğunu ifade ederler. İnsanlık ancak teleskopun îcâdından uzun bir zaman sonra 19 ve 20. asırlarda fezâya dair mâlûmâtını bir miktar vuzûha kavuşturabilmiştir.

Yakın semâmızda ise, atmosferi tefekkür edelim:

Güneşin ışığı; fezânın karanlık boşluğunda, âdetâ bir paketin içinde gelir ve dünya semâsında «gündüz» dediğimiz aydınlığa vesile olur. Atmosferdeki azot, oksijen ve diğer gazların nisbeti, tam ihtiyaç duyduğumuz hassâsiyet içindedir. Atmosfer, güneşin zararlı ışınlarını emer. Küçük çaplı göktaşlarını sürtünmeyle eritir.

Hiçbir ateist, yarın havanın oksijeni değişir ve bozulur mu diye; «Bir oksijen tüpü ile gezeyim...» demez. Onlar bile bu ilâhî nizâma itimat hâlindedir.

Semâ denince tefekkür edeceğimiz bir husus da, yağmur nimetidir. Okyanus ve denizlerdeki su; dâimâ güneşin hararetiyle buharlaşır, âdetâ semâda rafine edilip yeniden dünyaya ölçülü bir şekilde, yağmur ve kar hâlinde tekrar bahşedilir. Ya o su, tuzlu veya asitli olsaydı?

ŞÜKRETMENİZ GEREKMEZ Mİ?

Âyet-i kerîme tefekküre davet ediyor:

“Ya içtiğiniz suya ne dersiniz?

Buluttan onu siz mi indirdiniz yoksa indiren Biz miyiz?

Dileseydik onu tuzlu yapardık.

Şükretmeniz gerekmez mi?” (el-Vâkıa, 68-70)

Cenâb-ı Hak; muazzam bir rafine sistemiyle onu arındırdı, bağlar-bahçeler onunla âbâd oldu. Diğer taraftan da yer altı pınarlarında kıymetli minerallerle suyu tatlandırdı, bereketlendirdi, bize ikrâm etti.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Ekim, Sayı: 260