İyiliği Emretmek ve Kötülükten Sakındırmak Ne Demektir?

VİDEOLAR

Abdullah Sert Hocaefendi, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmanın bireyden topluma uzanan sorumluluk bilinci ve İslâm’da hayra davet açısından önemini anlatıyor.

İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak (emr-i bi’l ma‘rûf nehiy ani’l münker) kavramı, bireyden topluma uzanan sorumluluk bilinci ve İslâm’da hayra davetin önemi ele alınmaktadır.

İYİLİĞİ EMRETMEK VE KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRMAK NEDİR?

Ve Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:

“Ve’l-emri bi’l-ma‘rûf ve’n-nehyi ani’l-münker…”

Evet, anlamışsınızdır âyeti zaten.

Sizin içinizden, şu ümmetin içinden, bu Müslümanların içinden insanları hayra davet eden bir öncü topluluk olsun. Öyle herkes dünyaya kaptıracak, herkes işinde gücünde yok. Bir topluluk da çıksın; cadde cadde, sokak sokak, kitap kitap, radyo radyo, televizyon televizyon… Nerede ne varsa bütün imkânlarıyla insanları hayra davet edecek. “Yed‘ûne ile’l-hayr” yani hayra çağıranlar…

Hayır o kadar çok ki; yoldan bir eziyeti kaldırmaktan başlıyor. Yani insanları hayra davet… “Aman bak şu hayrı yapalım kardeşler” diye misal olarak.

Sonra bir de iyiliği emretsin, kötülükten alıkoysun. Tabii burada emir, sadece “şu iyiliği yap” manasında değil; hayra davetin bir farklı boyutu… İyiliği inşa etmek, yeryüzünde “ma‘rûf” dediğimiz güzelliği insanlığa anlatmak… İşte onlar kurtuluşa ermişlerdir.

Peki cümleyi biraz farklı tercüme edersek nedir? Kurtuluş nerede hocam? Ümmetin içinde hayra çağıran bir topluluk meydana getirmekte, iyiliği emretmekte, kötülükten alıkoymakta. Evet, kurtuluş burada.

Bunu yapmıyorsa insan, kendi içinde iyiliği kendine emretmiyorsa, kendini kötülükten alıkoyamıyorsa, ilk önce kendi içimizde kendimiz kendimize iyiliği emredeceğiz:

“Ey nefis, şu iyiliği yap. Ey nefis, şu kötülüğü sakın yapma. Emrediyorum sana.”

Bir ara Altınoluk dergisinde güzel bir kapak olmuştu: “İktidar alanını İslâmlaştırmak.”

Tabii onu herkes tanır; iktidar deyince millet Ankara’yı anlıyor sadece. Yani iktidar şurası… Oysa iktidar elimizdir, gücümüzdür. Bu ele gücümüz yetiyor mu arkadaşlar? Dilimize gücümüz yetiyor mu? Yetsin.

Bir İslâm büyüğünün çok güzel bir sözü var. Gençler ve gençlik toplantısında diyor ki:

“Siz İslâm’ı kendi vücudunuzda iktidar hâline getirin, Allah onu sizin toplumunuzda iktidar hâline getirir.”

Sizin de kendi vücut mülkünüzde muktedir olun. Elinize muktedir olun, gözünüze muktedir olun, dilinize muktedir olun, malınıza muktedir olun, evinize muktedir olun.

Bakın, evdeki iktidarı sağlamadan masa başında dünya iktidarına talip olmak olmaz.

Ama böyle bir ufkumuz var mı? Var. O zaman nereden başlayacak? Önce kendimizden.

Elimize baktığımızda “bu ele benim gücüm yeter” diyebilmeliyim. Dilime, gözüme, kalbime hâkim olabilmeliyim. İşte kendi iktidar alanımız budur.

Sonra evimiz… Bu evde Allah’ın nizamı geçer mi, geçmez mi? Evde terör estirmeyeceğiz haşa. Ama bunun bir usulü, bir üslubu var.

Evimiz Müslüman evi olsun. Evimizin de Müslüman bir dekoru olsun.

Bazı evlere bakıyoruz; çok farklı. Bir eve girdiğiniz zaman çoğu zaman evin kimliğini görüyorsunuz. Kimi evlerde hat levhası var, âyet-i kerime var, eşyalar ona göre düzenlenmiş, bir köşede seccade var, kitaplara bakıyorsunuz belli…

Ben latife yapayım: Bir eve girdiğimde önce kitaplığa bakarım. Çünkü evin kitaplığı, evin kimliğini gösterir. Ne okunuyor o evde? Kaç tefsir var, kaç hadis var? Hangi kitaplar var? İnsan oradan o evin dünyasını anlar.

Onun için evlerimiz önemli kıymetli kardeşlerim. “İktidar alanı” derken evimizin içinden başlıyor.

Bazı evlere bakıyorsunuz, tabiri caizse put sergisi gibi… Evet, putperestlik kalktı ama farklı farklı heykeller, objeler… “Sanat eseri” deniyor ama bizim o sanatla işimiz yok. Bizim sanatımız yazıdır, hat sanatıdır.

Bulunduğumuz mekânlar, iş yerlerimiz de aynı. Her yer bize o mekânın kimliğini söyler.

Kısacası dış dünyamız ile iç dünyamız çok yakından bağlantılıdır.

Onun için önce kendi içimizde iyiliği emredeceğiz, kötülükten kendi iç dünyamızı koruyacağız ki kurtuluşa erenlerden olalım.