İslâmî Neşriyat Neden Gerekli?

KİTAPLIK

Gençliği ve toplumu İslâmî değerlerle buluşturmak, hayra vesile olmak için neşriyatın önemi her zamankinden daha büyük. İşte bu rehber, yayınların toplumdaki rolünü ve etkisini açıklıyor.

Mü’min bir toplumun akıl ve gönül dünyasını îman ve Kur’ân ile ihyâ ve inşâ etmede neşriyatın önemi mâlûmdur. Ancak şu bir hakikattir ki, bu mevzunun ehemmiyeti herkes tarafından gerektiği kadar idrâk edilememektedir. Peki, neşriyatın gerçek değerini hakkıyla kavrayabilmek için nasıl bir bakış açısına ihtiyaç vardır? Osman Nûri Topbaş Hocaefendi açıklıyor.

NEŞRİYAT VE YAYINLAR: HAYRA VESİLE OLMANIN YOLU

–Hepimiz görüyoruz:

Karşımızda globalleşen bir dünya var. Biz de o dünyanın tam ortasında yaşıyoruz. İnternet ve televizyon, kıtalardan kıtalara, şehirlerden köylere, en ücrâ köşelere kadar ulaşıyor. Dünyanın bir ucunda yaşayan bir insan dahî, internet ve televizyonda kendisine sunulan âlemin içine giriyor. O kişinin ahlâkı, seyrettiği televizyonun ahlâkı oluyor.

O kişinin karakteri, takip ettiği internetin karakteri oluyor. O kişinin fikir dünyası da okuduğu kitapların ve dergilerin fikriyâtı oluyor.

Bu sebeple; tebliğ vasıtası olan İslâmî eserleri ve neşriyâtı ön plâna almak, selâmetimiz için zarûrîdir. Hâl-i hazırdaki gençliğimize ve istikbaldeki gençliğimize; İslâm’ın muhtevâsını, hayat nizâmını ve dünya görüşünü her türlü vasıta ile tâlim ve tebliğ etmemiz gerekmektedir.

Kur’ân-ı Kerim’de 11 yerde «emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l-münker / iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak» mevzuuna temas edilmektedir.

Âl-i İmrân sûresinin 110’uncu âyet-i kerîmesi bu âyetlerden biridir. Rabbimiz bize bir vazife tevdî ederek şöyle buyurmaktadır:

“Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız...” (Âl-i İmrân, 110)

Evvelâ mü’min, kendisini inşâ edecek. Kendisi «hayırlı bir insan», bir «rahmet insanı» olacak. Dînin bir temsilcisi olacak. İslâm’ın şahsiyet ve karakterini sergileyerek, «emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l-münker»de bulunacak.

Sahâbe sözde değil, özde ve fiilde sahâbeydi. Hâlleri ve davranışlarıyla îmanlarını ortaya koyuyorlardı. Cenâb-ı Hak da bizlere; «Onlara tâbi olan ihsan sahipleri» yani ashab gibi olmamızı emrediyor. (Bkz. et-Tevbe, 100)

İşte bizleri bu kıvâma ulaştıracak gayret ve vazifelerin gerçekleştirilmesinde en yaygın vasıta; gönül sohbetleri ve o sohbetlere kaynak olan dergiler, kitaplar, yazılı, sesli, görüntülü yayınlar, yani neşriyattır. 

Bunlar da emr-i bi’l-mârûfu gerçekleştirme vasıtalarıdır. Bu gayretlerin içerisinde bulunan, bu neşriyâtı hazırlayan, teknik olarak hizmet eden, abone olan, yayılmasına hizmet eden ve temsilcilik yapan herkes bu hizmetin içindedir. Bu dâvânın içindedir. Hâl ve istikbaldeki muhataplarına bu tebliğ mektuplarının ulaşmasında emeği geçen herkes, Allâh’ın izniyle sonsuz ecir ve mükâfatlardan nice nasipler alır.

Birisi meselâ Yüzakı Mecmûamız’dan bir spot okusa, bir makale okusa da istifâde etse; bu fayda, emeği geçen herkes için çok büyük bir nimet ve ecirdir. Sadaka-i câriyedir.

Efendimiz buyuruyor:۪

“Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.” (Tirmizî, İlim, 14) Her türlü hizmete vesile olan, vesile olduğu kadar ecre nâil olur.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile Mülâkatlar, Yüzakı Yayıncılık